• 1
    posta gazetesi yazarıdır. aşağıdaki yazıda rijkaard'ın gidişi hakkında döktürmüştür.

    --- alıntı ---
    başın öne eğilmesin güzel adam
    20 ekim 2010

    yazı boyutu: tek bir örnek yeter sanırım. alex ferguson'un manchester united'ın başına geçtiği yıl 1986. 1990 yılına kadar tek bir kupası bile yok. o yıl crystal palace'a karşı kazanılmış bir fa cup var sadece. sonrası zaten çorap söküğü gibi geliyor ama ferguson'un teknik direktör olarak şampiyonluğu yaşadığı yıl 1993. yani göreve geldikten tam 7 sene sonra şampiyonluk görüyor ve bir dünya devi yaratıyor.

    frank rijkaard böyle bir şey yaşayabilir mi bilinmez. ama bir gerçek var ki, 2000 yılından bu yana 10 teknik direktör değiştirmiş galatasaray. yani her yıla bir teknik direktör düşüyor. bunun yegâne sebebi yönetimlerin beceriksiz hamlelerinden başka bir şey değildir.

    bu ülke son derece gariptir. herkese işini öğretiriz ama bu ülkede işini yapan doğru düzgün adama rastlayamazsınız. her gelene "bu ülkeyi tanıması ve ona göre hareket etmesi lazım" diye nasihat ederiz ama bir kez bile biz başka birine ayak uydurmaya çalışmayız.

    akil verenlerin kariyerleri neydi?

    bugün akıl verenlere bakıyorum. teknik direktör kariyerleri sonlanmış, futbolculuğunda zekâ parıltısı gösterememiş yorumcu topluluğu. rijkaard'ı istemez tabii bu adam.

    çünkü frank rijkaard denen adam, futbolcu ve teknik direktörlük kariyerinde eleştiren tiplerin hayal edemeyeceği noktalara gelmiş. biz türk olarak isteriz ki, yanı başımızdaki kişi bizden başarılısı olmasın, başarılıysa da bir biçimde ayağından tutup indiririz.

    "derwall'in eline 11 tutuşturduk"

    nasıl bir ülke ki bu; koskoca derwall'in eline 11 tutuşturmaya kalkar, graeme souness-john benjamin toschak gibi adamların futbolculuk kariyerlerini bile tartışır, joachim löw-michael skibbe gibi mesleğinin başında olan adamlara "bunların futbolculuğu da yoktu, zaten bugüne kadar hiçbir başarıları da yok" diye daha geldiği ilk gün saldırmaya başlar.

    şu ülkeye gelen isimlere bak; nevio scala, vicente del bosque, luis aragonés, jean tigana, eric gerets, mircea lucescu, michael skibbe, frank rijkaard, karl-heinz feldkamp, vahid halilhodzic, george leekens.

    biz neyiz peki?

    biz türk halkı olarak kusursuz insanlardan oluşuyoruz ya, o yüzden bunların hepsinin bir kusuru var. o yok, bu yok, şu yok, yok, yok, yok. biz neyiz peki? katili kutsayan, itleri baş tacı yapan, katliamları savunan, linci haklı gören 75 milyonluk dev bir kaybeden güruhuyuz.

    o yüzden de, hiçbir altyapısı olmayan, konuşmayı bile beceremeyen birtakım adamlar geleni gideni eleştiriyor. derwall diyorum, derwall. bu ülkede derwall gibi bir adamı yerden yere vurduk, var mı daha ötesi?

    herkes bize benzesin istiyoruz

    bahanemiz de hazır: "burası türkiye, farklı dinamikleri var." bu ülkenin yegâne dinamiği kaybedenlerden oluşması. aç bak, kaç milyon üniversite mezunu işsiz, her gün kaç kişi intihar ediyor, ülkenin dört yanında mide bulandırıcı kaç tecavüz haberi oluyor?

    işte biz tam da buyuz. o yüzden de bu ülkeye gelen, eli ayağı düzgün, oturup kalkmasını biler, beyni çalışan herkesi bir biçimde sepetleyip, yerine bize benzeyen insanlar istiyoruz.

