• 1
    yeni nesil taraftarda çok görülen duygu yoğunluğu. sanırım 90'lı yıllardan sonra doğan nesiller olduğundan, hep başarı gördüğü için, en ufak bir olumsuzluğa tahammül edemiyor. son 10 yıldaki "iyi gün taraftarı" profili bu ekipten oluştu. özellikle bu yıl için net bir galatasaray taraftarı profili çizebiliriz. evet puan kayıpları, yenilgiler çok sıkıcı. saçmalıklara bile sığmayan puan kayıplarına tahammül edemeyişinizi anlarım da, umudunuzu, inancınızı, renklere olan güveninizi yitirip sağa sola saydırmanızı anlayamam. kendi yönetiminize, hocanıza, futbolcularınızı "galatasaray'ın başarısını istemiyorlar"mış gibi bir algıyla yorumlamak sadece bize zarar veriyor. bu zamana kadar böyle bir baskı işe yarasa, trabzon halkı trabzonspor'u şampiyonlar ligi şampiyonu yapabilirdi.

    bir takım her maçı kazanacak diye bir kaide yok. her deplasman da puan kaybetmesine tahammül edin sonucu çıkmaz buradan. sadece neden böyle oluyor eleştirisi yapmak yerine, içimiz yandı, siz de yanın ulan tavrı! hiç güzel durmuyor.
    bu sezon için, ben de aynı fikirdeyim. artık bu deplasman kayıpları aşırı sinir bozucu. suçluları kimse, bir an önce önlem alınmalı. he bu durum var diye telegol, beyaz futbol ya da rıdvan dilmen ağzıyla futbolcularımızı, hocamızı yerden yere vurma hakkını kimseye vermez. kötü performansı eleştirip, sen hele biraz geride dur demek hepimizin hakkı. fakat sezon sonunu bu futbolcularla getirecekken, üstelik kaliteleriyle ilgili bir problem değil, mental bir problem varken bu sert uslup gerçekten kabul edilemez. biz benzemeyelim dedikçe, sevmediğimiz taraftarlara benzemeye başladık... puan kaybettik ya da şampiyonluk kaybettik diye stadı mı yakacağız? futbolcu istemiyorsa, beceremiyorsa bu yıl kupa almayı, seneye olmaz bu formanın altında, kupa almak isteyen, başarı isteyen biri gelir giyer o formayı. yahu beğenmediğiniz taraftar yığını, şikeci olduklarını yaptıklarını bile bile hala hırsızın uğursuzun arkasında duruyorlar. bizim diyorlar, suçu bile sahipleniyorlar...

    heh şu gerçeği de gözardı edemeyiz. taraftarın şampiyonluğu istediği kadar sahada oynayan futbolcular istemiyor. formasını kayıtsız-şartsız-primsiz terletmeyen in getireceği şampiyonluk zaten yarım olur. biz hep yüreğimizle başarılı olduk, yine olacağız. belki bugün değil..

    -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    dip not: 2013-2014 sezonu biraz garip bir sezon. bildiğiniz gibi şike sürecinde sona yaklaşıldı. bizim okuduklarımızı, duyduklarımızı sizce futbolcular bilmiyor mu? kulüp içinde, kendi aralarında konuşmuyorlar mı? iştahsızlığın ve rahatlığın sebebi bir nebze bu olabilir. içerideki maçlarda takımımız ülke futbolunun çok üstünde bir oyun oynarken, deplasmandaki iştahsızlığın sebebi bu seviyedeki profesyoneller için mentaldir. biraz da tabloyu böyle okumak gerekiyor diye düşünüyorum.
    -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    galibiyet alınca canım cicim, mağlubiyet alınca "geber emi" galatasaraylı duruşa pek yakıştıramıyorum. kupa, kupalar, şampiyonluklar bile kaybedebiliriz. ama galatasaray rengine olan bağlılığınız başarıya endeksli olursa, orada sıkıntı olur. elbette futbol temaşa, kederlenmek için bir bağ kurulmayacağı gibi sadece mutlu olma, kazanmaya şartlanmış duygularla da olaylara bakılmaz. hayatımızın kötü giden taraflarının haykıramadığımız aksiliklerini, tuttuğumuz renk üzerinden akıtmak, bu "oyunu" gölgeler. futbolculara da hocaya da, yönetime de bir şey diyemezsiniz o zaman. başarısızlar elbet gider zaten, peki sen enerjini yeşil sahada boşaltmayı bırakacak mısın? sadece sözlük nezdinde değil, tüm galatasaraylılara ve futbolcularımıza nacizane çağrımdır, lütfen galatasaraylı olalım, şampiyon galatasaray'ı rıdvan'da tutar.

