• 2659
    --- alıntı ---

    meclis-i geyikanda naklolunur kim ...

    dirler ki, sultan mahmutlardan birine kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.

    bir koca tepsi baklava yaptırmış. üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve şahsı takip etmesini emretmiş.

    adamımız tepsiyi almış. yolda bir tanıdığına rastlamış. ikisinin de olaydan haberi yok. adamımız hikayeyi anlatınca, "senin," demiş tanıdığı gerçek bir hayırseverlik duygusuyla, "baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana." teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.

    sultan hikayeyi duyunca "fesüphanallah!" demiş. adamına adamımızın hergün geçtiği köprünün her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.

    adamımız köprüye gelince "ya," demiş, "hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun," demiş.

    sultan hikayeyi duyunca, "ya hazreti pir!" demiş. adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. getirmişler. adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, "bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. en son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak," demiş.

    adamımız kasnağı savurmuş. kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.

    sultan "ya malik el mülk!" diye haykırmış, "getirin onu!" doğruca haziye gitmiş. adama bir kürek verilmesini emretmiş. "küreği daldır, ne gelirse senindir." adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.

    sultan "kısmeti bağlı" olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.

    raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim "vermeyince mabud, neylesin mahmut" meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur.

    hay, hak!

    özetle; senin ben am.na koyayım takım gibi.

    ekşi sözlük / atizcn

    --- alıntı ---
  • 2663
    sampiyonlugu kendi eliyle iten futbol takimi.

    seneler sonra bu takimin taraftari olan babalar cocuklarina 2020'de düsmemeye oynayan denizlispora karsi yenildikleri icin sampiyonluktan olduklarini anlatacaklar.

    eger 13 temmuz 2020 denizlispor trabzonspor maçı trabzonspor'un galibiyeti ile sonuclansaydi, basaksehir geride kalan iki macta kesinlikle puan kaybederdi.

    basaksehir sezon boyunca taraftarsizliktan dolayi baskisiz bir ortamda iyi oynamayi beceriyor. ama son haftalarda sampiyonluk iddiasinin getirdigi baski olusunca o baskinin altindan kalkamiyorlar. bunu önceki sezonlarda da görmüstük.

    ama artik basaksehir sampiyo.. diyebiliriz.
  • 2664
    cemil usta sezonu 32. haftasına liderin 4 puan gerisinde girip lider yenilmesine rağmen 4 puan geride tamamlayan takım. aynı anda başlayan maçlarda lider 3-1 mağlup iken kendileri 1-0 öndeydi. ikinci yarı başlar başlamaz golü yediler, rakipleri tam beraberlik golünü atarken onlar da mağlubiyet golünü yediler. o gol düellosu maçta* son golü konyaspor değil başakşehir atsaydı şampiyonuğu kaybedeceklerdi.

    hoş arada 4 puan varken kazanabilecekleri sadece 6 puan kaldı ama...

    ilk 3 yılında bir kere feshedilmiş, sonra mahkeme ve devlet erkanı baskısıyla tekrar kurulmuştur. aradan geçen yarım asırlık zamanda da bu kafa yapısını korumayı başarmıştır. uzunca bir dönem trabzon'da yetişen sporcuların oynaması politikasını gütmüşlerdir. lige ambargo koydukları yıllarda da kadroları bu şekilde oluşmuştu.

    ancak yıllar içinde televizyonun hayatımıza girmesi, özellikle 12 eylül sonrası sosyo-ekonomik-kültürel-sportif bakışın odağının istanbul'a kayması gibi iki hadiseden azami şekilde dejenere olarak etkilenmişlerdir. galatasaray'ın 14 yıl hasret sonrası gelen 2 şampiyonluğu ve avrupa maceraları, gordon milne döneminde üç yıl üste üste ligi alan beşiktaş, feldkamp'lı galatasaray falan derken bir 10 yılı şampiyonluktan uzak geçirdiler.

    bu dönem içinde oluşan "üç büyük" sistemine şampiyonluklarından dolayı dördüncü büyük olarak monte edilmeye çalışıldı hem sistemin kendisi hem de basın tarafından. ancak bu da asli kuruluş amacı olan "trabzonlu gençlerin birlikte top oynaması" ve sahip olduğu o "şehrin içinde şehirle yaşayan" kimlikten uzaklaşmalarına sebep oldu. 1995-1996 sezonunda ucuna kadar geldikleri şampiyonluğu travmatik iki maçla kaybetmeleri ise kendi milatları oldu.

    hem o travmanın etkileri, hem medyanın olayı dramatize edip köpürtmesi, hem de türk futbolunun yapmaya çalıştığı endüstriyel adımlar yine trabzonspor'dan bir şeyleri götürdü. istanbul'un hem gündelik hayatta hem de futbolda hatta tüm spor branşlarında merkeze oturması ve tahtını sağlamlaştırması sonucu trabzonspor kendi karakteristiğinden çıkıp istanbul'u taklit etmeye çalışan ama başaramaya bir yapı haline geldi.

    istanbul medyasının köpürttüğü çirkin rekabet, türk futbolunun "asla yönetmeyi beceremeyeceği paralarla oynayan" adamların çiftliğine dönüşümü, sosyal medyanın da hayatımıza girmesiyle futbol gündeminin çok farklı yerlere ulaşması, ülkenin yaşadığı değer değişimleri...

    tüm bunlar trabzonspor'u bugün geldiği umutsuz duruma sürüklemiştir. "fırtına" yıllarını arayan, o günlerin hatıralarıyla avunan ama diğer taraftan da bu sistemin kendine biçtiği kalıba sığmaya çalışıp zaten umutsuz vaka olan bu düzenin çok daha başarısız bir uygulamasını yapan bir kulüp...

    bu arafta kalmışlık durumundan dolayı herhangi bir başarı elde etmeleri zor. ancak içinde bulunduğumuz dönem ve futbol sistemi belki de kurtuluşu olacak kadar dibe vurup tekrar çıkmasına da engel olacaktır.