    sonra tartışıyoruz, "almanya mesut özil'i çıkartıyor, 75 milyonluk türkiye neden çıkartamıyor?" diye. daha çok tartışırız, çok konuşuruz, her mesut'un arkasından 'ah'lar, 'vah'larla dövünürüz.

    güle güle kıvırcık saçlı güzel adam. umarım yolumuz bir daha kesişmez.
    --- alıntı ---

    orjinal hali;

    http://www.posta.com.tr/....htm?ArticleID=47391
  • 2
    selçuk inan transferi ile ilgili olarak yazdığı yazı ile bizlerin tercümanı olmuştur. ellerine sağlık. yazısında nuri şahin - emanuel emenike transferleri için kulüplerinin ödedikleri bonservis ücretleri karşılaştırması da şukela olmuş.

    --- alıntı ---

    selçuk inan'a ada satın alındı (!)
    26 mayıs 2011

    selçuk inan'ın galatasaray'a transfer olmasından sonra önce toplam maliyetinin 18 milyon euro olduğu söylendi. akşam yattık, sabah uyandık maliyet 18 milyon euro'dan 21 milyona yükselmiş. birkaç hafta içinde 21 milyon euro'nun daha da artacağı endişesi, yok değil içimde (!)

    galatasaray kulübü resmi açıklama yapıyor. üstelik bu resmi açıklama kamuoyu aydınlatma platformu (açıklamanın linki) aracılığıyla istanbul menkul kıymetler borsası'na da bildirildi. halka açık bir şirket olan galatasaray sportif sınai ve tircari yatırımlar a.ş'nin, yalan bildirimde bulunması olası mı? o halde nereden çıkıyor bu 5 yıllık maliyetinin 21 milyon euro olduğu haberleri?

    galatasaray'a ancak çaya giden selçuk!

    1- selçuk inan transferi için beşiktaş, fenerbahçe ve galatasaray kıyasıya bir savaş içindeydi. özellikle fenerbahçe cephesi şampiyonlar ligi'ne doğrudan gidileceği avantajıyla bu transferin kesin olduğunu düşünüyordu. 18. şampiyonluğun apoleti de omuzlardayken, selçuk inan, fenerbahçe'ye gitmez de nereye gidecekti?

    zaten bu yüzden televizyonlarda "selçuk ancak galatasaray'a çaya gider" ya da "fenerbahçe istediği her oyuncuyu alır. selçuk da bunlardan biri. pazartesi günü açıklanacak" tarzında bol kibir soslu açıklamalar yapılıyordu. bu açıklamaların sindirilmesi güç olduğu için de böylesi bir rakam ortaya atıldı.

    rakam üstünden futbolcu ezme çabasi

    2- türkiye'de pek çok futbolcu aldığı ücretin altında ezilmiştir. "8 milyon dolarlık futbolcu ayhan" örneğini hafızası zayıf arkadaşlar için söylemek mümkün. selçuk inan, bu haberlerden sonra artık "21 milyon euro'luk" futbolcudur. bundan sonra selçuk inan'ın tökezlediği her maç sonrası, kendi seyircisi de dahil olmak üzere "bu adam bu kadar para eder mi?" cümleleri sarf edilecektir.

    yani sözün kısası, selçuk inan bu rakam altında ezilmeye çalışılmaktadır ve uzun vadede bu rakam sık sık telaffuz edilecektir.

    ya nuri çok ucuz ya da emenike çok pahali

    3- nuri şahin'e bonservis bedeli olarak verilen 10 milyon euro ortada dururken, emenike'ye verilen 9 milyon euro'luk bonservisin konuşulmamasını sağlamak ve daha birkaç hafta önce karabükspor-fenerbahçe maçı öncesi ve sonrasında yaşananları perdelemek.

    4- son olarak da, "bizden başka hiçbir yerde oynamaz" diyenlerin, kalesine yediği golün öfkesidir.

    kulübün altin anahtari da verilecek mi?

    süreç neleri getirecek, hep birlikte göreceğiz. ama ortada büyük bir yalan olduğu su götürmez bir gerçek. yakın zamanda selçuk inan'a galatasaray adası'nın verildiği de yazılıp çizilirse pek şaşırmayacağız.

    transferin psikolojik yani

    selçuk inan transferi bir sezon boyunca ezilmiş, avrupa yolu kapalı galatasaray için ciddi bir psikolojik üstünlüktür.

