• 1
    transfer ettiğimiz yabancı oyuncularımızın, zaman içerisinde kulübümüzle güçlü şekilde bağ kurmaları, galatasaray'a karşı aidiyet duygusu hissetmeleri, galatasaray'ı benimsemeleri, galatasaray'dan ayrılsalar bile pek çok zaman bir galatasaray taraftarı gibi davranmaları, fırsatını bulunca sami yen'e maça gelmeleri veya florya'yı ziyaret etmeleri, galatasaray'da oynadıkları dönemle ilgili konuşurken hakkımızda hep olumlu ifadeler kullanmaları, galatasaray taraftarını ne kadar çok sevdiklerini her fırsatta söylemeleri, kısacası galatasarayla kaynaşmaları ve bizden biri olmaları durumudur.
    bu durum, eskiden formamızı giymiş ve halihazırda formamızı terleten pek çok oyuncuda gözleniyor.
    bu konuya örnek oluşturacak pek çok ismi bir çırpıda sayabiliriz.
    tarik hocic, prekazi, simovic, taffarel, mondragon, muslera, hagi, song, kewell, eboue, ujfalusi, riera, melo, elmander, sneijder, drogba, bruma, denayer, onyekuru, linnes, falcao, andone, lemina, luyindama gibi kimi halen formamızı giyen kimi geçmişte formamızı giymiş olan futbolcular galatasaray'a bağlılıklarını, galatasaray'ın onların kalbinde nasıl yer ettiğini her fırsatta yineliyorlar.
    sözünü ettiğim durumun birkaç sebebi var.
    galatasaray'ın kültürü, ananeleri yabancı futbolcularımızın takımla kaynaşmasını sağlıyor.
    galatasaray'ın genlerine yerleşmiş olan "galatasaray bir his takımıdır." mottosu yabancı oyuncularımıza da sirayet ediyor.
    arkadaşlığın, takımdaşlığın üst düzeyde olması, yabancı futbolcularımızın takıma olan aidiyet duygusunu da beraberinde getiriyor.
    özellikle fatih hoca başımızdayken takımdaki aile ortamını çok iyi şekilde sağlıyor.
    bu sayede yabancı oyuncularımız, büyük bir ailenin değerli üyeleri olduklarını, galatasaray ailesinin parçası olduklarını samimi şekilde hissediyorlar.
    pek tabii ki bu samimiyet hali, "mış" gibi yaparak olacak bir şey değil.
    fatih hoca, içten, sıcak kanlı, babacan ve oyuncularına kendisini sevdiren, onların gönüllerini kazanan bir teknik adam.
    örneğin onyekuru fatih terim'e "babam" diyor.
    gol atıyor, kenara gelip fatih terim'i kucaklıyor.
    bu sevgi yapay bir sevgi değil.
    zorla olacak bir şey değil, insanın içinden gelmesi gereken bir duygu.
    galatasaray'ın zaten kültüründe var olan birliktelik duygusu, hocanın da insani özellikleriyle bir araya gelince ortaya işte bu kaynaşmışlık hali çıkıyor.
    denayer'i hatırlayalım.
    çocuk 2016-2017 yaz transfer sezonunda havaalanında bekledi bize imza atmak için ve transferi olmayınca ağladı.
    1 sene sonra, 2017-2018 yaz transfer sezonunda da muradına erdi. o anki mutluluğunu sanırım herkes hatırlar.
    aşağıya alıntılayacağım sözleri, denayer'in galatasaray'ı ne kadar çok sevdiğinin ve kendisini galatasaray'da ne kadar iyi hissettiğinin bir göstergesi.
    "burada bana çok fazla yardım ettiler. saha içinde olsun, saha dışında olsun. ben burada kendimi evimde gibi hissettim. bu nedenden dolayı da galatasaray’a tekrardan geri gelmek istedim."
    bu örnekleri daha da çoğaltmak gayet mümkün.
    sözün özü, yabancı futbolcularımız, camiamızın onlara kucak açması ve onlara bu kulübün parçası olduklarını, bizim için değerli sporcular olduklarını hissettirmesi sonucu bizden biri oluyorlar.
    onların galatasaray'ımızla bu denli bağdaşmaları, bir galatasaraylı olarak beni ve eminim ki tüm galatasaraylıları fazlasıyla mutlu ediyor.
    boşuna dememiş gündüz kılıç
    "galatasaray bir his takımıdır." diye.