• 9645
    öyle bir sükseyle başkan seçildi ki, o günlerde dönen muhabbetler efsaneydi.
    ünal aysal 100 milyon euro bütçe ile geliyormuş, kaleci olarak buffon ile anlaşmış, drogba'yı da alacakmış, (1.5 sene sonra alındı) daha neler neler.
    ali koç başkan olduğu gün, fenerbahçelilerin hissettiklerine benzer şeylerdi.
    bu kadar büyük beklenti oluşunca ve madrid çıkarmasından sadece ujfalusi ile dönünce tartışmalar başladı.
    o günleri dün gibi hatırlıyorum. ujfalusi imza töreninde terlik giydiği için tatile gelmiş denmişti.

    https://gss.gs/3te.jpeg

    taraftarın forlan, reyes, ujfa paketinden belki de tek istemediği oyuncu gelmişti. diğerleriyse suya düştü.
    bugün hepimizin çok güzel hatırladığı elmander de sahaya çıkmadan eleştirilerden nasibini aldı. gol atamayan santrafor aldılar dendi.
    melo için bidon seçilmiş oyuncuyu aldılar, bu adam takımı sürekli eksik bırakır, çok formsuz dendi.
    listede podolski varken, transferin son günlerinde yunanistan'dan albert riera geldi. (bu biraz da arda'nın hesapta olmayan transferiyle gerçekleşti)
    muslera dahi eleştirildi. çünkü yaz boyunca transferde buffon ismi geçmişti.
    sanırım taraftarın içine sinen iki transfer selçuk inan ve emmanuel eboue olmuştu.
    ligin ilk 10 haftası inişli çıkışlı bir takım, eleştiriler yükseliyor...
    derken hoca formasyon değişikliği ile takıma ivme kazandırıyor.
    sezonun ortasına gelindiğinde semih kaya ile emre çolak gibi altyapı oyuncuları takıma dahil olmuş. engin baytar şapkadan çıkan tavşan...
    milan baros'un sakatlık problemi var. bir yabancı hücumcu alınması kararlaştırılıyor. gündemdeki oyuncular podolski ve shaqiri.

    https://gss.gs/FZZ.jpg

    shaqiri kap'a bildiriliyor, transferi neredeyse bitmek üzere. son anda bir pürüz çıkıyor ve kulübü bayern münih ile anlaşıyor.
    baros sakat, shaqiri olmuyor, transfer dönemi bitmek üzere, son anda necati ateş transferi ve çarşıdan aldım shaqiri eve geldim necati esprileri...
    necati'nin transferinde gerçekten de ortalık kaos alanına dönmüştü.
    hocanın istediği oyuncular alınmadı mı, alındı. bunların başında yiğit gökoğlan gelir.
    ancak forlan, reyes, podolski, shaqiri gibi transferler yapılamadı. yerlerine riera, elmander gibi isimler geldi.
    şimdi diyebilirsiniz ki kötü mü oldu... şu anda bunun cevabını vermek kolay. ama o günlerde kaç kişi forlan'ın yerine elmander'i tercih ederdi bunu bi düşünelim.
    o sezon trabzonspor maçında oyuna kurtarıcı olarak, karabükspor'un dahi beğenmeyip gönderdiği mehmet batdal giriyordu ve son dakika da kaçırdığı pozisyondan sonra bir daha forma şansı bulamayacaktı.

    https://gss.gs/7T7.jpg

    aynı sezon da fenerbahçe ve beşiktaş'ın güçsüz kadrolara sahip olduğu söylenir.
    fenerbahçe'nin orta sahasında baroni, emre belözoğlu, alex, beşiktaş'ta ise ernst, fernandes, quaresma, simao gibi oyuncular oynuyordu.
    muhtemelen kağıt üzerinde hiç kimse engin, melo, selçuk ve emre orta sahasını bunlardan daha güçlü görmezdi.
    varmak istediğim iki nokta var. birincisi saha içiyle alakalı. siz ne kadar kaliteli oyuncular alırsanız alın, organizasyonu daha iyi olan takım daha avantajlı oluyor.
    ikincisi ise fatih terim, ünal aysal tartışmasıyla alakalı.
    şu bir gerçek ki; o sezon yeni yönetim bütün eleştirileri fatih terim kalkanıyla bertaraf etti.
    hoca sadece saha dışında değil, saha içinde de yönetimi ipten aldı.
    podolski alınamadı, riera'dan da istediği performansı alamadı ama emre çolak'tan müthiş yararlandı.
    kazım'dan beklediği performansı, türk futbolunun sorunlu tiplerinden olan engin baytar'dan aldı.
    shaqiri alınamadı ama belki de ondan alacağı performanstan fazlasını necati'den aldı. stopere ihtiyaç vardı, semih'e şans verdi ve çok iyi katkı aldı.
    bunlar tamamen hocanın hanesine yazılacak başarılar. kimse shaqiri alınamadı ama necati daha yararlı oldu, yönetim iyi iş çıkardı diyemez.
    tabii bu katkılar alınırken, yönetime yönelik eleştiriler de duruldu.
    ünal aysal akıllı adam. futboldan anlamam diyordu ama siyasetten anlıyordu.
    fatih terim tercihiyle hem saha içinde maksimum performansı alacağı teknik direktörle anlaştı, hem de olası kötü bir gidişatta onun kredisini kullanabilecek, böylece bir kalkan sağlamış olacaktı.
    şimdi bir düşünün, ilk 10 haftalık performans düzelmese, ilk giden kim olurdu? fatih terim'in ayrıldığı bir yerde, alamadığı oyunculardan dolayı bir hayli eleştirilen yönetim yoluna devam edebilir miydi...
    paralel evrende stancu geleni geçeni atıyor, pino 3 kişiyi çalımlayıp asist yapıyor, culio da müthiş bir box to box performansı veriyor diyelim.
    adnan polat'a yönelik eleştiriler 180 derece döner değil mi...
    işte fatih terim elmander'den, melo'dan, ujfalusi'den o katkıyı alamasaydı, ünal aysal da adnan polat gibi eleştirilecekti.
    ertesi sezon hocanın istediği hemen hemen her oyuncu alındı. hem avrupa'da, hem de ligde başarı sağlandı.
    ondan sonraki sezon ne oldu ne bitti, kim hatalıydı tartışmalarına girmeyeceğim.
    iyi bir başkan olmanız için, iyi bir teknik direktöre ihtiyacınız var. takım maç kazanamazsa, kimse size büyük başkan demez.
    iyi teknik direktör olmak da başarı için yeterli değildir. birlikte çalıştığınız başkanın iyi olması gerekir.
    fatih terim'in tek başarısızlığı özhan canaydın ile. zaten kendisi de son 20 yılın en kötü başkanlarından biri. listede uzak ara dursun özbek birinci tabii ki.
    ortaçağ imparatorluklarında iki başlılık olmazdı. bu düzeni bozar ve imparatorluğa büyük zarar verirdi.
    bu iki kişi birbiriyle savaşır, hayatta kalan başa geçerdi.
    fatih terim ile ünal aysal keşke hiç savaşmasalardı. aslında iyi anlaşmalarına da gerek yoktu. birbirleriyle olan çekişmeleri ikisini de diri tutardı.
    nihayetinde biri ayrılınca, diğerinin de ömrü uzun olmadı.
    takım da yok yere fetret dönemine girmiş oldu.
    fatih terim ve ünal aysal birlikteliği devam etse, lige ambargo koymamız işten bile değildi.