• 4
    bir futbolcunun değil de kendi kariyer golümü anlatacağım. bakalım beğenecek misiniz. :)
    o zamanlar 4. sınıftaydım ve görme engelliler okulunda eğitimimi sürdürüyordum.
    her teneffüste maç yapardık.
    (bkz: futbol aşkı engel tanımaz)
    ben görece iyi kalecilik yapıyorum diye beni hep kaleci yaparlardı.
    itiraz ederdim, kabul etmezdim.
    ama eninde sonunda kendimi kalede bulurdum.
    kale derken, bildiğiniz kale değildi bu tabii ki.
    kendimizin anlayabileceği şekilde, bahçede bir yerleri sınırlar ve kale olarak kullanırdık oraları.
    topun nerede olduğunu az çok fark edebilmek için topa poşet geçirir ve öyle top oynardık.
    bir gün yine maç yapıyorduk.
    skoru tam hatırlamıyorum ama 1 farkla gerideydik.
    yine kaleciydim her zamanki gibi. o gün saçma sapan goller yemiştim ve takım arkadaşlarımdan fırça yiyordum sürekli.
    "siz de zorla kaleye koymasaydınız." dedim.
    artık maçın son anlarıydı ve top bana geldi.
    rakip kaleye doğru topu diktim.
    bir karambol oluştu ve korner kazandık.
    tam o sırada zil çalıverdi.
    bu artık son ataktı. atarsak berabere bitecekti; atamazsak yenilecektik.
    kaybedeceğimiz bir şey yoktu.
    ben ileri çıktım.
    biz görme engellilerin topa kafa vurması pek mümkün değil; zira zamanlamayı ayarlamamız imkansıza yakın.
    bu yüzden kornerleri yerden kullanırdık.
    arkadaşım yine yerden kulandı korneri.
    orada bir karambol oldu yine ve top yükseklik kazandı.
    topun üzerindeki poşetin hışırtısını duydum.
    kafamın önüne doğru geliyordu top, hissettim.
    ben içimden şöyle dedim:
    "oğlum murat bir daha bu fırsat gelmez. rasgele salla kafayı denk gelirse gelir, gelmezse zaten bir şey olmaz."
    tabii ki bu anlattıklarım anlık olarak gelişti.
    "ya tutarsa" diyerek topa doğru hamle yaptım.
    o kadar çok istedim ki denk gelmesini, anlatamam.
    herhangi bir şey düşünmeksizin kafamı ve vücudumu poşet hışırtısının geldiği yere doğru tabiri caizse savurdum.
    ve oldu. topa vurmayı başardım.
    kendimi tüm gücümle topa doğru savurduğumdan; oldukça şiddetli bir kafa vuruşu yapmış oldum.
    top kaleye doğru gitti ve gol oldu.
    fakat, yaptığım kontrolsüz hamle nedeniyle hızımı alamamamdan mütevellit yüzüstü yere kapaklandım.
    gole de tam anlamıyla sevinemedim; çünkü sert şekilde yüzümü yere çarptım.
    yerden kalkıp; "bakın beni kaleye koydunuz ama ben olmasam maçı kaybedecektik." dedim.
    attığım bu kariyer golü, hayatımda attığım ilk ve son kafa golü bile arkadaşlarımı ikna etmeye yetmedi.
    sonraki maçlarda da beni kaleci yapmaya devam ettiler.
  • 9
    galatasaray forması altında bazı futbolcuların attığı en güzel golleri derledim. bazıları çok kritik maçlarda oldukları için duygusal davranmış olabilirim. iyi seyirler.

