• --- ön edit ---
    beklediğimden uzun bir entry oldu. her şey kafamda olmasına ve takır takır yazmama rağmen iki saat aldı. araya uzunca bir çizgi attım. oradan öncesi kısa ve yüzeysel bir değerlendirme, sonrası yine tek bir konuda ancak baya işinize yarayacak taktiksel bir tavsiye niteliğinde. keyifli okumalar dilerim.
    --- ön edit ---

    açılın betadan beri oynayan birisi olarak değerlendirme ve bir takım tavsiyelerimle sözlükte oturum açıyorum. hepsi daha fazla keyif almak için. oyun zaten geç çıktı, alabileceğimiz maksimum keyfi almalıyız.

    öncelikle football manager 2019 ile tamamen aynı eleştirilerine hem katılıyorum hem katılmıyorum. 2019, serinin en kolay oyunuydu bana göre. bunun arkasındaki sebep ise "gerçekliğe yaklaşma" sevdası tam olarak. her sene oyunun kritik noktaları olurdu bazı zorluklar yaratmak amacıyla. bu kritik noktaları çözebilirseniz tanrı olurdunuz ve bunu tek bir sefer yapmanız yeterliydi. plug&play dediğimiz her takıma uyan, her maçı kazandıran taktikler bu kritik açıkların bulunmasıyla oluşturulurdu zaten. örnek vermek gerekirse tarihin en başarılı plug&play taktiği bence football manager 2012 için çıkan grid system tactic'tir. bugün bir baltaya sap olamamış tüm özellikleri orta karar olan o dönemin fc porto forveti kleber fiorentina kariyerimin daha ilk sezonunun devre arasına girerken 70. golüne ulaşmıştı bu taktikle. öyle bir taktikti grid system. oyun tarihi boyunca oyunun matematiklerini çözen ilk taktiktir ayrıca. matematikten kastım baya matematik. adını da oradan alır zaten. taktiğin oluşturulmasında birçok insan ortak çalıştı, ben de testır olarak ekibe bir girip çıkmıştım aman tanrım exceller formüller. sahayı bölmeler etmeler. nadia comaneci, taçsız kral pele ve nagelsmann bu taktikle öğrendi antrenörlüğü öyle söyleyeyim size.
    http://gss.gs/qzI

    bir diğer örnek football manager 2017 olsun. her sene bir plug&play miles'ın canını o kadar sıkmış olacak ki (miles jacobson'dan asker arkadaşım gibi bahsetmem gözünüzden kaçmasın oraya da ufak değineceğim) oyun matematiği adı altında öyle bir halt yedi ki herkes guardiola herkes löw oldu çıktı. oyunda santrafor işlevsizdi! böyle bir saçmalık olabilir mi? oldu. bir santrafordan verim almanın en iyi yolu onu ofansif orta sahada gizli forvet rolüyle oynatmaktı. sadece santrafor değil kanat da verimsizdi. işlevsiz değil ama verimsiz. bernardeschi ve chiesa'yı ofansif orta saha rolünde ve aralarına soktuğum nikola kalinic'i gizli forvet (evet yine amc) olarak oynattığımda daha alplerin tepesindeki karlar erimeden kazanmıştık serie a'yı. klopp lewandowski'yi dortmund'a ilk transfer ettiğinde barrios'un arkasında oynatıyordu, onun amacı komple bir forvet yaratmaktı. ben de kalinic'i ofansif orta sahada oynattım ama benimki son derece garip bir hamle olarak hafızalarımda kalacak.
    buyrun bu da o günkü taktiğim, sözlükte de paylaşmıştım gerçi http://torciablog.blogspot.com/...17-3-4-3-taktik.html

    işte her neyse gel zaman git zaman miles bunun gerçekçi olmadığını, simülasyon olarak çıkan bir oyunun yıl içerisinde basit bir oyuna dönüşünün anlamsız olacağını düşünmüş olacak ki football manager 2019'da oyun matematiğini baştan yazdı. 19'da her takımla başarı yakalayabilirdiniz. bunun için yapmanız gereken tek yol takımınızı iyi analiz edebilmekten geçiyordu. çünkü matematiksel model çok kapsamlı ancak her şeye izin verebilen bir yapıya bürünmüştü. tipik bir simülasyon modeli haline gelmişti. olay tamamen sizin becerilerinize kalmıştı. ha yok muydu plug&play? vardı. bir tanesini de ben yapmıştım şurada görülebilir: https://fm-base.co.uk/...ccess-beauty.161208/