    en büyuk galatasaraylı murat kardeşimin de dediği gibi. 'olsun gs hep bzım bıdakı maçlra bakcaz.' https://twitter.com/...s/427575150528065536 efsanemizden: http://s14.directupload.net/.../120611/8uomvymv.swf
  • 3
    medyayı, sözlüğü, sokağı yakından izliyorum. puan kayıplarından sonra da daha fazla dikkat kestim galatasaray taraftarına. yaşadığımız olumsuz süreçte herkes kendi sevgilisine hatalı dememek için, hep daha az sevdiklerini suçlar hale gelmiş. terimciler, önce aysala, fırsat yakalayınca manciniye giydiriyor. terim'in iki yüzlülüğünden tiksinenler kat'iyetle aysal sevdalısı, her işi olumlu görüyor.
    futbolcular için yerli yabancı sevenler ayrılmış. sanki galatasaray'ın içinde 2 ayrı cumhuriyet kurulmuş, herkes tarafını seçiyor ve ona göre yorumluyor. sözlük yazarı ve sosyal medya kullanıcılarının çoğunlukla 85-95 yaş aralığında olması sebebiyle galatasaray'ı hep başaralı görmeye alışkın oldukları için, en ufak olumsuz bir durumda sert tepkiler veriyorlar. anlıyorum... tribünler de bundan farklı değil. haksız değiller elbette. fakat verilen tepkilerin hepsinin de doğruluğu tartışılır durumda.

    tek tek isim yazıp yanlışlarını, doğrularını söylemeyeceğim galatasaray mensuplarının. dikkat edilmeyen nokta şu; üstlerinde forma, taşıdıkları arma gerçekten çok değerli. televizyonda birilerinin tetikçiliğini yapanların, gazetelerde telefonla manşet attıranların oyunlarına gelip "galatasaraylıyım" "en iyisini ben bilirim" yaklaşımıyla fevri tutumlar sergilemek hoş değil. zaten o manşetler, o konuşmalar sen gaza gelesin diye yapılıyor.

    söylediklerim galatasaray futbol takımının kötü oynadığı gerçeğini değiştirmez. elbette düzeltmek için sorunları tartışacağız. bizim yaptığımız şey sevgilimizin giydiği elbisesine karışmak gibi çok despot bir davranış. sevgilimizi sevdiğimizi unutup, sadece istediğimiz şekile girerse seveceğimizi anlatmak için bağırıp çağırıyoruz tribünde, sokakta, sözlükte... son 20 yılda galatasaray taraftarı profili başarıya endeksli oldu. kazanırsa destekliyor, kaybederse yerin dibine sokuyor. şu ortamda bu kadar objektif olmaya gerek var mı? yahu millet onursuz futbol takımlarını, haysiyetsiz yöneticilerini el üstünde taşıyorlar. suçlarını bilseler bile, "galatasaray bizi geçmesin" sinerjisiyle hep koruma pozisyonundalar. peki galatasaray taraftarı ne yapıyor? medyada galatasaray'ın dostunun olmadığını söylemiştik. bu (bkz: galatasaray'ın medyadaki düşmanları) listede anlattık. inanın şu an yaşadığımız buhranın %80 ininde bu listedekiler sorumludur. peki bunlara inanıp, yanlış yönde takımına, yöneticisine baskı oluşturan, yorumlayan taraftar suçsuz mu? dürüst olalım dostlar, başarı varsa taraftar var, başarısızlık varsa herkes kaçıyor, sorumluluğu üstünden atıyor.

    daha önce söylemiştim, tekrar yazayım; sorunlar hepimizin.