    abdul kader keita: https://www.youtube.com/watch?v=Jfe2zpXxAI8
    adem büyük: https://www.youtube.com/watch?v=SoMyo6wTSrU
    ali lukunku: https://www.youtube.com/watch?v=gMwcgp9cPlI
    arif erdem: https://www.youtube.com/watch?v=OMSgbTdRz_w
    ayhan akman: https://www.youtube.com/watch?v=uxHkrMopsIA
    bruma: https: http://www.youtube.com/watch?v=CXFbA4FsJFc
    burak yılmaz: https://www.youtube.com/watch?v=LMP9LNQtHI4
    cassio lincoln: https://youtu.be/dH_L6UweI8s?t=28
    cesar prates: https://www.youtube.com/watch?v=-nGnuOI1bPg
    didier drogba: https://www.youtube.com/watch?v=XdT0RUjOa60
    elano blumer: https://www.youtube.com/watch?v=scZ6fd5GzVA
    emmanuel eboue: https://www.youtube.com/watch?v=jm38PiKoY3A
    emre akbaba: https://www.youtube.com/watch?v=mNfLvOeFmVg
    engin baytar: https://www.youtube.com/watch?v=eexkUTvltco
    eren derdiyok: https://www.youtube.com/watch?v=Vuiw7VtI1_g
    falcao: https://www.youtube.com/watch?v=dwi9Oouo-f0
    felipe melo: https://youtu.be/4DtsrxG37sQ?t=333
    fernando: https://www.youtube.com/watch?v=TZ2IhdozXig
    fernando muslera: https://www.youtube.com/watch?v=yC2lIbaXtYo
    florin andone: https://www.youtube.com/watch?v=-xS1Tctll1s
    franck ribery: https://www.youtube.com/watch?v=P0UZw7ddWTc
    garry rodrigues: https://youtu.be/5x-8S8ESiVA?t=12
    georghe hagi: https://www.youtube.com/watch?v=SatmWoJPGpo
    hakan balta: https://www.youtube.com/watch?v=87DXY3cY9-g
    hakan şükür: https://www.youtube.com/watch?v=RsYYUIKg9cM
    hakan ünsal: https://www.youtube.com/watch?v=c6Q_RHnaaxw
    hamit altıntop: https://www.youtube.com/watch?v=4lMkukGAKgg
    harry kewell: https://www.youtube.com/watch?v=E8PF3f1fY54
    hasan kabze: https://www.youtube.com/watch?v=5IBdmIzmXTQ
    henry onyekuru: https://www.youtube.com/watch?v=L_XBMwvmCaY
    johan elmander: https://youtu.be/TSWUEaoqcq8?t=192
    jorge felipe: https://www.youtube.com/watch?v=8by5qbNtAgE
    juan pino: https://www.youtube.com/watch?v=LAIbz0KZgWA
    konstantinos mitroglou: https://www.youtube.com/watch?v=pRNICbiq8xs
    lukas podolski: https://www.youtube.com/watch?v=PV3q7BkmBAI
    maicon: https://youtu.be/DVPEGfO2kHg?t=210
    mariano: https://youtu.be/8jBS-wur3h4?t=107
    mario jardel: https://www.youtube.com/watch?v=7xFhScfrDbo
    mbaye diagne: https://www.youtube.com/watch?v=sFncaHtUKqc
    milan baros: https://www.youtube.com/watch?v=ObRu9PLYbSc
    necati ateş: https://www.youtube.com/watch?v=QWzgWQ5UOLI
    ömer bayram: https://www.youtube.com/watch?v=fyJ8qOLI5sc
    rigobert song: https://www.youtube.com/watch?v=iYfVR9OHfjI
    ryan donk: https://www.youtube.com/watch?v=UaiLkjIIvQs
    sasa ilic: https://youtu.be/8IT8U1bqt-4?t=161
    selçuk inan: https://www.youtube.com/watch?v=By3LFGwFcY8
    serkan çalık: https://www.youtube.com/watch?v=6C8v_tchUfQ
    servet çetin: https://youtu.be/YugvmbR1V7Y?t=101
    shabani nonda: https://www.youtube.com/watch?v=aDaKvtRqxGg
    sinan gümüş: https://youtu.be/KvyPtsyZNwI?t=251
    sofiane feghouli: https://www.youtube.com/watch?v=w8y9X_miYXU
    umut bulut: https://www.youtube.com/watch?v=KxyLx_DYLVg
    ümit davala: https://www.youtube.com/watch?v=ZWVdiaPY8f4