    #2711712 (fm-base yenilendiği için postun içi yarım yamalak o yüzden sözlükten de bir review paylaşayım dedim)

    konuya dönecek olursak, fm 19 her şeyi yapabileceğiniz ve başarıyı yakalayabileceğiniz bir versiyondu ancak bazı güzel yeniliklere rağmen oyunda işin defansif kısmı yine eksikti. taktik ekranına "top takımdayken, geçiş oyunu ve top rakipteyken" gibi üç yeni alan gelse de tatmin edici değildi ancak başlangıç için iyiydi. size oyunun defansif kısmı ne kadar umursamadığını şöyle söyleyeyim 19.3 güncellemesine kadar oynadığım ve lille ile daha ilk sezon lig, ikinci sezon şl şampiyonluğuna uzanan taktiğim 4-3-2-1'di. 3'lü düz dizilmişlerdi yani defansif orta saha kullanmıyordum ve kenar oyuncular hücum talimatı ile mezzela ve ortalarında destek göreviyle bir defansif oyun kurucudan oluşuyordu. hücum görevi verdiğinizde işin savunma kısmını hiç -afedersiniz ama- sikine bile takmayan iki kanat bek ve onların önlerindeki iki hücumcu iç forvetin beslediği top rakipteyse kılımı kıpırdatmam diyen yaratıcı forvet ile dizilişi tamamlıyorduk. işin defans kısmı önemsizdi ve ilk sezonumda ligde yediğim gol sayısı 20'nin altında. bu sene açıkçası işin defans kısmını geliştirmelerini bekliyordum ancak benim beklentim daha çok amerikan futbolu tarzı top bizdeyken ve değilken iki farklı diziliş ve roller belirleyebilmekti. örneğin hücuma çıktığımızda takım 4-3-3 dizilsin ancak rakip hücumlarında orta sahadaki defansif oyun kurucum savunmayı üçleyip pasör stoper rolüne bürünebilsin gibi. bunu oyunun resmi internet forumu sigames/community üzerinden bir soru cevap etkinliğinde asker arkadaşım miles jacobson'la paylaştığımda bana "hepsi kafamızda koçum" gibi bir cevap verince beklenti daha da arttı tabi ancak henüz öyle bir durum yok. belki ilerde gelirse umarım benim hesaba apple'ın diğer insanlara yaptığı gibi yüce bir 100 tl falan atarlar.*
    ­

    ____________________________________________________________________________________
    ­

    neyse konu çok dağılmadan gelelim 2020'ye. kağıt üzerinde her şey aynı 2019'la, ama kağıt üzerinde. artık oyunun defansif kısmı çok daha önemli. bunu bayern'in başında kendi sahamda zar zor geçtiğim üçüncü lig takımlarıyla oynadığım maçlarda fark ettim. önemsediğimde ise meyvesini köln ile yarı final rövanşında, etihad deplasmanında manchester city'yi 3-2 tokatlarken yedim. konsantrasyon kaybı yaşamasam 3-0 bile biterdi, belki 3-1 en fazla. nasıl oldu bu? rakip takım talimatları ile. yani opposition instructions ile. yani kısaca oi ile.

    serinin önceki versiyonlarında oi'ler yararlı gibi gözüken ayak bağından başka bir şey değildi. bugüne kadar hiç kullanma ihtiyacı hissetmedim zira onlara ihtiyacım yoktu ve gereksiz yere oyuncuların kondisyonuna zarar verdiğinden hücum gücümü de zayıflatıyordu. biraz da fatih terim gibi biz önlem almazdık, bize önlem alırlardı. ama bu sene öyle değil. oi çok önemli dostlarım. şimdi size bu entry'yi yazma motivasyon ve amacım olan oi'ler hakkında bir kılavuz sunacağım. farkındayım çok uzadı ama yapacak bir şey yok. umarım buraya kadar -okuyarak/atlayarak- gelebilmişsinizdir de bu entry bir işinize yarar.

    fm-base.co.uk'den birkaç kişi kafa kafaya verdik, 2009'dan beri yazılan her kılavuzu inceledik, test ettik ve ortaya şöyle bir şey çıktı;