    "avrupa kupalarına gidemeyen galatasaray için transfer sezonu zor geçecek. futbolcuların çekim merkezi olmayacak" anlayışını yıkıp geçen bir transferdir.

    futbolculuğuna söyleyecek laf zaten yok. alex'in "türkiye'deki en iyi futbolcu" dediği selçuk inan'ın şu noktadan sonra futbolculuğunu sorgulamak, ayıptan bile öte oluyor

    --- alıntı ---

    http://www.posta.com.tr/....htm?ArticleID=73880
  • 5
    --- alıntı ---

    ne de çabuk unutuldu otto bariç

    dünden bu yana kadıköy'de yedek kulübesine yağan yabancı maddelerden ötürü alnında açılma olan hasan şaş'ın yalan söylediği ileri sürülüyor. iddiaya göre, hasan şaş, elini kulübeye vuruyor ve kanıyor, o kanı da alnına sürüyor, kurbanlık koç misalı (!)

    salı günü, ali koç'un açıklamasıyla başlayan süreç, düğmeye basılmış gibi ilerliyor. neredeyse, "aslında sahaya hiçbir şey atılmadı, onları atanlar fenerbahçeli değil" bile denilecek. bu söylenirse de, şaşırmamak gerek, kieta'ya atılan suyun galatasaray tribünlerinden atıldığını da duymuştuk, sahanın ortasına fırlatılan bıçağın sumenaltı edildiğini de.

    fatih terim'in kaşındaki açılmaya ilişkin de, birtakım aklıevveller 3 gündür yara bandıyla dolaştığını ve olayın fazlasıyla büyütüldüğünü söylüyor. 30 yıldan fazla süre futbol izleyince, insan pek çok şeyi anımsayıveriyor.

    mesela, 1998 yılındaki bir türkiye kupası maçı akla geliveriyor. türkiye kupası'nda trabzonspor'la fenerbahçe'yi karşı karşıya getiren maçta, bordo-mavililer 1-0 öne geçiyor ve sarı-lacivertliler 10 kişi kalıyor.

    bu sırada trabzonspor tribünlerinden gelen bir madde, sırtına gelen dönemin fenerbahçe tiknik direktörü otto bariç, sırtına sanki meteor fırlatılmışcasına kendini yerden yere atıyor. bariç, ambulansla hastaneye kaldırılırken, fenerbahçe başkanı ali şen, güvenlik gerekçesiyle takımı sahadan çekiyor.

    o dönem otto bariç'in yardımcılığını ve tercümanlığını yapan cemşir muratoğlu o günü şöyle anlatıyor: "otto bariç orada rol yaptı. o durumdan dolayı utandım. ancak benim görevim söylenenleri tercüme etmekti. ben de konuşmalarını tercüme etmekle yetindim. fenerbahçe 1-0 mağlup durumdaydı ve sahada 10 kişi kalmıştı. bariç bu durumda rol yaparak sonucu lehine çevirebileceğini zannetti. takımın sahadan çekilme olayı da yönetimle birlikte aldığı karardı. belki hükmen galip ilan edilebileceklerini hesaba kattılar. ancak dönemin federasyon yönetimi çok sağduyulu davrandı ve bu oyuna gelmedi.''

    cumartesi gününden bu yana, ne fatih terim, ne hasan şaş konuyla ilgili tek bir açıklama bile yapmadı, ortamı daha fazla germemek adına. ancak üstüne 'sahtekâr' sıfatı yapıştırılan hasan şaş, bugün bir açıklama yapmak zorunda kaldı, basında çıkan haberlerden ötürü.

    kendi ayıbını, başkasını suçlamakla örteceğini sanan zihniyet; hangi renkten, hangi formadan olursa olsun önünde sonunda yenilmeye mahkûmtur. bu haberleri yazdıranlar ve yazanlar belki günü kurtardığını düşünüyor olabilir fakat herkesi kendileri gibi balık hafızalı saymaları en büyük hataları. bu ülkede neler yaşandı, kimler sahtekârlık yaptı, herkes gayet iyi biliyor.

