• 1
    sporda eskinin, eskide kaldığı için karşılaştırma yaparken güncelden bir adım önde tutulması durumudur.

    örnek vermek gerekirse djokovic’in federer’den, messi’nin maradona’dan, cristiano’nun ronaldo’dan, james’in jordan’dan, carlsen’in kasparov’dan iyi olduğunu kabul etmeme durumu.

    evrimin gerektirdiği şeylerden birisi insanın mental ve fiziksel olarak sürekli gelişmesidir. durum böyleyken, sporcuların geçmişe oranla hayvan gibi para kazandığı da ortadayken, üstüne üstlük teknoloji de çok gelişmişken zaten fizyolojik olarak güncelin eskiden iyi olması bir gereklilik. vücutlarına milyonlarca dolar harcayan insanlar herhalde 20-30 sene önceki insanlardan daha gelişmiş olacaklar.

    bunları doğuştan gelen yetenek ve çalışma disipliniyle harmanlayınca android gibi bir şeye dönüşüyor zaten sporcular.

    bu çok açık bir durumken insanların nostalji yapıp geçmişi yad etmesi tamam ancak bunu romantik bir şekilde yapıp “messi hele bi dönya gupası alsın”, “baba fenomen ronaldo başgaydı be”, “lebron önce getsin duranti yensin ehuehu” demenin hiçbir alemi yok. demeyin.
  • 2
    konuya çok hakim değilim ama en azından destek noktasına james'in jordan'dan daha iyi olduğu iddiasının konulamayacağı bir romantizm türü olduğunu düşünüyorum.

    yaşım yetmediğinden jordan'ı izleyemedim ama gerek o döneme, gerek o dönemin otoritelerinin şuan yaptığı değerlendirmelere bakılırsa. jordan başarılarından ziyade oyunun şeklini, anlayışını değiştirmiş bir adam.
  • 3
    futbol iyice koşma ve fiziksel mücadeleye indirgendi, doğru düzgün çalım atan ya da risk almaya çalışan futbolcu sayısı azaldı. messi ve ronaldo son yılları domine ediyor. peki bu futbolculara tekme atan birisini gördünüz mü? en son hatırladığım sert faul ujfalusi'ydi. messi sakatlanmisti. o sene sonunda ispanya'dan aforoz edildi. hagi ya da maradona bu dönemin futbolcusu olsaydı hatta zidanne televizyona yapisirdik bir şey kaçırmayalım diye. dünyada artık klas futbolcu yetişmiyor, rekabet yok, olsaydı 10 yıldır iki futbolcunun rekabetini gormezdik.
  • 5
    en önemli sebebi geçmiş özlemidir. sonuçta kimse kendini bildiğinden önceki kişileri güncel oyunculardan üstün tutmuyor. 20 sene önce fenomen ronaldo'yu izlemiş o dönemin yeni nesli elbette ki onu övecektir. çünkü zamana bir parça da olsa aidiyet duygusu hissediyor insan. bugünün yeni nesli de 15-20 sene sonra cristiano ronaldo'yu lionel messi'yi dilinden düşürmeyecektir. çünkü bugünleri özleyecektir.
  • 7
    konu futbol olduğunda beni de sarıp sarmalayan hissiyat. her futbolcu, takım , maç ya da turnuvalar kendi döneminde güzel ve etkileyici. bazen öyle noktalara taşıyor ki insanı metin oktay ' lı yıllara yaşının yetmediğine hayıflandırıyor. örnek vermek gerekirse pele'nin türkiyeye geldiği ve takımı santos' un fenerbahçeyi 7-1 yendiği maçı tribünde izleyen babam' ın ( ki kendisi koyu fenerlidir) ballandıra ballandıra maçı ve pele' yi anlatışı bile hala 38 yaşındaki beni heyecanlandırmaktadır. kısaca nostalji sporun güzelliklerinden biridir ve romantizmini yaşamak da hem tatlı hem de normaldır. mahrum kalmayın o güzel histen.
  • 8
    ben eski oyuncuları şimdiki oyuncularla kıyaslamam genelde.
    ama romantik bir taraftar ve futbol tutkunu olarak yüzde yüz diyebilirim ki ben de nostalji romantizmini en üst düzeyde yaşayan biriyim.
    mesela suat kaya'nın jubile maçında, o zaman teknik direktörümüz olan büyük efsane hagi, galatasaray formasını giymişti ve ben çok duygulanmıştım.
    hem de maçı sabri ugan anlatıyordu.
    hagi her topu ayağına aldığında ve sabri ugan "hagi" dediğinde adeta kendimden geçiyordum.
    kısacası futbol romantizmi harika bir şey.
    (bkz: 4 ağustos 2004 federasyon karması galatasaray maçı)
    normalde ilgili maçta, galatasaray milli takımla maç yapacaktı. ama fenerli topçular, düzenlenen bir yemeğe katıldıklarından, galatasaraylı futbolcuların bir bölümü de milli takıma geçmiş ve maç galatasaray ile galatasaray-beşiktaş karması arasında geçmişti.
    maçı 2-1 kazanmıştık. bizim 2 golümüzü de ümit karan atmıştı.
    aynı gün trabzonspor skonto riga'yı 3-0 yenerek şampiyonlar ligi ön elemelerinde tur atlamıştı.
    görüldüğü üzere konu yine dağıldı :)
    aslında dağılan bir şey yok.
    nostalji romantiki olduğumu söylemiştim :)
  • 9
    en temel sebebi dünyanın topyekûn şekilde yozlaşması olduğunu düşünüyorum. çabuk tüketen, çabuk bıkan ve sürekli yeni şeyler arayan yeni nesillere karşı belli bir yaş grubunun üstünün bu romantizme yakalanması normal geliyor.