    (oi işini asistana bırakmak da bir çözüm ancak işin olayı sizde. şimdiden "ulan zaten günde bir saat vaktimiz oluyor işten/okuldan sonra" dediğinizi duyar gibi oluyorum ama ne yazık ki bu sene oyun böyle)

    ---sıkı markaj---

    her zaman
    - yaratıcı oyuncular. orta açma, uzaktan şutlar, pas ve özel yetenek özellikleri kilit nokta. bu özellikler bir rakip futbolcuda yüksekse basın bu komutu. bu oyuncuların yeteneklerini sergilemelerine engel olmalısınız.
    - bölgesinde tek olan oyuncular. tek forvet ya da tek dmc veya hatta tek amc. bunlara uygulayacağınız sıkı markaj rakip takımın iskeletini kilitler. dikey ve yatay geçişlerde üstünlük kurabilirsiniz.
    - sıkı markaj olayını çok abartmayın. eğer overdose derecesinde uygularsanız takım şeklinizi bozar.

    hiçbir zaman
    - rüzgarın oğulları. hızlı oyunculara markaj yapılmaz. çok rahat adam eksiltmelerini sağlıyor. özellikle de bruma gibi olanlara. top sürme, hız, hızlanma, çabukluk gibi özellikler ne kadar yüksekse markajdan kurtulmaları o kadar kolay oluyor. hazard gibi ekstraları olan oyunculara uygulayabilirsiniz ama topu alsa bile pas verebilecek kabiliyeti, şutu olmayan oyuncularla uğraşmamak en iyisi. ortalama ise sıkı markajla ilgili hiçbir şey seçmemek de önemli bir çözüm.
    - top kullanmayacak oyuncular. mesela kante'yi marke etmenin hiçbir anlamı yok. pas yeteneği falan çok düşük. veya wanyama'yı. bu adamların işi zaten topun sizde olduğu zamanlarda. boşu boşuna savunmada bir kişi eksik kalmayın.

    ---pres---

    her zaman
    - beceriksizler. mental olarak sıkıntılı olanlara bakın. top sürme, cesaret, kararlılık ve karar alma. hatta maçın süresine göre konsantrasyon. bu beceriler düşükse presiniz için ana hedef. rakip stoperlere bakın. orada böyle mentali zayıf oyuncular illa olur. onlara pres yapmak sonuç verecektir. ayrıca -genel olarak- dmc'lere de pres uygulayabilirsiniz. oyun kurma becerilerini ve rakibin geçişlerini kilitleyebilirsiniz.
    - kaybolanlar. maç içinde her zaman analiz ekranı falan açık olsun. rakip oyuncular içerisinde ruh hali "gergin" olan birini yakalarsanız baskıyı kurun. hataya zorlayın.
    - tempo düşmanları. maç öncesi rakibin oyuncularını analiz edip oyun tercihlerine bakın. "tempoyu düşürür" ve minvalinde hareketleri olan oyuncular baskı için ideal. bunlar tek top oynamaz, basın bunlara.
    - sıkı markaj gibi, sakın abartmayın. takım şekliniz bozulur.

    hiçbir zaman
    - statik olmayanlar. hareketli oyunculara pres yapmak onların sizi eksiltmesine sebep olur. ya oyuncunuz çalım yer ya da faul yapar. van dijk bile olsa. neymar'a pres yapıp madara olmanın anlamı yok.
    - amc'ler. babacım bunlardan uzak durun. bunlara pres yapmaya -genellikle- stoperler gidiyor. sonra savunma arkasında oluşan boşluklarla yeni yeni burak yılmazlar peydah oluyor oyunda. aman diyeyim bak. bas hiçbir zamanı geç.
    - bu opsiyonu çok da kullanmaya gerek yok. eğer rakip fatih terim'li fiorentina gibi iki forvet ve bir forvet arkası çıkmadıysa maça bu özelliği boş bırakın. yok öyle çıktıysa yapıştırın talimatı hiçbir zaman amc'ye pres yapmayın.