    özür dilemek bu kadar zor olmamalı. yaşananları yok saymaya çalışmak, "ama, ama siz de 2 yıl önce atmıştınız" diyerek, türkiye'nin gözü önünde olan biteni olmamış gibi gösteremezsiniz. işadamı olabilirsiniz, avukat olabilirsiniz, gazeteci olabilirsiniz 'adam' olmak için başka meziyetler gerekir.

    freud'un dediği gibi: “özür dilemek, sizin haksız olduğunuz, karşı tarafın haklı olduğu manasına gelmez. karşınızdaki insana verdiğiniz değerin egonuzdan yüksek olduğunu ifade eder.”

    başkalarını sahtekârlıkla suçlarken, geçmişi unutmamak lazım...

    okura özel not: küfür ederek de, haklı olduğunuzu kanıtlayamazsınız.

    http://www.posta.com.tr/...htm?ArticleID=114101

    --- alıntı ---
  • 7
    --- alıntı ---

    şikenin ve şikecinin dostu!

    başbakan erdoğan'ın, iran'a giderken, gazetecilerle yaptığı sohbet konuşmasında "8 takım birden ligden düşerse ne olur, futbol biter. ceza davası ile futbol federasyonu’nun kararını birbirinden ayırmak lazım. platini’ye de ingiltere örneğini verdim. orada holiganlar yüzünden thatcher (margaret thatcher, ingiliz başbakanı, 1979-1990) ingiliz takımlarının avrupa’ya çıkışını 5 yıl yasakladı. ne oldu? kendi aralarında gayet güzel devam ettiler. döndükleri sene de şampiyon oldular." ifadeleri türkiye cumhuriyeti başbakanı'nın şikeyi açık açık itiraf ettiğini gösteriyor.

    3 temmuz'dan bu yana gelişen süreç, tipik türkiye modeli ile çözülmeye çalışıldı. sorunu unutturma, öteleme, herkesi dahil etmeye çalışarak bulandırma taktikleri ile 8 ayı geride bıraktık. uefa 8 aydır, sürekli olarak "bu sorunu hemen çözün" mesajı verdi. duymazdan geldik, oralı olmadık, işi yüzsüzlüğe vurduk. bıçak kemiğe dayandı ve tam o noktada recep tayyip erdoğan, şikeye karışan takımların imdadına yetişti.

    özerk federasyon'un ruhuna fatiha

    ne diyor, başbakan erdoğan 'kişilerle kurumları ayıralım.' ayıralım ayırmasına da, peki şikeye karışmayan takımlar niçin avrupa'ya gidemiyor? bunun yanıtı yok.

    şunu ortaya koymak lazım, başbakan erdoğan, özerk bir kurum olan türkiye futbol federasyonu'nun alacağı kararı ipotek altına alıyor. tff'ye işaret ediyor ve "8 takımı düşürmeyin, avrupa'dan gelen cezaya razı olun." zaten türkiye futbol federasyonu başkanı yıldırım demirören'in aynı gün içinde 'ustamın dediği' türünden açıklaması da, her şeyi apaçık ortaya koyuyor.

    thatcher modeli ve şike, elma ile armut

    başbakan erdoğan'ın verdiği 'thatcher modeli' ile bugün olan bitenin uzaktan yakından bir ilgisi yok. elma ile armutları aynı kasaya koyarak, bir sonuç elde etmeye çalışmak, biçare türk futbolunun köküne kazmayı saplamaktan başka bir işe yaramaz. zaten düşüşteki milli takım ve kulüp takımları, şikeciler yüzünden, 1980'li yıllara dönüp, şerefli mağlubiyetlere duacı olacaktır.
    çünkü takımlar transfer yapamayacak, avrupa'ya gidemeyen, ismi şikeyle anılan hiçbir kulübe kaliteli yabancılar gelmeyecektir. 30'unu çoktan devirmiş, ederinin çok altındaki adamlara sadece türkiye bileti vermek için çuval dolusu para verilecek.

    sponsorlar, avrupa'ya gidemeyen takımlardan koşar adım kaçmaya başlayacaktır. zaten avrupa gelirlerinden mahrum edilen spor kulüpleri varolan borçları düşünülünce içinden çıkamayacakları bir girdabın içinde sürüklenecektir.

