• 1
    galatasaray dergisi'nin eski genel yayın yönetmeni mehmet şenol'un* 1993 yılında şizofrengi dergisinde kalem aldığı; galatasaray, şampiyonlar ligi ve endüstriyel futbol konulu yazı.

    90'ların başında doğu bloğunun yıkılması ve sonrasında yaşanan büyük küreselleşme dalgasından nasibini alan "futbol" ve akabinde kurulan "uefa şampiyonlar ligi" ile ilgili mehmet şenol'un öngörüleri takdire şayan.

    yazıya konu maç için (bkz: 24 kasım 1993 galatasaray barcelona maçı)

    --- alıntı ---

    sevgili galatasaray'ıma ağıt...

    galatasaray-barcelona maçında, numaralı tribünün sol tarafında, geniş bir taraftar topluluğunun hissiyatını yazıya tercüme eden bir bez afiş vardı: "siz hala annenizin liginde mi oynuyorsunuz?"

    galatasaray taraftarlarının, diğer tüm taraftarlar üzerinde büyük etki yapan bu hissiyatı, önümüzdeki yeni "dönem"i anlatıyor.

    ön-işaretleri ise daha ilk haftalarda ortaya çıkıyor: bahsedilen milyarlarca liralık gelirler, beraberliklere, galibiyetlere verilen primler ve şov organizasyonunun tüm gerekleri. saymaya başlayınca bile insanı ürkütüyor: hilton tuvaletler, ayrılmış koltuklar, boyalar-badanalar, polis kordonları, motorsikletli trafik ekipleri, kolluklu görevliler, uefa amblemli formalar, özel logolar, kapalı devre tv yayını, ışıklandırma standartları, özel naklen yayın kabloları, sayısız kamera, sponsorlar, flamalar, özel localar, basın için müthiş olanaklar (onlarca faks aleti, karanlık odalar, telefonlar), her maç öncesi bastırılan özel ve renkli broşürler, özel biletler, artık 200.000 tlsi en ucuza olan bilet fiyatları...

    bu iş bununla da kalmıyor kalmayacak…

    seyirci de değişiyor. galatasaray maçlarının seyircisi, ülkemizin geleneksel futbol seyircisi ortalamasının dışına çıkıyor. üst ve orta sınıftan daha çok temsilci, tribünleri sarıyor. eski ve yeni açık seyircisi, artık kendi tezahüratlarına katılmayan numaralı'ya "sosyete, sosyete.. şıngır mıngır sosyete" diye bağıramıyor. çünkü bütün bu zafer sarhoşluğunun ortasında herkes biliyor ki, kısa bir süre sonra eski açık-yeni açık diye ayrımlar kalmayacak... çünkü, galatasaray'ın kendi yaptıracağı stadda "açık" bir tribün olmayacak...

    köfteciler, kokoreççiler, 10 günlük poğaçalar da olmayacak... barcelona maçında da şahit olduğumuz gibi, onlar "sınırın ötesinde" yer alacak, sınırın bu yanında ise "havası alınmış plastik poşetlerde tazeliğini bilmem ne kadar gün muhafaza eden" sandviçler, barlarda ve cafelerde nescafe-expresso vs. gibi yiyecek-içecekler, üstelik te istendiği an ulaşılabilir olacak.

    "çilekeş ve cefakar seyirci" kalmayacak. "değerli taraftarlarımız" olacak. yeni seyirci "sahaya yabancı madde" atmıyor. tezahüratın yeri ve zamanı olduğunu düşünüyor. parasını ödediği bir gösteriyi seyretmek istiyor. gerekirse, ingilizce slogan söylüyor. hakemle fazla uğraşmıyor. arabasına park yeri istiyor. 5 dakika önce gelmek ve yerini boş bulmak istiyor.