    ümit karan: https://www.youtube.com/watch?v=LNZ0JzSfdmI
    vedat inceefe: https://www.youtube.com/watch?v=gMmY3hnzzXQ
    volkan arslan: https://www.youtube.com/watch?v=szD52wQwI-8
    wesley sneijder: https://www.youtube.com/watch?v=xbOT_QgEFCU
    yasin öztekin: https://youtu.be/AoiH2UuWUzg?t=27
    younès belhanda: https://youtu.be/-RTV51drbi8?t=23
  • 10
    baştan başlıyorum sözlük. her çocuk gibi ben de sokakta sabah akşam top oynuyordum arkadaşlarla, baya kireçle saha çizgileri falan çizmiştik hatta arsaya. yetenekliydim de açıkçası baya, ufak olduğum için hızlıydım, aralardan baya iyi sıyrılıyordum, birçok kez "sen dardanel altyapısında mı oynuyorsun?" sorusuna maruz kaldım hatta. ufak derken, küçükken baya cılızdım, yaşıtlarımdan ortalama 2-3 yaş ufak gösteriyordum, hatta o yüzden babam "kolun, ayağın kırılır" diyerek bir kulübe yazılmama katiyen izin vermedi. tabi ben her fırsatta top peşinde koşmaya devam ettim yine de... *

    çanakkale'de deniz kenarında askeri bir kamp vardır bonet diye. babam öğretmendi ama kart çıkarttırıp girebiliyorduk o zamanlar oraya. kocaman bir futbol sahası vardı otoparkın yanında, gündüz denize girip, bisiklet sürüp, parkta oynadıktan sonra akşam üstü o sahada topuklarımız ağrıyana kadar maç yapardık her daim. 2002 dünya kupası topuyla falan oynama şansım oldu o sahada. ilk zamanlar toprak sahaydı, sonradan çimlendirdiler. çimler ekildikten sonra kaleleri de sökmüşlerdi. söktükleri kaleleri revire ve basket sahasına yakın çimlik bir alana idareten koymuşlar, ama kaleler yere sabit değildi.

    12-13 yaşları civarındayım. orada tanıştığım iki arkadaşla orta kafa gol oynamaya karar verdik o kalelerden birini kullanarak. sırayla değişiyoruz, ben ortalıyorum arkadaş vuruyor, arkadaş ortalıyor ben vuruyorum falan, klasik işler.

    her neyse konuya geleyim:

    arkadaş yine ortaladı, ama öyle bir orta ki ben kalenin sağ tarafındayım, o sol bek mevkinden ortalıyor. top gitti ve (yanlış hatırlamıyorsam) üst direğe çarptı. bildiğin şut attı çocuk, o nasıl orta lan... top direğe çarptıktan sonra kale sallanmaya başladı, ben kaleciye baktım, kaleci bana. tabi bunların hepsi saniyelik gelişen olaylar... kaleci kalenin dışına doğru koşup kalenin altından kaçmayı başardı. ben ise o heyecanla kalenin içine doğru koşmuşum, kale üstüme yıkıldı, üst kale direği sırtıma ve belime çarptı. babam da maç izliyormuş sanırım lokal kısmında. neyse kendisini bulduk sonunda, ama revir de kapanmıştı sanırım o saatte, zaten revir anca ayaktan deniz kestanesi dikenleri çıkarıyor, pansuman falan yapıyor. benim sırtım, belim nasıl ağrıyor ama, nefes almakta zorlanıyorum. hemen çanakkale merkez devlet hastanesine gittik, film çektiler, neyseki kaburga sağlam, "sadece" doku zedelenmesi ile atlatmışım. bir hafta on gün yerimden bile kalkamadım, doğrulmaya çalıştığımda deli gibi ağrıyordu belim.

    benim kariyer golüm budur sözlük, bildiğin gol oldum, ağların içinde hamsi gibi kaldım. * etraftakiler yetiştiler de kaleyi kaldırıp altından çıkardılar sağolsunlar. siz siz olun çime sabitlenmemiş kale görürseniz uzak durun aman diyim. *
  • 12
    girdileri okudukça eskiye gittim. benimde çok güzel kariyer gollerim var sözlük, benim için en anlamlı olanı tasvir etmeye çalışacağım.