    suçsuzlar ödüllendiriliyor

    her şeyi bir kenara bırakmak gerekir. türkiye'de şikeye karışan takımlar, alenen korunup kollanmaktadır. suçlunun ödüllendirildiği, suçsuzun cezalandırıldığı bir sistem olamaz, olmamalı. kim şike yaptıysa, bunun bedelini ödemeli, cezasını çekmeli. bu takımın adı fenerbahçe'yse de, beşiktaş'sa da, galatasaray'sa da önemli değil. kişilere ve kurumlara göre adalet tecelli etmez.

    adalet güçlüler için işlememeli

    iş öylesine boyutlara geldi ki, şikenin sahaya yansıyıp yansımadığı tartışılıyor. saha dışında şike için anlaşmalar yapılıyor ama bu saha içine yansımıyor. yoğurttan sonra dünyaya ikinci armağınımız bu olsa gerek, yani 'sahaya yansımayan şike.'

    bir ülke başbakanına, şikenin örtbas edilmesini işaret etmek yakışmıyor. hele hele, başkalarının işlediği suçtan ötürü, suçsuzların, masumların cezalandırılmasını istemek hiç yakışmıyor. yunan filozof aristoteles'in dediği gibi, "zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir."

    eğer bu süreç sonunda başbakan erdoğan'ın dediği gibi, tüm türk takımlarının avrupa'ya gitmemesi durumu söz konusu olursa, şike yasal ve meşru bir zemin üstüne oturtulmuş olacaktır ve bundan sonra da şikeye davetiye çıkartılacaktır.

    tüm takımlara tavsiyem; şike konusunda ehil, yetenekli bir menajer bulmaları (!) transfer için bütçe ayıracaklarına, böyle birini bulurlarsa, türkiye'de şampiyon olabilirler. nasılsa avrupa'ya gitmek gibi bir dertleri olmayacak. ülke sınırları içinde küçük hesaplar peşinde rahatlıkla koşabilirler.

    http://www.posta.com.tr/...htm?ArticleID=115381

    --- alıntı ---
  • 10
    selçuk inan'ın rakı olayı ve doğan grubu'nun fatih terim ve galatasaray'a açtığı savaşı muhteşem bir şekilde kaleme almış gazeteci.

    --- alıntı ---

    yakalanan selçuk inan değil, sizin rezil gazeteciliğiniz...

    hayat bazen ilginç ve bir o kadar da garip hâl alıyor. öyle zamanlar oluyor ki, aslında kızdığınız, öfkelendiğiniz ve çok da sevmediğiniz insanları savunma ihtiyacını hissediyorsunuz. o ihtiyacı, “asgari insanlık” olarak adlandırıyorum uzun zamandır. zira asgari insanlıktan uzaklaştığım her gün, vücudum keskin çelik tellerle örülü metrobüs kalabalığında insanlara sürte sürte yürümek gibi geliyor bana. ve bunun hepimize emredildiği şu ortamda, reddetmek tek çıkar yol olarak kalıyor.

    doğan yayın holding, bir süreden bu yana fatih terim’e karşı kılıçlarını kuşanmış, zaman zaman belinden çıkarıp darbeler vasıtasıyla bir savaşın içinde. bu savaşı eski bir kaleci üstünden yürütüp, bazı yancı kalemlerle de sürdürüyorlar. aslında adını bile anımsamak istemediğimiz ancak ne yazık ki tarihe eski başkan olarak geçecek ‘medyanın sevgilisi’ dursun özbek’in seçim yenilgisinden sonra ise bu savaş aleni olarak galatasaray üstünden yapılmaya devam ediyor.

