• 86
    yapılırsa da size bize sorulmayacak olan olaydır. şöyle yaparım böyle yaparım diyen de en fazla hafta sonu yaptığı mangal partisinde yapanlara sallar. en en olacak şeyi söylüyorum, ultraslan falan 1-2 protesto eder. doğru sucuk seçimiyle o da bertaraf edilir ama sucuğa dikkat, reflü azdırır.

    benim çok umurumda olmaz. liseliler isterdim ki ılgaz çınar gibi güzel insanlar olsun, ama çoğunluğu, özellikle belirli yaşın üstündekileri değiller. küçük olsun bizim olsun kafasında, başarı oldu mu yırtık dondan gibi fırlayan, başarısızlıkta ortadan kaybolan tipler bunlar.

    üstelik siz ne kadar başarı koyarsanız bu kulüp tarihine, ben de o kadar rezalet koyarım.
    milyarlarca lira borç karşısına koyacağınız hiçbir kupayı da kabul etmiyorum. buna uefa kupası da dahil. süper kupa da dahil.
    üstelik bu milyarlarca lira borç da yabancı sermaye varken yapılmadı. bu borç, ağırlıklı olarak liselilerin verdiği oylarla seçilen yönetimlerce yapıldı.
    bir de ben şu an kulübe üye olmak istiyorum. bana liseliyle eşit şartlar sunuyor musun? bu soruya evet cevabı verilene kadar kimse bana kötü örneklerle, adanmış hayatların bilmem nesi soslu garip duygusalımsı-arabesk laflarla gelmesin. ben somut bir şeyden bahsediyorum.

    sözün özü, biranızı-çayınızı için, maçınızı izleyin, çok da dert etmeyin.
    çabamızın adı galatasaray diyenler milyarlarca lira borç yarattı, bir de no sir, yes sir deneyelim.

    son olarak hiç merak etmeyin para kazanmak isteyen adam yirmi-otuz milyon insanın parasını sağmak ister. bunun için de akıl almaz güzellikler yapar size. bir bakmışsınız hem kulübe üyesiniz, hem kombineler-biletler ucuzlamış, hem farklı etkinliklerin sayısı artmış, hem de takımla daha çok etkileşim içerisindesiniz. çok basit düşünün: elinizde onlarca milyon insan var, amacınız para kazanmak. bu insanlara yönelmez misiniz? yani taraftarlığımızı ve aidiyetimizi daha çok hissetmemiz bile mümkün.

    daha birkaç sene önce galatasaray lisesi mezunu şahıslar taraftara kulüple alakaları ne ki tarzı şeyler söyledi ya. emin olun para kazanmak isteyen insan sizin, bizim kıymetimizi bu elit görünümlü beceriksizlerden daha iyi bilir.
  • 87
    su lise denen bir avuc kulube hakim oldugunu dusunen kimil zararlilarindan kurtulacaksak hemen dedigim hadise.

    tabi iki sikinti var. birincisi, abramovic gibi birinin eline dusmeyi hayal ederken, gercekler bizi dursun aydin ozbek gibi birinin eline dusurebilir, kabus dolu yillar geciririz. nfl’de en buyuk sikinti o suan. cogu takimin sahipleri amerikan futbolundan o kadar uzak ki sacma sapan kisileri onemli gorevlere getirip takimi ulkeye rezil ediyorlar.

    ikincisi de malum beyaz avrupali olmadigimiz(!) ve adimizin paris saint germain, real madrid, veya manchester city olmadigi icin uefa bu saydigim takimlara yapamadigi o meshur financial fairplay yaptirimlarini bize yapabilir ki yapacaktir haliyle de bizi nice cakne’lere, bonservissiz 5 milyon maas isteyen eski yildizlara, ve dukkan gibi kiralik oyuncu transferlerine mahkum edebilir.
  • 88
    teklif dahi edilmemesi gereken bir konu. ayrıca yabancı yatırımcı neden bir spor kulübü alsın bu şartlarda ? zaten yabancı yatırımcı ülkemizi güvenli görse önceki cümlede geçen “bu şartlar” oluşmazdı.