    yıl 2003, lise 2. sınıftayım. o dönem hem okulun(kayseri fevzi çakmak lisesi) basketbol takımında, hemde 14 yaşında transfer olduğum demirspor amatör spor kulübünde forma giyiyorum. o dönem a gençler olarak tabir edilen u18 takımında kendi grubumuzda çok iyi bir performans göstererek dsi'nin ardından 2. olup play-off a yükselmiştik, takımın birinci ve yırtıcı forveti tabiki de benim:)
    neyse, play-off grubunda toplam 4 takım mevcut ve yine be hikmetse dsi ile aynı gruptayız. diger 2 takım ise görece bize denk takımlar olup yenebileceğimiz takımlardı, nitekimde öyle oldu. dsi ile grupta 2. maçta karşılaştık ve hatırladığım kadarı ile 87-88. dk gibi attığımız golle 1-0 kazandık, son maçı da kazanarak o sene a gençler liginde kayseri şampiyonu olduk. bu şampiyonluk bizim için o kadar değerliydi ki, yaklaşık 3-4 yıldır birlikte oynayan futbolcu topluluğunun büyük bir başarısı idi. neyse efendim, türkiye geneli kuralar çekildi ve iskenderun'da düzenlenecek olan grupta mersin kuvayi milliye spor, osmaniye idman yurdu ve yanlış hatırlamıyorsam kilis idman yurdu ile eşleşmiştik.
    eskilerin 303 man otobüsü ile uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından iskenderun'a ulaştık ve kalacağımız tesislerde dinlenmeye geçtik. o dönem adanaspor şimdiki adıyla süper ligde ve kendi evinde aynı hafta sonunda 8tas'ı ağırlayacaktı, bu bilginin benim için şimdilik bir önemi yoktu tabi. ilk maçımızda osmaniye idman yurdu ile karşılaşacaktık, o kadar heyecanlıydım ki kolay kolay tarif edemem. o zamanlar çim saha nerde, buraya gelene kadar hep toprak sahada oynamıştık maçlarımızı, kayserili olanlar bilir eski sümer ve argıncık sahaları vardı, toprak çamur buz kar demeden oralarda yapardık maçları. iskenderun'da maçları yapacağımız yer iskenderun 5 temmuz stadı, bildiğin stat, yeşil çimleri kapalı tribünleri olanlardan hani:)
    futbol oynayanlar bilir, toprak saha ile çim saha çok farklıdır, çim saha çok daha fazla yorar, tabi biz hiç çim saha görmediğimiz için alışkın da değildik. ilk maçımız başladı, bütün var gücümüzle mücadele ediyoruz, başa baş gidiyor oyun, bu mücadele sırasında düşünmediğimiz çok önemli bir konu vardı; devam eden günlerde hiç dinlenmeden 2. ve 3. maçı oynayacaktık.
    neyse efendim, dakikalar 20-25 civarı orta sahadan ileri doğru gelen topa defans arkasına sarkarak sahip oldum ve kale ile aramda sadece kaleci kalmıştı, kalecinin solundan sağ ayak içi temiz bir plase topu ağlara gönderdiğim de 1-0 öne geçiyorduk. o kadar sevinmiş ve heyecanlanmıştım ki, tribünde olan yaklaşık 1.000 kişi benim için 20-25 bin kişi gibi geliyordu, gol sevincinde ne yaptığını dahi hatırlamıyorum, o 2-3dk bende yok:)
    ikinci yarı bir gol daha attık ve maçı tertemiz 2-0 kazandık. inanmıştık grubu lider bitirip istanbul finallerine gidecegimize. ertesi gün kuvayi milliye spor ile karşılaştık, maçın 20. dakikalarında yorgunluk baş gösterdi, kaslar müsade etmedi, karşımızda ki rakip oyuncuları sanki bizden 4-5 yaş büyük görünüyorlardı, akdenizin sıcak ikliminde yetişmiş çocuklardı, esmerdi hepsi, bıçak soksan girmez gibiydi bacaklarına, öyle kuvvetlilerdi, biz tabi anadolunun bağrından kopmuş yağız delikanlılar, aramızda çok teknik ama cılız olanlarda vardı, nisan ayının o sıcağında(tahminen 30 derece) tel tel dökülmüştük. 2. maçı 3-0 net bir skorla kaybettik. ertesi gün 3. maça çıktık, galibiyet alsak grubu lider bitirecektik, fakat kimsenin ümidi ve hali yoktu, yine aynı tarifeyi uyguladılar, 3-0.