    spor, müzik, film, dizi fark etmeksizin her şeyin değersizleştiği bir dönem içerisinde insanlar geçmişlerine bağlı kalmayı, tutunacak bir dal arama gereksinimi hissediyorlar.

    kendim için mesela karantina günlerinde youtube üzerinden bulduğum bütün eski maçların özetini, tamamını izlemeye çalışıyorum. varsa maç önü muhabbetlerini takip etmeye çalışıyorum. ortam daha samimi daha gerçekçi geliyor.

    yerli dizi olarak avrupa yakası ve tatlı hayat dizilerine tekrar başladım. sanırım şu zaman olmayan ama o dönem olan rahatlığı, hayat ile bağdaşmasını seviyorum. (yedi numara, mahallenin muhtarları falan benim için efsanedir)

    müzik olarak da doksanlara bayılan bir insanım. levent yüksel medcezir, tarkan aacayipsin, karma, ölürüm sana, mustafa sandal gölgede aynı ve sertab erener' in lal albümlerini bayıla bayıla dinliyorum.

    kendim için çeşit fark etmeksizin nostalji romantizmi limitlerinde yaşayan bir insanım. bunun eskilerin daha kaliteli içerik üretmesi ile beraber ülkemizin üzerindeki korku bulutlarının da etkili olduğunu düşünüyorum.
  • 10
    bizim yaş grubu ve üstünün çokca sahip olduğu şeydir. bunun böyle olmasında tabii ki en büyük pare eskiye duyulan özlemdir. ama daha önemli bir detay vardır ki özlemi katlanır insanın. bizim zamanımızda endüstriyel futbol denen olgu daha çok palazlanamamıştı. futbol mekanikleşmemişti. eski amatör ruh ile oynanan futbol vardı.

    tsubasa ile büyümüş bir nesilin en sevdiği şeylerden birisi vardı. nasıl ki tsubasa'nın rakibi olan takımlarda bir yıldız oyuncu varsa gerçekte de milli takımlar düzeyinde o takımın yıldızı olan bir isim vardı.

    mesela bulgaristan'da stoichkov vardı.
    isveç'in martin dahlin'i vardı.
    romanya'nın hagi'si.
    danimarka'nın laudrup biraderleri vardı.
    slovenya denen bir ülkenin bile zahovic'i vardı.