    4 aydır futbolcuların paralarını ödemeyen dursun özbek yönetimi değilmiş de, seçimi yeni kazanmış mustafa cengiz yönetiminin suçuymuşcasına yapılıyor haberler, yorumlar. sorunları mustafa cengiz mi, yoksa galatasaray tarihinin en vasıfsız başkanı dursun özbek’i mi çok seviyorlar, orası koca bir muamma.

    dün akşam ise, hürriyet gazetesinin internet ve twitter sayfasında, galatasaray kaptanı selçuk inan’ın ‘rakı’ içerken çekilmiş bir fotoğrafı “selçuk inan fena yakalandı. rakı...” başlığıyla yayınlandı.

    haberin sunuş tarzı öylesine çirkin ki, sanki birilerine, “bakın galatasaray takımının kaptanı rakı içiyor” diye işaret ediliyor. bu işaret “ben yapmadım miki yaptı” sevimliliğinde değil ama inanılmaz çirkin, tepeden tırnağa taraflı ve akit gazeteciliği tavrında iğrenç.

    http://gss.gs/vxU.jpg

    doğan yayın holding bünyesinde çalışan arkadaşlara tavsiyem; işe girişte size verilen doğan yayın ilkeleri’nin 6. maddesinin a ve b bendini okuyun. hiçe saydığınız bir kişinin özel yaşamına, hangi şartlarda saygı duymanız gerektiğini öğrenin.

    yaptığı bir haberden ötürü hedef gösterilmiş, iki kez basılmış, camları kırılmış, çalışanlarının hayatı tehlikeye girmiş bir kuruma; o iki geceyi de orada yaşayan biri olarak söylüyorum, bir futbolcuyu rakı içtiği için hedef göstermek yakışmıyor. yapılan haber ve sunuş tarzı, 13 şubat 2006 tarihli, dönemin anadolu’da vakit gazetesinin attığı “işte o üyeler” manşetinden bir farkı yok. bu yaptığınızın üstünü, “selçuk inan’ın fotoğrafı sosyal medyayı salladı” başlığıyla değiştirerek de örtemezsiniz.

    http://gss.gs/vQg.jpg

    savaşınız kiminleyse; puslu ve karanlık sokaklarda sotaya yatan sokak serserileri gibi değil, elinizdeki gücü de kullanarak açıkça, mertçe yapın. ama bunu, kaleci eskileriyle değil, kendiniz gerçekleştirin ve savaşınızı galatasaray’ı alet ederek gerçekleştirmekten vazgeçin.

    acı olan şu; hırsızlığı, yolsuzluğu, şikeyi, adaletsizliği yazamayan insanlar, meslek onurlarını rakı masasında bırakıp, kendilerini halen gazeteci olarak adlandırıyor. belki de, bugünün doğru gazeteciliği, sabun köpüğü işler yapıp, rakı içeni, şarap kadehi tutanı jurnallemektir.

    fakat dikkat edin, gün gelir hürriyet binasınının o güzel bahçesinde yayılıp, kurdurduğunuz masalarda içtiğiniz rakılarınızı yudumlayamayacağınız zamanlar da gelebilir. böyle de tehlikeli bir oyun bu. çünkü yakalanan selçuk inan değil, sizin rezil gazeteciliğiniz.

    schopenhauer’in dediği gibi, “onur kazanılmamalı, sadece kaybetmemek yeter.”

    http://t24.com.tr/...azeteciliginiz,19048

    --- alıntı ---
  • 11
    t24 gazetesinde fatih terim ile ilgili bir yazı yazmış.
    --- alıntı ---

    büyük bir insanlık sınavından geçiyoruz, hem de her yönüyle. bir tarafıyla herkesi zorunlu olarak ehlileştiren bir yanı da var. hemen her gün gazetelerde, televizyonlarda bir sağlık emekçisinin şiddete uğradığı ülkede bu durum, kimsenin bile umrunda olmazken, şimdi onları ayakta alkışlıyoruz, desteklerimizi sunuyoruz. oysa birkaç ay öncesine kadar; doktorların maaşının çok yüksek olduğunu söyleyenden tutun da, "oh olsun" diyene kadar her türden insanlık dışı düşünceye rastlıyorduk. içinden geçtiğimiz tünelse çok kez karanlığa çıkıyor.

    galatasaray teknik direktörü fatih terim, 23 mart tarihinde attığı bir tweetle, yeni tip koronavirüs testinin pozitif çıktığını açıkladı. galatasaraylı taraftarlar hem üzgün, hem kızgındı. zira fatih terim, liglerin ertelenmesini isteyen bir açıklama yapmış ve isyan etmişti. 'özerk' görünümlü ama iktidara son derece göbekten bağlı türkiye futbol federasyonu, defalarca liglerin ertelenmeyeceğini açıkladı. hatta konu öylesi bir krize büründü ki, liglerin ertelenmesi gerektiğini belirten tff başkan vekili ve icra kurulu üyesi erdal bahçıvan görevinden istifa etti. "ertelemeye gerek yok, seyircisiz oynanacak" diyen başkan nihat özdemir ve ekürisi servet yardımcı'nın hâlâ görevde olması ise türkiye klasiği olarak yerini aldı.