    bu üzüntü ile birlikte aynı gün geri dönüş yoluna çıktık, malum otobüsümüzle birlikte dönerken teknik direktörümüz yılmaz hoca yanına çağırdı, işte üzüntüm orda kat be kat artmıştı. yukarda belirttiğim bir detayın burda benim için ne kadar önemli olduğunu o an anlamıştım. 8tas alt yapı sorumluları bizim maçları izlemek icin iskenderun'a gelmişlerdi ve bizim bundan geri dönüş yolunda haberimiz olmuştu. hatta ilk maçtaki performansımız sebebiyle benim ve takım kaptanımız ön libero oynayan fatih'in isimleri listelerine girmişti. son 2 maçtaki rezil performansımız sebebiyle tabiki de fikirlerinden vaz geçmişler. keşke ilk maç bittiğinde söylenseydi bize, bizde ona göre farklı bir motivasyon ile çıkardık kalan maçlara belki :(
    demem o ki sözlük, kariyerimin golünü o maçta atmıştım ama o gölün benim için kariyerimde çok farklı bir anlamı olabileceğini sonradan öğrenmiştim, bir işe de yaramadı maalesef. olsun, şimdilerde halı sahalarda bol bol atmaya devam ediyoruz:)
  • 13
    kariyer golünü şimdi golün güzelliği mi yoksa yaptığı etki mi belirler onu bilmiyorum o yüzden iki farklı gol anlatacağım benim için siz seçersiniz.

    güzel gol;
    ------------
    ilkokul 5. sınıftayız. bizde ilkokulda beden derslerinde sınıfın erkekleri maç yapacağı zaman sınıfta iki kaptan vardı ve lig usülü maçlar yapardık. yani toplamda en çok kim kazanırsa o şampiyon oluyor ama lig de 2 takımdan oluşuyor. (lige bak) efenim kaptanlardan biri benim, biri de o zamanlar aramızdan su sızmayan, birbirimizin evine gittiğimizde bile bir şekilde top oynadığım arkadaşım. o zamanlar gerçekten güzel top oynardım basketbolcu olup okul basketbol takımında olmama rağmen futbol tutkuydu benim için, 60 kişilik sınıftan kızları çıkardığımızda 25-30 erkek falan kalırdı ancak 8 kişiyi oynatmazdık mecburen ve sömetr haricinde de takımlarda değişiklik olmazdı. hatta ara yarıyıl tatilinde ne entrikalar ne oyunlar dönerdi rakip takımdaki iyi oyuncuyu ayartmak için. hatta hiç unutmam sınıftan bir çocuk kendisini almadığım için 1 sene benimle konuşmamıştı. * her hocanın joker oyuncusu olduğu gibi (mancini-ceyhun gülselam gibi) benim de joker oyuncum vardı tahtaya ilk onun adını yazardım, görkem. okul yeni başlamış maça hazırlanıyoruz neyse efenim karşı kalede de çoğu zaman koşu yarışı yaptığım ve benden hızlı olduğunu iddia etse de sürekli yarışı başlatan kişinin start vermeden başlamasından dolayı yenildiğim çocuk vardı. içimden şimdi 'laciverte boyadım seni ulan mert' dedim. o zamanlar yaşıtlarıma göre garip bir vuruş tekniğim vardı bir koydum mu kaleci kaleden kaçıyordu, o zamanlar devam etseydi gerçek bir futbolcu olabilirdim çünkü git gide kazmalaştım :d neyse efenim maç başlayacak bizim görkem'i çağırdım dedim ki 'bak oğlum santra yapılınca topu bana at sonra ileri çıkın topu size atacağım karambole gol atarsınız'. sanki fatih terim'im şuna bak çocuk aklıyla doldur boşalt yapacağım ama dakika da ilk dakikalar. maç başladı tabii rakip mal gibi kendi arasında konuşuyor, bu görkem bana topu attı havadan sağıma taç çizgisinin önüne düştü top ben de topu uzaklaştırayım taca çıkmasın derken aynı zamanda da müthiş(!) taktiğimi uygulayayım derken topa öyle bir sağ vole çaktım ki orta sahadan top önce çok fazla havalandı sonra mermi gibi yere düştü. şöyle betimleyeyim, hagi'nin uzaktan vurduğu şutlar vardır ya hani birden düşer kaleye aynı öyle bir pozisyondu ama çok daha havadan alçaldı top. tabii bunu hiç beklemeyen mert uzakta sohbet ediyordu elleri arkada bağlı, ben topa bakıp vurduğumdan kafayı biraz geç kaldırdım baktığımda mert 'vüleeeey top lan' diyerek kaleye giden topa koşuyordu ama artık çok geçti. haa sonradan benim yakın arkadaşım olan (kendisi de çok iyi galatasaraylı idi) karşı takım kaptanı dahil çamura yattılar tabii biz bunu saymayız biz başladığını bilmiyorduk falan (suyun öte yanındaki takıma benzettiniz değil mi *). böyle olunca bizimkilerle konuşmuş bayağı bir gaz vermiş ve hepsinin askerden yeni gelmiş gibi oynamasını sağlayıp maçı 14-2 falan kazanmıştık.

