• 1
    sunderland afc hakkında yapılmış bir netflix belgeseli. sunderland'in championship'e düştüğü 17/18 sezonunu anlatıyor gördüğüm kadarıyla. 1.lige çıkmaya çalışırken 3.lige düşmelerinin hikayesi.

    ilk sezon 8 bölüm ve daha beğenmeyene rastlamadım. herkes abartılı bir biçimde övüyor. benim de bu sene başladığım, yeni sezonunu beklediğim 816. dizi falan olacak. izleyince editleyeyim.
  • 4
    --- spoiler ---

    belgesel boyunca yanlış transfer politikalarının kulübü batırdığından, bir forvet bile alacak para bulamadıklarından bahsedip duruluyor. adamlar buna inat alt yapıdan josh maya'yı çıkarttılar ve bu sene gol manyağı oldu herif. şimdi çıkıp 3.5 milyon pound'a satmışlar. ne anladım ben işten? dönem ortasında takımın yıldız forveti mi satılır?

    --- spoiler ---
  • 5
    gerçekten etkileyici bir yapım olmuş. taraftarlar, yönetim, teknik heyet ve futbolcular ekseninde ingiliz futbol kültürüne doyuruyor. belki çoğumuz tarafından pek bilinmeyen ya da göz ardı edilen kulüp çalışanlarının bakış açısını da görme fırsatı sunuyor.

    kulübü kendi haline terkeden bir kulüp sahibi, bu çaresizlik içerisinde çabalayan yönetici, her şeye rağmen desteklemekten vazgeçmeyen ve hayatlarının merkezine bu kulübü yerleştirmiş olan bir camianın öyküsü diyebilirim. özellikle transfer konusunda yaşanan sıkıntılı süreçte, galatasaray'da yaşanılanlara benzer çok şeye tanık olacaksınız. tarık çamdal türevi isimlerin her yerde olabileceğini göreceksiniz.

    son bölümü bitirdikten sonra josh maja'nın transfer haberini görünce üzüldüm. joel asoro'dan sonra ikinci yıldız adayını da kaybetmiş oldu kulüp.

    işin özeti, futbolu her yönüyle seven insanların keyifle izleyeceği bir çalışma diyebilirim. sırada first team: juventus serisi var.
  • 13
    ikinci sezonu kesinlikle ilkinden daha güzel olan belgesel. insan seyrederken kendini kulüple özdeşleştirip her maçı kazanmalarını istiyor, yenildiklerinde onlarla birlikte üzülüyorsun. yapımın güzel tarafı işin sadece sahadaki kısmına odaklanmıyor olması.

    ingiltere'nin kuzeydoğusunda küçük bir işçi şehrinde yaşayan dar gelirli insanların kulübe nasıl bir aidiyet hissettikleri, hayatlarındaki en önemli şeyin sunderland olması insanı etkiliyor. futbola hasret kaldığımız şu günlerde evde yapılabilecek güzel şeylerden biri bu yapımı izlemek olacaktır, kesinlikle tavsiye ediyorum. bundan sonrası biraz spoiler içeriyor:

    --- spoiler ---

    kulübün yeni sahibi stewart donald ve yönetici charlie methven'in her yıl milyonlarca sterlin zarar eden kulübü nasıl düze çıkarmaya çalıştıkları, altyapıdan yetişip yıldız statüsüne yükselen josh maja'yı elde tutma çabaları, ara transfer döneminde yaşanan stres dolu günler, golcü transfer etmek zorunda olan kulübün bu zaafından yararlanan diğer kulüplerin sürekli fiyat artırması, tezahüratlara konu olan futbolcu will grigg'in transferi ve onun kendisi için ödenen yüksek transfer bedeli nedeniyle üzerindeki büyük baskı ve berbat bir sezon geçirmesi, league one seyirci rekorunun kırıldığı maç ve öncesinde bilet satışı için yapılanlar, wembley'de oynanan kupa finali için tüm sunderland şehrinin londra'ya akması gibi çok güzel detaylar var. ayrıca şunu söylemeden geçemeyeceğim: belgeselin son bölümünde play-off finalinin son dakikasında charlton'ın attığı golden önce kesinlikle faul var.

    --- spoiler ---
  • 14
    iki sezonu da birbirinden güzel ama ikinci sezonu çok daha harikulade olan dizi.

    bir kulübün böylesi dramları peşi sıra yaşaması için nasıl bir lanete bulaşmış olması gerek bilmiyorum. biz burada başka bir şey yaşıyoruz, koca bir şehir kulübün arkasından koşuyor, minicik umutlara sarılıp, o umutlara bağlanıyor. haliyle hayal kırıklığı da büyük oluyor.

    kilisede edilen dualar, bir ingiliz kulübü taraftarı için wembley'e çıkmanın ne olduğu, rekor kırmak için yürütülen stratejiler ve daha pek çok şahane ayrıntı var belgeselde.

    velhasıl; izlemeyenlerin mutlaka izlemesi gereken, futbola dair izlediğim en şahane dizi.
  • 16
    ilk sezonunda martin bain denilen capsiz heriften bir kulubun nasil yonetilmemesi gerektigini izliyoruz. ikinci sezonda onun yerine charlie methven geliyor. cok farkli yorumlar var bu adam hakkinda ama ben cok begendim. egitimli ve liderlik vasfina sahip oldugunu net olarak belli ediyor. boyle bir adami işe yaramaz personellerin toplandigi bir kulube getiriyorsun. charlie’nin arkasindan salak salak konusan kadin da dahil olmak uzere kulupte calisanlarin ne kadar aptal ve bilgisiz olduklari net olarak goruluyor. adam toplanti da soru istiyor, gelmiyor, fikir istiyor konusan yok. dedigi gibi saat 16.59 oldugunda cantalarini alip cikiyorlar. neden ? martin bain denen dangalagin hicbir seyi umursamadan keyfi yonetimi ve amerika’dan her seyi odeyen patron. kulubun yeni sahibi de iyi niyetli, seker gibi bir adam. guzel bir ikili olmuslar, charlie ile. bir tane radyoyla yaptiklari roportajda da goruluyor. sorular biraz ciddilesince charlie devreye giriyor. cunku yeni patron aileden zengin bir adam sanirim. iyi biri ama cok donanimli degil, liderlik ruhu yok. umarim ucuncu sezon olur, bu sefer hedeflerine ulasirlar.

    not: kulubumuzun bir sure neden forvet alamadigini da ikinci sezonu izledikten sonra daha net anlayabilirsiniz. adamlar istenilen bonservisi veriyor yine alamiyorlar. en sonunda guzel bir kaziga oturuyorlar. diagne=will grigg.