• 1
    topa sahip olma yüzdesi. (bkz: ball possession)

    aslında hesaplanması da çok kolay. x takımı tarafından yapılan pas sayısının, toplam yapılan pasa yüzdesi. top x takımındayken kronometre tutmuyorlar yani.

    örnek vermek gerekirse:

    bir maçta toplam 967 tane pas yapılmış. 254 tanesini x takımı yapmış, yani toplam yapılan pas sayısının %26'sı. bu da topa sahip olma oranı oluyor.

    edit: 2. bir yöntem olarak süre tutma da varmış. daddy cool'a teşekkürler.
  • 2
    bence gereğinden fazla abartılan istatistiki bilgi. daha doğrusu, topa nasıl ve nerede sahip olduğumuzu, sahip olduğumuz topla yaptıklarımızı hesaba katmazsak hiç bir anlamı yok.

    5 ekim 2019 gençlerbirliği galatasaray maçı‘nda yüzde 70 topa sahip olmayla oynamışız. cruyff’un top bizdeyken rakip gol atamaz sözünü de çürütecek tarzda top oymamışız. keza gençlerbirliği’nin 20 şutu var, öyle uzaklardan rastgele çekilen şutlar da değil, gayet de tehlikeli şutlar. biz ise yüzde 70 sahip olduğumuz topu 10 kez şut olarak kullanmış ve bunların yalnızca 1’inde kaleyi tutturabilmişiz.

    topa sahip olmaya 3 puan verilmiyor. 3 puan için şut çekmek ve gol atmak gerekiyor.
  • 3
    geçiş oyunu, ısı haritası, topu kazanma süresi vs terimler gibi hayatımıza son yıllarda girmiş futbol verisi. ülkemizde de bizim takımımızı da kapsayarak saçma salak bir değer kazanmış durumda. arkadaş, çok basit bir yorum olacak ama, bu oyunun amacı gol atmak. gol atan maç kazanıyor, maç kazanan puan toplayıp şampiyon oluyor, başarı alıyor. öncelikle bu gerçeği 1. sıraya yazmak lazım. sen takımındaki oyuncuların yeteceğine, donanımına göre bir oyun planı hazırlarsın, ama bunu nasıl gole giderim, rakibi de nasıl engellerim çerçevesinde yapmalısın. bu çerçevede ortaya istatistikler çıkar, bunlar sana yardımcı olur, ama resmen bizim ülkede entel geçinmek için mi bilemiyorum, oyun istatistik kasmak amacıyla oynanmaya başladı. top class takımlar bunu uyguluyor olabilir, sen özenip örnek alıyor olabilirsin ama o adamlarda çok ciddi oyuncu kalitesi var. yani takımın stoperi dahil 35 metreden dikine nokta pas atabiliyor, bekler cayır cayır sprint atıp o nabızla doğru karar alıp uygulayabiliyor. yani o takım ataklarında uzaktan şut, ceza sahasına rastgele orta açmamayı deneyebilir, çünkü oyuncuları dikine oynayıp, çalım atıp çok daha pozisyon hazırlama yetisine sahip. o adam topa değer verir. sen neyinle deniyorsun bunu, ağzım açık izliyorum, koskoca hocalar, yılların kurtları bile bu yanılgıya düşüyor gözümüzün önünde. sağdan sola tembel paslaşıp, pas oyunu oynuyoruz diyorsun. bir bok oynadığın yok, hiç bir şey ifade etmiyor bu istatistikler. hatta tam tersine kendini tehlikeye atıyorsun. top tekniği bombok seviyede kaleciler, stoperler, defansif ortasahalar sırf kaleci aut atışını dikmesin, pasla çıkalım diye helak oluyorlar, bolca da hata yapıp kalende yalandan yere pozisyon yiyorsun. yani bu sevdan seni hücum ettiremediği gibi, tam tersi vermeyeceğin pozisyonları vermene sebep oluyor kalende. bunu biz tv başından görüyorken, hocalar hala ne sebeple ısrar ediyor anlamış değilim. vurun şu topa arkadaş, dikin dağa taşa gerekirse, bırakın ortaya düşsün, oyun hızlansın da rakibi boşlukta yakala anasını satiyim. set hücumu bilmem ne diye kafa ütüleniyor, rakip 11 kişi yarısahasına yerleşmişken pasla oyun açıp pozisyona girebildiğimiz kaç tane hücum var allah aşkına biri söylesin. bu oyun böyle bir şey değil...
  • 4
    çok da önemli olmayan istatistik. yüzde 90 bizde olsun, gol atamadıktan sonra, dikine gidip pozisyon bulamadıktan sonra, rakip takım iki pasla gelip gol atıp gittikten sonra ne önemi var? hiçbir anlamı yok.