    etkili gol;
    -----------

    bu sefer de 7.sınıftayız. biz a şubesiydik ve teneffüslerde d sınıfı ile gerek basket olsun gerek futbol olsun tatlı bir çekişmemiz vardı. özellikle basketbol oynayan sayısı hayli fazla olduğu için genellikle 3'e 3 olan teneffüs maçlarımız hayli çekişmeli ve bazen de sert geçerdi. efenim basketbol takımında oynayan bendeniz oyunu taa küçükten kuralına göre oynamaya alıştığı için eğitim almamış oyuncularla karşılaştığımda bazen sinirlenebiliyordum. bir gün yaptığımız tek pota 3'e 3 basket maçında sertliğin dozajı artmış ve sayıya giderken belimden tutulup çekilmiştim. baskette en fazla nefret ettiğim hareket budur çünkü turnikeye zıplarken çekildiğinizde çok kötü pozisyonlarda zemine düşüp fazla zarar görebilirsiniz. bizim zemin de asfalttı. böyle bir hareket şahsıma yapıldığı için hayli sinirlenip çok önde olduğumuz maçı 's...m maçınızı oynamayı öğrenirseniz tekrar sizi yenebiliriz' cümlem karşı tarafı kudurtmaya yetmiş, bana saldırmaya çalışan rakibe karşı mülayim ve çalışkan çocuklar olarak adlandırılan sınıfımızın erkekleri birden içlerindeki aslanı dışarı vurmuştu. ben çok şaşırmıştım ama bizim sınıfı da çok severdim çoğu galatasaraylı idi, sınıfta da sosyal yönünü dersleri ile harmanlayan şahsım biraz da sevilirdim yani :d bizimkiler rakibi püskürttükten sonra siz görürsünüz tehditlerine karşı bir püskürtme daha yapmıştı sınıflarına kadar kovalayarak. bunu niye anlattım hemen o kısma geleyim. bir gün biz beden dersinde yine lig usülü yukarıda anlattığım maçımızı yaparken bu d sınıfının dersi boşmuş. ufuğa baktığımda kurtlar vadisi'nden kopmuş gelmiş gibi birilerinin slow motion sahaya yaklaştığını gördüm. gelenler sanki birden 10 yaş büyümüş biraderli falan konuşmaya başlamış, bizden intikam almak için bir gün önce basket sahasında madara ettiğimiz o 3 ezik okul takımında futbol oynayan sınıf arkadaşlarını da alarak sahaya intikal etmişlerdi. maç tekliflerini geri çeviremezdik, ufak bir istişareden sonra kabul ettik tabii. ben yine oynayacakları yakın arkadaşımla belirleyip değişiklik için 2 hak istediğimizi karşı tarafa bildirmiştik. o anda yan tarafta d sınıfı kızları bizim sınıf kızlarıyla voleybol oynuyormuş (sahalar çok yakın yan yana) bizi gören kızlar da maç yapacağız diye sahanın kenarında yerlerini almışlardı. sevdiğim kız da gelmişti oraya ve ona gidip sorup öğrendiğim üzere voleybolda bizim kızlar da küsküyü vurmuş bunlara :d ortalık gerginlik kokuyordu, bir de ne oluyor la burda diyerek bakmaya gelen sınıfımızdan bir çocuğun babası (çocuk rahmetli oldu allah rahmet eylesin) beden hocamız hakemlik yapayım bari diyince her şey daha da ciddiye bindi. artık ölüm kalım, rezil olma olmama maçıydı. sahanın yanında odası olup ne zaman top oynasak topumuzu alan müdür yardımcısı bile odasının penceresinden maçı izliyordu. herkesin eli ayağı titriyor buzum diyen çocuklar saçma sapan hatalar yapıyordu. resmen sahadan kemik sesleri geliyordu. teneffüs zili çalmak üzereydi durum 0-0'dı ve zil çalınca