    türkiye'de her konuda olduğu gibi siyaset karar verdi ve ligler ertelendi ertelenmesine ama bu konuda ilk bayrak açan kişi fatih terim'e de virüs bulaşmış oldu.

    dünyada 500 bini aşkın insanın muzdarip olduğu ve on binlerce ölümün yaşandığı bu hastalığın terim'de çıkmasıyla, birileri 'bayram sevinci' yaşamaya başladı. 'umarım geberir' diyenden, şarap açıp kutlayanına kadar pek çok normal görünümlü nevrotik tipleme ortalığa salındı. üstelik bunlar arasında kendilerine 'gazeteci' diyen bir avuç zavallı da var.

    elbette kimse fatih terim'i sevmek zorunda değil, hoşlanmayabilirsiniz de, ama bu adam, bu denli nefreti kazanmak için ne yaptı acaba? ölmesi istenecek boyutta bir nefreti kazanmak için fatih terim'in suçu nedir? takımına kazandırdığı başarılar, kupalar, şampiyonluklar, bu beddualar için yeterli mi? böylesine bir nefreti kazanmak herkese nasip olmaz (!), sadece bu yüzden bile fatih terim tebriği hak ediyor.

    türkiye'de son yıllarda çokça yaşanan bir tavır aslında bu. ölesiye sevmek ve ölesiye nefret etmek arasında hiçbir çizgi yok. bize iğnenin ucundan çıkan bir ilaç gibi yavaş yavaş zerk edildi. bir gün uyanıp baktığımızda hepimiz bir kutbun ucunda bulduk kendimizi. hemen her konuyu, bu eksende tartışmaya ve konuşamamaya başladık. ya nadal'ı sevdik, ya federer'den nefret ettik, ya messi'yi sevmedik, ya ronaldo'ya taptık. bir süre sonra konunun ne olduğunun önemi kalmadı.

    fatih terim'e karşı olan nefret ve sevgi de aynı şekilde tezahür ediyor. sportif olarak eleştirmeye kalktığınızda, karşınızda fatih terim'den bağımsız 'terim duvarı' beliriyor.

    tam da bu yüzden, fatih terim için söylenenlerin arkasından, bir sürek avı başlatıldı. fatih terim hakkında tüm yazılanlar bulundu ve kanunen suç olduğu halde telefonları, adresleri paylaşılmaya başlandı sosyal medyada, ölüm tehditleri havada uçuştu. herkesin birbirini 'özgürce' ölümle tehdit ettiği, yasaların suç saydığı eylemleri yapabildiği bir ülkeyi yarattığı için siyasal iktidara teşekkür etmek gerekir. çünkü devletin görevlileri, barış isteyen akademisyenler için 'kanınızda yıkanacağız' diyen mafyalarla uğraşmak yerine, "bugün cumhurbaşkanımıza kim hakaret etti de, onu bulalım, yıldızlı aferinimizi alalım" diye uğraşıyor.

    'insanlık' denen olgu, bu topraklardan hızla kaçıyor, geriye kalanlarla nasıl bir ülkede yaşanabilir, bilinmez. fakat şu kesin ki; hastalıklı fikirlerle donanmış bu insan görünümlü canlılarla yaşamak istemeyen çok sayıda 'insan' da var.

    ancak ve ancak hastalıklı fikirlerle var olabilen zavallılar gürûhu için kötü haber, arkanızdan sizi hatırlayacak birkaç kişi bulabilirseniz mutlu olun. bir kızılderili atasözünde dediği gibi; "doğduğunda sen ağlamıştın, herkes bayram etmişti. öyle bir hayatın olsun ki öldüğünde herkes ağlasın, sen bayram et."

    size bayram olmayacak, bunu bilin.

    --- alıntı ---