    "cefakar seyirci" için dayanılmaz şeyler bunlar…

    o bez afişi yazanlar, onu asmak için numaralı'ya daha şimdiden büyük kavgalarla girebildiler. yarın oraya da giremeyecekler. yeni seyirci, görevlilerin eşliğinde, numaralı'ya galatasaray'ın dev bayrağını askeri disiplin içerisinde, gerektiği yerde, gerektiği zaman, gösteri mahiyetinde açtılar, kapadılar. kulüp onayını alan ingilizce afiş sabahtan asılmıştı bile. "öbürleri" kısa bir süre sonra, şimdiye kadar içinde olduğundan emin oldukları bu "camia"nın kısa bir süre sonra "fazlalık" unsurları olacaklar. "yeni-türk" değiller. olamayacaklar da... paraları olmayacak. kültürleri hep sınırlı kalacak. hiçbir zaman modernleşemeyecekler.(*)

    daha çok şey göreceğiz.

    adnan polat'ı mumla arayacağız. yeni düzende artık ismi çıkmış, her sorunun ve çözümün onda toplandığı iş bitirici yöneticilere de yer olmayacak. hürriyet'in "eleman aranıyor" ilanlarının birinde "yüksek okul mezunu, çok iyi düzeyde ingilizce bilen, en az 5 yıl yöneticilik yapmış, vs. kulüp yöneticisi olarak yetiştirilecek eleman aranıyor. başvurular kesinlikle gizli tutulacaktır" türünden ilanların altında galatasaray'ın adıyla karşılaşacağız. kanımız donacak. o zaman, spor sayfalarının yıllık mutad haberlerinden olan "fulya'da, florya'da, dereağzı'nda çalışanlar aylardır maaş alamıyor" türünden haberleri unutacağız. profesyonel yönetici yeni "show"u tam mesai olarak organize edecek. maaşlar takır takır ödenecek. her yer tertemiz olacak. idman basmak önce ilkellik olacak, sonra unutulacak. antrenmanı izlemek çocukların işi olacak.

    futbolcular daha da değişecek. bugün rıdvan'ın başka bir kulübe gitmeme inadı, bize yarın inanılmaz bir olay gibi gelecek. galatasaray'dan fenerbahçe'ye bir futbolcunun gidişi bugünkü çapta bir olay olmaktan çıkacak. hepimiz bu tür transferleri gayet "makul" karşılayacağız. futbolcular, "gece hayatlarını" izlemeyi kendilerine görev edinen taraftarlardan kurtulacaklar. "zeki çevik ve ahlaklı" olacaklar.

    yaşanan değişimin bugüne kadar farkında olmayan spor basını da, kısa bir süre sonra çıkmazını aşabilmek için "yeni-uzman"lara ihtiyaç duyacak. can bartu'lar, turgay şeren'ler, islam çupi'ler ve tüm duyguları ile yazanlar gidecek. yerlerini rasyoneller, soğukkanlılar alacak. ortalığı doğan koloğlu'nun "futbol ve teknik" yazıları dolduracak.

    galatasaray'ı diğer takımlar izleyecek. süleyman seba gidecek, yerine briyantin saçlı biri gelecek. beşiktaş çocukları hırslarından, turgay sevincinden ağlamayacak. fenerbahçe seyircisi, yağmurda, çamurda tribünleri doldurmayacak...

    milyarlarca liranın döndüğü, seyir zevkinin bedelinin ağır ödendiği, "taraftarlığın" anlamını yitirmeye başlayacağı bir döneme gireceğiz. maça gitmek için ufak çapta bir servetin gerektiği, maçı tv de seyretmek için de parayla kanalın şifresini satın almamız gereken bir dönem olacak bu...

    yeni futbol düzeni, yeni yönetimi, yeni taraftarı, yeni basını ile yenilerin işi ve hobisi olacak.

    futbol da elden gidiyor. ve bunu cimbom’um yapıyor.

    mehmet şenol

    (*) barcelona maçı. tribünlerde dağıtılan bir broşürde şampiyonlar ligi için üretilmiş bir tezahürat yazılı. söz ve düzenleme ile finans ve organizasyon’un "sorumluları"nın yazılması da ihmal edilmemiş. beste biraz "zor", söz oyunları da var. bestenin "asıl sahibi” olan kültürlü (liseli) kapalı, eski ve yanı açık’a şarkıyı öğretmeye çalışıyor… önce eski açık’la birlikte deniyorlar. olmuyor, cefakarların dili bir türlü "ne de barcelona" mısrasını besteye uygun söylemeye dönmüyor. kapalı umudunu yitiriyor, yeni açık’a dönüyor. onlar da beceremiyor… bunun üzerine kapalı şarkıyı kendisi söylüyor. eski ve yeni açık bozuluyor diye "dillerinin döndüğü" eski bir şarkıyı hırsla birlikte söylüyor...

    https://gss.gs/WwC.jpg
    https://gss.gs/A38.jpg

    http://depotest.com/upload/sizofrengi/sayi11.pdf (syf. 13-14)

    --- alıntı ---