maç bitecekti. sevdiğim kıza baktım dönüp öyle bir gülümsedi ki bana hala aklıma geldikçe gülümserim. benim yakın arkadaşı çağırdım dedim ki oğlum bak sana bugüne kadar ısmarladığım onca yengen'in (kesme işaretini yanlışlık olmasın diye koyuyorum*) hakkını verme günü bugündür, gol atmamız lazım sen sağa geç orta falan açarsın dedim. kendisi sol ayaklıydı ve bileği çok iyiydi teknikti ama pek şut atamazdı. takıma beyler gazamız mübarek olsun diyince bedir'in aslanları gibi bizimkiler saldırmaya başladı. uzun bir top atıldı, orta sahada takımı yönlendiren ben atılan topun benim yakın arkadaş savaş'ın ayağına geldiğini görünce ileri haldır haldır depara kalktım. rakip kalenin sağ tarafında savaş topla buluştu, top sol ayağındaydı benim koştuğumu görünce zaman kazanmak için sağ ayağına aldı topu.ben senin sağ ayağına sıçaaaaaam derken slow motion şekilde, savaş biraz bekledi elini kaldırdı ve topun dibine girerek ortayı açtı. çin ordusunu yaran kürşat gibi koşarken takım arkadaşlarımı bile patır patır yere döken ben o ortaya darbeli şekilde kafayı vurdum ve golün olduğunu bizim kızların çığlığından anladım. golü attıktan 10 saniye sonra teneffüs zili çalmıştı. artık kahramandım ben, kızların olduğu yere koştum sevdiğim kıza senin için attın demek üzereyken 'vüleeeeeyyyyheeğğğğğ' diye sırtıma vurulan yumruk sonrası yere düşüp üstüme atlayan 6-7 davara küfürler ediyordum. tam anlamıyla bir harp kazanmıştık, üstümdeki takım arkadaşlarımı kaldırıp yerden kalkarken sevdiğim kızı arıyordu gözlerim. sağa sola bakarken pırlanta gibi tüm ışıltısıyla parlıyordu adeta. izleyenler bilir, la la land'in son sahnesindeki gibi kafamı selam verir gibi aşağı yukarı salladım ve o gülümsemeyi bir kez daha gördüm. o gülümseme için o gün değil orda o golü atmak, okuldan bile atılmayı göze alabilirdim..

    the end.

    not: ilk aşkım olan o kız basket takımından olan ve bizim sınıftan arkadaşım olan başka bir çocuğu seviyordu çocuk da ona yüz vermiyordu. ilkokul 3.sınıfta okul gezisinde dansa kaldırdığımda beni reddedip sevdiği çocuğun ayağına giderek dans teklifi edip red yemişti. çocuk bu kızı üzmek istiyordu benim yüzümden. çünkü ne zaman bire bir basket maçı yapsak sürekli bana yenildiği için beni üzmek istiyordu. o çocuk bir gün sınıfta sırf beni baskette yenemiyor diye kızı çağırıp beni çağırıp kıza 'benden hoşlanıyor musun' diyip gözümün önünde kızın evet cevabını vermesini sağlamıştı. çok fazla üzülmüştüm sonra yüzüme bile bakamadı o kız biliyordu çünkü onu sevdiğimi. okulda en popüler kız olan o sevdiğim kız 8.sınıfta popülerliği düşüyor diye o sıralar okulda popüler olan şahsıma sırf bu yüzden çıkma teklifi etti. 2.haftanın ardından sınıftan bir erkek arkadaşım hakkında kötü konuştu diye ayrıldım. lisede kötü arkadaş çevresi edinip tavşan gibi olan o kız güzelliği maalesef geriye giderek lise biter bitmez evlendi. akıllarda güzel anılar ve elimde okuma bayramından kalan seromonide birbirimize bakarken çekilmiş o masum fotoğraf kaldı. mutlu olsun bir ömür.