    zevkliydi futbol. en azından bir oyuncu parlardı.
  • 11
    amator ruhla da alakasi oldugunu dusundugum romantizm. 2000 dogumlu bir cristiano ronaldo veya neymar hayrani cocuk yirmi yil sonra bunun romantizmini yapabilecegini dusunmuyorum cunku oyun cok uzun zamandan beridir zaten mekanik ve robotik olmus durumda. efsane brezilya kadrosu ya da milan kadrosu belki bugun psg'ye dinamizm olarak ezilebilir belki ama nostaljik romantiklerin ozledigi sey pirlo'nun yavas ama katmerli dokunuslari, inzaghi'nin deli dumrul gibi yalpalasa da golleri atmasi ve gercek ronaldo'nun estetigiydi. kim bilir belki 2000 dogumlu cocuk da yirmi yil sonra nostaljik hikayeler anlatacak cunku yirmi yil sonra sahadaki herkes yapay zekadan olusabilir.
  • 13
    dedelerimizden ninelerimizden duyduğumuz "ah ah nerede o eski bayramlar"ın günümüzdeki uyarlamasıdır.

    bir kesim bunu geçmişe duyulan özlem için yapar, bir kesim ise bir daha asla ulaşılamayacak olan geçmişi tatmış olmanın ayrıcalığını hissettirmek için.

    96-2000 takımını, oyununu yad etmek özlemdir, ancak fenomen ronaldo'yu cristiano'dan yukarıda görmek 2. önermeye girer artık.

    çünkü almadığı kupa, baloon d'or kalmamış, messi ile birlikte tüm zamanlardaki oyunculardan sıyrılan bir adamı nostalji romantizmine kurban edip fenomen ronaldo ile kıyaslamak gerçeklikten uzaktır.

    bunu taffarel-muslera kıyasında da yapıyoruz ne yazık ki.

    taffarel türkiye'deki kalecilik standartını ağrı dağına çıkarmışsa, muslera o çıtayı özellikle 19-20 performansı ile everest'e taşımıştır.

    ve kıyas kabul etmez.
  • 14
    90'larda çocuk olan biri olarak bazen bu önermeye katılsam da özellike fenomen ronaldo kısmına katılmıyorum. bir oyuncuyu diğerinden iyi görmenin kıstası oyuncunun oynadığı takım, attığı goller ve yaptığı asistler değildir. bu saydıklarım da bir parametredir ama her şey değildir. hemen bilindik bir örnek vereceğim;

    (bkz: gheorghe hagi vs wesley sneijder)

    böyle bir kıyaslama yapsam mesela öncelikle galatasaray taraftarı tefe koyar beni ama bakıyorsun sneijder daha kariyerli. hagi barca ve real'de oynamış ama çok uzun süreli değil. sneijder o seviyelerde daha uzun süre oynamış. hollanda milli takımıyla dünya kupası finali oynamış, şampiyonlar ligi kupasını kaldırmış ama bu versus'da hagi'yi seçmek romantizm değil realitedir. hagi'nin sadece galatasaray'da oynadığı futboldan da bahsetmiyorum kıstas olarak. her şeyden önce ben izleyiciyim. iki futbolcunun da maçı olsa seyir zevki açısından hagi'nin maçına giderim mesela. çünkü hagi bambaşka bir adam. aynı şey fenomen ronaldo için de geçerli. gözümün gördüğü en büyük topçudur. messi de dahil olmak üzere izlemeyi tercih edeceğim adamdır fenomen ronaldo. bambaşka bir adamdır. kendisiyle kıyaslanabilecek aynı stilde bir oyuncu bile yoktur. hatta romantizmden öte futbolun o nostalji halinden şu an makine düzene geçişteki en önemli köprüdür ronaldo. hem teknik, hem hızlı, hem golcü, hem lider hem de allah vergisi bir yeteceği vardı. üç kişinin arasına girer, tekme tokatla düşürülmeye çalışılsa bile ayakta kalırdı.

    şu an cristiano ronaldo ve messi en iyi topçular. birbirlerini sürekli itiyorlar. birinden biri olmasaydı belki bu kadar ileri gidemezlerdi ama onlar gibisi de gelmeyebilir çünkü futbol onların prime dönemlerinden de farklı bi yere evriliyor artık.

    neyse sabahın köründe çok da uzatmak istemiyorum ama ronaldo gerçekten bambaşka bir adamdı. öyle romantizmle anlatılacak bir adam değildi. şanssızlığı prime döneminin az olmasıydı sakatlık sebebiyle. değilse formda hali bir kaç yıl daha sürseydi zaten messi, ronaldo, maradona gibi futbol ilahlarıyla kıyaslanmayıp besin zincirindeki köpek balığı gibi futbolcu piramitinin en üstünde olurdu tartışmasız...