    bir diğer husus, sahipli takımlar gelirleri çok yüksek olan ülkelerde başarılı oluyor. ingiliz takımların sahipleri var evet. ama 1 sezonluk gelirleri bizim birkaç şampiyonluğumuza bedel. fransa’da sahipli olan kulüp denince akla psg geliyor. bilmem kaç sezondur şampiyon da oluyorlar fakat harcamaları ortada. diğer sahipli fransız kulüpler ise yetiştirip sat modelinde takılıyor. bu hem sabır hem de çok doğru bir yapılanma gerektirir yani sadece parayla olmuyor.

    iyi örnekleri var evet fakat şartlar çook farklı.

    başarının ardındaki belli başlı kıstaslardan biri olduğunu düşünmüyorum. manchester united senelerce şampiyonluklar kazandı, büyük yıldızlar transfer etti. fakat başarısının sebebi sir ferguson olduğu acı bir şekilde ortaya çıktı.
  • 89
    renktaşların, "kesinlikle satılamaz, bunu yapan ihanet eder" mantığını pek anlayamıyorum açıkçası.
    çünkü, geçmişte bu iş zaten bir kaç kere yapıldı.
    2000'li yılların başında kulübün %21,05 'i aig 'ye blok halinde 20 milyon dolar karşılığında satılmıştı.
    bunları geri alabilmek için 9 milyon dolar tazminat ve 1,5 milyon dolar avukat vekalet ücreti ödendi.
    sonra bu hisseleri ünal aysal bey aldı.
    o da tekrar qvt vb. kuruluşlara tekrardan sattı.
    sonra bu hisseler yeniden alınıp, şirketler ayrıldı ve öz sermayede bedel artırımlarıyla gönümüzdeki halini aldı.
    bugün b grubu hisselerin %44,95 'i halka arz edilmiş durumda. yani alım satıma açık.
    http://cdn1.galatasaray.org/...es/sportif/82201.pdf

    şimdi, aig ye sattık da ne oldu 390 milyon dolandırıldık.
    iyi iş yapalım derken iyice battık diye düşünülebilir.
    orada çok büyük hatalar yapıldı.
    bir, hisseler; o zaman 20 milyon dolar gibi çok komik rakama gitti.
    iki, kulüp reklam, pazarlama, yayın hakları gibi sağlam gelirleri aig ye devredecek, kalan her türlü futbol faaliyeti maliyetini de kendi üstlenecek gibi bir anlaşma vardı. buradaki felsefe de aig networkü ile kulübün gelirleri artsındı.
    bu durum galatasarayı faiz borç sarmalına soktu. anlaşma temelde sıkıntılı olduğu için kısmi gelirler büyüyen futbol takımına yetmedi. yani felsefe yanlıştı. bu her zaman böyle olacak anlamına gelmiyor.
    http://www.doganhasol.net/...arayin-ortagi-2.html

    galatasaray değeri var kardeşim, ne olursa olsun burası bir kulüpten çok öte,
    sahiplik durumunda kar odaklı olunduğu için bu değerlere zarar gelebilir o yüzden istemiyorum da diyebilirsiniz.
    şimdi sorarım size?
    allah aşkına şu son 10-20 yılda yaşananları bir gözünüzün önüne getirin.
    galatasaray değerinden bahsedebilirmisiniz?
    yukarda kısaca anlattığım aig ve sonrası sarmaldan kurtulabilmek için rahmetli başkan özhan canaydın, resmen kendini batırdı. bütün servetini harcadı.
    adnan polat'a yapılanlar. onun ibra edilmeyip, dursun özbek'in ibra edilmesi hangi değerimize sığıyor?
    sonra, ünal aysal bey'in durumu. resmen küstürülmesi.
    sisteme zorla bülent tulun'un monte edilmeye çalışılması.
    sonrası 6 aylık duygun yarsuvat dönemi, dursun bey'in ikinci başkan ve akabinde sürpriz yumurtadan çıkar gibi başkan olması. sonrasında, kulübe kesilen otel faturaları vs... uefa dan ceza alınması, hiç iplenmemesi...
    devamında mustafa cengiz'in tepki oyları ile başkan olması. lisenin içine sindiremeyip, kurulda aynen adnan polata hazırlanan tezgah gibi, 100 tane çoluk çocuğun toplanması ve bindirilmiş kıtalar şeklinde oy verdirilmesi.
    arada fatih altaylı'nın çıkıp galatasaray başkanı'na hakaret etmesi.
    transferde girilen menajer sarmalı.
    örnekler çoğaltılabilir. hangi durumda değerlerden ve galatasaraylılık duruşundan bahsedebilirsiniz.