    ---topa hamle---

    sert
    - korkaklar. cesaret ve (veya değil) top kapma özelliği düşük olanlara uygulayın. ilginç di mi? top kapması düşük olan oyuncuya sert dalmak... öyle işte. iş görecektir. oyunda top kapma mücadeleleri genel olarak karşılıklı dövüş olduğundan faul yapmadan topu almanın yolu bu. top kapması düşük olan rakip bu mücadelelerden kaçınıp topu size bırakıyor. denendi, test edildi.
    - sınırdakiler. yine yukarıdaki mantıkla sarı kartı olan adam mücadeleye girmekten kaçınabildiği için onlara da sert dalabilirsiniz. çünkü ya sizin önünüzden çekilirler ya da sarı/kırmızı kart görme pahasına mücadeleye girerler.
    - bir ayağı çukurdakiler. yorgun ya da "sarı" sakat etiketli oyunculara vurun. altı üstü oyun oynuyoruz kimsenin gerçekten sakatlandığı ettiği yok vurun işte. rakibi pasifize etmenin en başarılı yolu onu yok etmektir. maçı kazanmak isteyenin kafasında şu an en ufak ahlaki soru işareti yok. alt tarafı oyun.

    normal
    - en işlevsiz komut bu olabilir. ama eğer taktiğinizde "ayağa dal" komutu varsa en azından kart görmemek adına rakibin defansif oyuncularını bu komutla işaretleyebilirsiniz.

    hafif
    - yetenekliler. top sürme, hız, hızlanma, çabukluk gibi özellikleri yüksek olana uygulayın. bunlar garavel usta misali "hop burdayım" diyerek sizin mekan/zaman algınızla oynarken defans oyuncunuzun da cebine sarı kartı koyar. bunlara sert dalmayın hiçbir zaman. aman hocam.
    - lewandowskiler. ceza sahası içerisinde gezen forvete çift dalınmaz. karşısında dik durun. sonra zırt pırt penaltı golü yersiniz.
    - bu özelliği her zaman uygulamayın. bazı futbolcuları direkt boş bırakmak da bir çözüm.

    ---ayağı kullanmaya zorla---

    sağ ayak / sol ayak / zayıf ayağa zorla (en cafcaflı bölüm burası, tek başlıkta yazacağım)
    - destek ayağıyla sadece yürüyenler. "sadece sağ" veya "sadece sol" ayağını kullanan oyuncuları ters ayak olarak işaretleyebilirsiniz. becerilerini tam kullanamaz. bas babacım mesul özil'e sağ ayağını kullanmaya zorla talimatını bak nasıl özer hurmacı'dan beter oluyor.
    - tek numarası olanlar. sağ kanatta, sol ayaklı bir kanat forvet varsa zorlayın sağ ayağını kullanmaya. robben mi var karşında, yapacağın belli. zorla sağ ayağa. becerebilirse insin son çizgiye yapsın ortasını zayıf ayağıyla. ya da sağ kanatta diyelim ki moses var. bu adamın işi son çizgiye inip orta açmak. bunu da zorla sol ayağa. girsin içeri dağa taşa vursun zayıf ayağıyla.
    - yukarıdaki mantıkla rakip beklere uygulayabilirsiniz. eğer gelen ortalara vurabilen oyuncuları varsa bekleri içeri yönlendirmek mantıklı bir çözüm olacaktır.
    - zayıf ayağa zorla talimatı da genel olarak kullanılabilir ancak burada önemli olan rakibin mevkisi ve rolü değil kişisel kullandığı ayak oluyor. taktiksel olarak sizi yanıltabilir. ancak oyunun merkezinde oynayan oyuncular (cm, dm gibi) buna zorlanabilir. ayrıca sağ kanatta, sağ ayaklı ancak içeri giren bir oyuncu varsa (feghouli, pulusic, mbappe gibi) bunları da direkt "zayıf ayağa" zorlayın. pozisyonun gelişimine göre oyuncularınız karar versin.

    *tek forvet oynayan rakip formülü
    - kuleler. pivotların genellikle hız, hızlanması düşük olduğundan statik oynarlar. rakip kanatları içeri girmeye zorlarsanız rakip forveti işlevsiz duruma getirirsiniz. crouch gibiler ortalardan beslenir, besletmeyin aç kalsınlar.
    - yerden bitmeler. dinamik forvetler genellikle alan açmalarıyla meşhur ancak kısa oyunculardır. çok boş kalmadıkça kafa falan da vuramazlar. eğer rakibinizin forveti böyle bir oyuncuysa kanatları son çizgiye yönlendirmeye çalışın. istedikleri kadar orta yapsınlar. agüerolar luyindamalardan hava topu alamaz oyunda.
    - her boku becerenler. hem uzun hem de hızlı olan forvetlere dikkat. lukaku bayrak taşıyanı, haaland wonderkid olanı. eğer rakipte bunlar varsa rakibi otomatik olarak zayıf ayağını kullanmaya zorlayın. tatava yapmanın anlamı yok.
  • 1. bölüm: sıfır noktası