    bu konuda aklıma hep jose mourinho'nun açıklaması gelir. emin değilim, ya şampiyonlar ligi finali ya da süper kupa finali. bayern münih ile chelsea karşılaştı. kupayı chelsea kazandı. muhabir maç sonu soruyor. bayern yüzde bilmem kaç topa sahipti, ne düşünüyorsunuz diyor. "biz kupayı eve götürüyoruz onlar da topu götürebilir" diyor.
  • 6
    fatih terim'in net şekilde oyun felsefesi olarak oyunculara aşılamaya çalıştığı strateji. zaten kendi de bunu sürekli dillendiriyor. ancak mesele topun sende kalmasından çok topla ne yaptığındır, yani topu nasıl kullandığın. sanırım bu ikinci meselenin çok önemli olduğu düşünülmüyor bizim takımda. yani top önümde dursun da...evet oyuncular topu tutuyorlar, ayaklarında bekletiyorlar, hafif dürterek ve yürüyerek sürüyorlar, hatta öpüp kokluyor ve kucaklıyorlar ama topla aksiyona geçme gibi bir düşüncesi yok kimsenin. bu yıllardır böyle ve bir allah'ın kulu da "o top ayakta 2-3 saniyeden fazla durmayacak ve ileri oynanacak" demiyor mu? yani bunu ilke olarak söylersin, antrenmanda uygularsın, oyun haline getirip fazla tutana ceza verirsin falan, ukalalık etmeyelim ama biz mi çok basit düşünüyoruz, bilmiyorum bu kadar mı zor bunu bir takıma yaptırması?
  • 7
    galatasaray için hiçbir anlamı olmayan bir ıstatistik.

    topa sahip olursan takip pozisyon bulamaz, dolayısıyla topun sende kalması sadece hücum için değil, savunma için de gereklidir. barcelona o pas oyununu savunma yapmak için de kullanır nihayetinde. fakat sorun şu, galatasaray topu rakibe verdiği anda pozisyon yiyor. hem topu kolay kaybediyor, hem de kaybettiği anda geri koşmaktan başka bir reaksiyon veremiyor. bu üç senedir de böyle. 3 senedir kötü oynuyoruz istisna maçlar hariç.

    bu topa sahip olma konusuyla ilgili mourinho'nun münih'i yenerek ınter ile şampiyonlar ligi şampiyonu olduğu maçın ardından söylediği bir söz var. topa sahip olma oranlarında munih'in ezici üstünlüğü söyleniyor maç sonunda mourinho'ya, o da şöyle diyor: "biz kupayı aldık, onlar da çok istiyorlarsa topu alıp götürebilirler."
  • 11
    modern futbol dünyası içerisinde çok da anlamı olmayan orandır.

    günümüz futbolunda topla ne kadar çok oynadığından ziyade topu çevirme hızınız daha da önem kazanmıştır. saha içinde hareketli olun, topu bir kanattan diğerine ya da rakip kaleye hızlı bir şekilde aktarırsanız gol bulma ihtimaliniz çok yüksek olacaktır.

    bu sebepledir ki izlemeyi de en sevdiğim futbol türü dikine oynanan futbol stilidir.