    ----------------------- ------------------------------------------------------------
    galibiyet alınca canım cicim, mağlubiyet alınca "geber emi" galatasaraylı duruşa pek yakıştıramıyorum. kupa, kupalar, şampiyonluklar bile kaybedebiliriz. ama galatasaray rengine olan bağlılığınız başarıya endeksli olursa, orada sıkıntı olur. elbette futbol temaşa, kederlenmek için bir bağ kurulmayacağı gibi sadece mutlu olma, kazanmaya şartlanmış duygularla da olaylara bakılmaz. hayatımızın kötü giden taraflarının haykıramadığımız aksiliklerini, tuttuğumuz renk üzerinden akıtmak, bu "oyunu" gölgeler. futbolculara da hocaya da, yönetime de bir şey diyemezsiniz o zaman. başarısızlar elbet gider zaten, peki sen enerjini yeşil sahada boşaltmayı bırakacak mısın? sadece sözlük nezdinde değil, tüm galatasaraylılara ve futbolcularımıza nacizane çağrımdır, lütfen galatasaraylı olalım, şampiyon galatasaray'ı rıdvan'da tutar.

    (bkz: #1443460)
  • 5
    2010-2011 sezonunu kanlı canlı görmüş bir neslin gerekli dersleri almayıp her sezon ligde 34'te 34, kupada ise 6'da 6 beklemesinden kaynaklanan boktan durumdur.

    size çok ilginç bir şey diyeyim mi; dünyanın en büyük, en ruhlu, en asil takımı olan galatasaray'ımız ta 1959'dan beri sadece 19 kez ligde şampiyon olabilmiş. ali sami yen ve metin oktay en başta olmak üzere bunun sorumlusu olan herkes hesap vermeli ve kan değişikliğine gidilmeli...
  • 7
    icinde bulundugum sey.
    aga zaten ortadogu denen bataklikda bati-dogu arasina sıkışmış hayat standarti belli , koca bir omur boyunca belki bir ev bir de kiytirik araba alabilecek emekliliginde yaşa takilip ölene dek hayatta savaş verecek adamlariz.

    bi hobimiz şu takim iste. milli mac arasindan zaten yeni cikmisiz kac gundur maci bekliyoruz. bi de ustune altini cizerek soyluyorum kotu oynayip yenilmek yok mu.

    cografya kader gercekten. mutlu olabilmek icin beklenti boylesine dusukken , bu beklentinin bile bos cikmasi insani gercekten hayal kirikligine surukluyor.

    top oynayin ya birazcik mucadele edin cok mu sey istiyorum ?
    yenilin 10 gol yiyin ama savasin. essek yukuyle para kazaniyosunuz hic mi utanmaniz yok ?
    sizin kazandiginiz paralarin yanina bile yaklasamicaz omrumuz boyunca kazandiginiz sizin olsun , uc kurusluk mutlulugumuzu elimizden almayin bari.
  • 8
    (bkz: 22 kasım 2019 galatasaray istanbul başakşehir maçı) özelinde aralarında bulunduğum yazar topluluğu. bunun sebebide 20 sene sonra babamla birlikte maça gitmiş olmamız. gerçekten çok üzüldüm bu maçta sözlük. manevi değeri yüksek bir maçtı benim için. sonuç olarak galatasaray babamızdan mirastı ve bu mirasa üzüntüler de dahil tabiki. canın sağolsun galatasaray.
  • 11
    önceden beraberliklerde bile buradan dumanlar çıkardı. şimdi 41 maçlık serimiz bitti burda çıt yok. öyle buhran falan yok eskisi gibi. muhtemelen tükenmişlik sendromuna girdik. bu sendromdan çıkabilmek için önümüzde müthiş 2 fırsat var içerde brugge ve trabzon deplasmanı ama muhtemelen 2 maçtan da puan alamayacağız.

    bu tükenmişlik sendromundan çıkmanın bi yolu daha var aslında. brugge maçında diagne'nin gol atıp taraftara ve kulübeye dönüp sus işareti çakması.

    yanı bizim silkelememiş gerek, ya brugge ve trabzonu yenerek ya da diagne'den gol yeyip trabzonda hezimete uğrayarak.