• 1
    futbolu ve diğer spor dallarını izleme merakı olmayan, takım tutmayan veya tutsa da taraftarı olduğu takımı öylesine destekleyen insanların, bana ve pek çok taraftarımıza sordukları sorudur.
    ben kendi açımdan ele alacağım bu konuyu.
    bu soruyla çok kez karşılaştım.
    takım tutmayanlara veya öylesine takım tutanlara bir sözüm olamaz şüphesiz.
    isteyen takım tutar, isteyen tutmaz.
    isteyen futbolu, sporu takip eder, isteyen etmez.
    ama ben gayet mutluyum hasta galatasaraylı olmaktan.
    bu duyguyu ancak galatasaray taraftarlığını kalpten yaşayanlar anlayabilir.
    galatasaraylılığın ne demek olduğunu, nasıl bir his olduğunu sadece galatasaraylılar anlayabilir.
    her zaman söylüyorum. ben galatasaray'ı yaşıyorum, galatasarayla yaşıyorum.
    galatasaray'ın, mücadele ettiği kulvarlarda hangi konumda olduğunun benim taraftarlık dereceme hiçbir etkisi yok.
    ben 10 yaşımdan 19 yaşıma kadar, 2002-20011 yılları arasındaki zor dönemi yaşadım mesela.
    o dönemde 9 sezonda sadece 2 kez şampiyon olabildik ligde. ama ben daha da çok bağlandım takımıma.
    galatasaray için güzel günlerin mutlaka geleceğine, galatasaray'ın tekrar başarıdan başarıya koşacağına, yine elimizde kupaların yükseleceğine inandım her daimm
    doğrusunu isterseniz, az dalga geçilmedi benle.
    istanbul saint-joseph lisesi kadıköy'de.
    hazırlık sınıfıyla birlikte 5 sene okudum orada.
    fenerliler hep üstüme gelirdi o dönemde.
    "hahahahaha nasıl yenildiniz ama?", "hahahahaha nasıl yendik sizi ama?" derlerdi her fırsatını bulduklarında.
    ben hep hüznümü içime atar, güzel günlere olan inancımı diri tutardım.
    galatasaraylı bir hocam, bir gün bana döndü ve şöyle dedi:
    "sabreden derviş muradına ermiş. sabret, muradına ereceksin murat."
    süper lig 2004-2005 sezonunda fenerbahçe bizim 100. yılımızda şampiyon olmuştu.
    çok iyi hatırlıyorum o günü.
    29 mayıs 2005 günü, tanıdıklarımızdan birinin yazlık evine günübirlik misafirliğe gitmiştik.
    üstümdeki tüm kıyafetlerim sarı kırmızıydı.
    oldukça kalabalık bir ortamdı.
    tanıdıklarımızdan biri benim yanıma geldi. o da galatasaraylıydı ama tabiri caizse laf olsun diye takım tutuyordu.
    tamamen iyi niyetle, "sen neden giydin ki yavrum galatasaray kıyafetlerini. fener şampiyon oldu." dedi.
    "ben her zaman ve her yerde sarı kırmızı giyerim teyzecim." dedim.
    en kötü günlerimizde de en iyi, en mutlu günlerimizde de hep sarı kırmızı giyindim. halen böyle yapıyorum.
    galatasaray, kendimi bildim bileli benim hayatımın değişilmezi, vazgeçilmezi oldu.
    canımdan bir parça oldu hep galatasaray. ayrılmaz parçam oldu.
    hayat boyu her sevdadan geriye kalan hep galatasaray oldu bana.
    ben galatasaray'da hayatı, yaşama sevincini, umudu, pes etmemeyi, vazgeçmemeyi, mutluluğu, huzuru, gururu, sabretmeyi, heyecanı, sebat etmeyi buldum.
    ben galatasaray'da kendimi buldum.
    galatasaray'ı kendimle özdeşleştirirdim hep çocukken.
    bir sınava gireceğim zaman kendi kendime, "çok iyi başlıyoruz. bam bam bam cevaplıyoruz soruları." derdim.
    "galatasaray gibi, fatih hoca gibi, imparator gibi çöz oğlum murat şu soruları." diyerek kendimi motive ederdim.
    doğru cevabı bulduğumdan emin olunca, içimden galatasaray marşı söylerdim.
    bazen sınavlarda dalar, 1-2 dakika galatasaray'ı düşünür, sonra sınavı hatırlayıp; soruları cevaplamaya devam ederdim.
    "sınavın nasıl geçti?" diye sorulunca, eğer iyi geçtiyse "galatasaray gibi geçti. hagi gibi, fatih terim gibi cevapladım her soruyu." derdim.
    ve hala beni tanıyanlar bazen, "galatasaray ekmeğini aşını mı veriyor?" diye soruyor.
    sanki ben galatasaray'dan maddi bir şey bekliyorum.
    sanki ben galatasaray'ı menfaat için tutuyorum.
    benim galatasaray sevgim, gerçek bir sevgi. her şeyiyle tepeden tırnağa gerçek bir sevgi.
    ben galatasaray'ı menfaatsiz seviyorum. tek bir beklentim dahi yok.
    taraftarlığı bu denli yürekten yaşamayanlar, çeşitli psikolojik tezler ileri sürüyorlar.
    taraftarlığın psikolojik bir altyapısının muhakkak olduğunu söylüyorlar.
    halbuki taraftarlık çocuklukta başlar.
    insanın psikolojik olarak kendini iyi veya kötü hissetmesiyle ilgili değildir taraftarlık.
    bir insan psikolojik olarak kendini eksik hissediyor diye taraftar olmaya karar ermez.
    ben 4 yaşından beri galatasaraylıyım.
    4 yaşındayken psikolojik bir arayış içerisine girmem beklenemezdi herhalde. :)
    galatasaraylılık bende bir anda başladı, gelişti ve hala katlanarak gelişmeye devam ediyor.
    her gün daha çok galatasaraylı oluyorum. her sabah uyandığımda galatasaray'a daha da fazla bağlanıyorum.
    belki bu durum delilik, çılgınlık, saçmalık olarak görülebilir dışarıdan bakıldığında.
    ama ben buyum. hasta galatasaraylıyım.
    ben galatasaray sayesinde her gün yenileniyorum psikolojik açıdan.
    "bugün cimbomun maçı var.", "yarın maç ne olur acaba ya?", "dün ne kadar iyi top oynadık be!" demek beni mutlu ediyor.
    ben her gece, istisnasız olarak en az 1 kere olmak kaydıyla uyanıyorum.
    eğer galatasaray kazandıysa, gece uyanınca aklıma aldığımız galibiyet geliyor ve kendi kendime tebessüm ediyorum.
    daha önce de söylediğim gibi her galatasaray maçını ayakta izliyorum.
    dizlerimde derman kalmıyor.
    (bkz: #2896129↓)
    tüm bu yaşadıklarım belki fiziksel olarak zaman zaman beni zorluyor. ama ben böyleyim.
    değişmem. bundan sonra her galatasaray maçında yine aynı heyecanı duyacağım.
    yine ayakta, heyecan içinde, suratım kıpkırmızı olmuş halde, sanki ateşlenmişim gibi yüzüm sımsıcak olmuş halde izleyeceğim maçları.
    ben galatasaray'ımı çok seviyorum.
    bana bu soruyu soranlara cevabım şudur:
    galatasaray bana mutluluk veriyor.
    galatasaraylılık çok güzel bir his.
    ben hasta cimbomluyum.
    evet kabul ediyorum, biraz da deliyim.
    yaşasın galatasaray!
    galatasaray bir his takımıdır!