    ben değer meğer yok kardeşim, satılsın bitsin gitsin diye düşünmüyorum.
    ama, mevcut durum da galatasaray için aşırı tehlikeli diyorum.
    kuvvetler ayrılığı gibi kılıçla kesilmiş şekilde bir yerlerde denetçi/sorumlu bir yapı olmalı.
    bugün başkansanız, kredi çekip akabinde anormal fahiş transfer yapabilirsiniz.
    ve bunun hesabını soracak ne bir kurum var ne de bir insan. genel kurulda zaten her türlü ibra ediliyorsunuz.
    yaptırımı yok.
    kendi şirketiniz olsa bu şekilde mi yönetirsiniz sorusunun cevabı hep hayır olan bir durumdan bahsediyoruz.

    yıllardır, floryanın bakım onarımını fatih terim hep cebinden karşılar.
    niye? neden fatih hoca bunu cebinden karşılasın ki. ya da başka bir yönetici, hatta futbolcu.
    tamam bu adamlar kulübü çok sevdiği için yapıyor ama,
    yarı sebebi de kulübün maddi imkansızlığının içinde yalapşap yapılmak istenmesi.

    şahıs ismi vs, hiç önemli değil.
    ama bugün tamamı değil ama minimum temsiliyet sağlayabilecek sahiplik olsa,
    en azından gelir/gider bilanço vs hesap verilmesi gereken durum ve özel olaylar çıkar.
    bu, bir şirket grup ya da holding ise,
    network'ü kullanılır. pazarlama, ilave gelir konularında yeni gelir kalemleri sözkonusu olabilir.
    bugün galatasaray tv nin hali içler acısı. hem içeriği hem de niceliği ile.
    en önemlisi kulüp ekonomik olarak bağımsız değil. kulüp bankalar birliği adaletine kalmış durumda.
    düşünün paranız yok, ama kıymetli menkulleriniz var.
    ama onu nasıl kullanacağınıza kendiniz karar veremiyorsunuz.

    bu kulüp son 20-30 senedir aynı network ve aynı kütür içerisinde gidip geldi.
    bu çember'in içerisindeki adamlar maalesef, birbirleriyle konuşup ortak akılla sonuca gidemedi.
    bunu beceremedi. bu kulübü çok ileri götürürdü ama olmadı.
    dahası, kulüp bu kültür içerisinde kurumsallaşamadı. şahsi başarısızlık veya başarı düzleminde geldi gitti.
    inancım o ki, kulübün ihtiyaç duyduğu en büyük şey, mantık çerçevesinde denetleyici ve yaptırımcı kurum.
    bu sayede şeffat denetlebilir bir halde global marka olmalı. bu iş satılarak mı olur yoksa belli yüzde sahiplikle mi olur bilemem.
    ama insanlar galatsaray'ın ekmeğini yiyor, reklamında kullanıyorsa, başarıda harika hissediyorsa; başarısızlıklarında da berbat hissetmeliler. ve cezası neyse çekmeliler. aksi halde, sürdürülebilir bir yapı olmaktan çıkıyorsunuz.