    ben 40 yaşında, ulusal a lisansı ve yarı profesyonel futbolculuk geçmişi dışında hiçbir şeyi olmayan bir adamdım. bir hiçtim yani. menajerlik hayalim vardı, hayalimden başka da hiçbir şeyim yoktu. yine de bir şekilde alt lig piyasasında bulduk kendimizi. beklentim zaten düşük hedefli takımlardan birinde işler kötü giderse kapağı atmaktı. tabii ki memleketim olan samsunspor'a gidebilmek için de her fırsatı değerlendirmeye çalışacaktım. tff 2. lig beyaz grupta açık ara 1. olması beklenen samsunspor, 15. hafta sonunda 3. sıradaydı ve teknik direktörünü kovdu. açıkçası umutsuz bir şekilde iş başvurusu yaptım. en azından adımız duyulsun, samsun'a olan ilgimiz bilinsin dedim. ben ''sizin ilginize gülüp geçiyorlar.'' mesajını beklerken görüşmeye çağrıldım. bir şey isteyecek, bir şey önerecek, önerilen bir şeyi reddedecek halim yoktu. ne derlerse okumadan eyvallah dedik. bunu dedikten sonra ''vizyonunuzu beğendiler ama daha iyi birini arıyorlar.'' mesajını beklemeye başladım. ilerleyen günlerde bafra’da pide yerken aldığım samsunspor'dan sözleşme teklifi haberine bir süre inanamadım. editör mü kullandım lan ben diye kendimden bile şüphe ettim ama kullanmamıştım. sonuç olarak kendimi yine samsunspor'un başında buldum. ''takımın başında samsunlu adam olsun bari.'' diye mi aldılar hala bilmiyorum.

    ilk sezon 3. olarak aldığım samsunspor'u şampiyon yaparak 1. lige çıkardım. başka çarem olmadığı gibi yapamasam ayıp olurdu. samsunspor'un kırmızı-beyaz fark etmeksizin 2. ligin en güçlü takımı ve bütçesi olmasını geçtim, tff 1. lig için bile fena bir kadrosu yoktu. forvetlerden gol katkısı alamamak dışında pek sıkıntı yaşamadık. 3 tane merkez oyuncusuyla sahaya 4-3-3 diziliminde çıkıyorduk genelde. bu dönemde ilyas yavuz, gökhan alsan ve aytaç sulu ciddi şekilde ligi domine ettiler. 25. haftaya 2. manisa'nın 8 puan önünde girerken, 33. haftaya yalnızca 3 puan önünde girdim. takım rehavete mi kapıldı nedir son düzlükte ciddi sıkıntı yaşadık ama neyse ki atlattık. şampiyon olarak çıktığımız son hafta maraton tribününde yapılan ''biz ormanların kralıyız aslanım, ite çakala verecek canımız yok.'' temalı, bulunduğumuz lige gönderme yapan koreografi sezonun akılda kalanlarından biri oluyordu. play-off'a kalsam bile kovulmam gündeme gelebilirdi çünkü takım gerçekten ligin çok üstünde ve net bir şekilde şampiyonluk bekleniyor. zaten şampiyonluk ne yönetimi ne de taraftarı ciddi anlamda etkilemişe benziyordu. herkes olağan şekilde devam ediyordu hayatına diyebilirim. tabii ki sevildik, övüldük ancak aşırıya kaçan hiçbir şey olmadı. işin bu yönünü biliyordum zaten. kazanırsam ''herhalde kazanacaksın.'' diyeceklerdi, 2. olsam ''yuh artık.'' deyip yol vereceklerdi. bu lig samsunspor için ısınma turuydu. asıl hikaye şimdi başlayacaktı.

    2. bölüm: öngörülen ve öngörülemeyen

    2. sezon 1. ligdeydik. dediğim gibi kadro zaten ligin çok üstündeydi hatta 1. lig seviyesindeydi. bu sebeple yeni çıktığımız bu ligde beklenti ''ligde kalmak'' değil, ''ligi orta sıralarda bitirmek'' idi. sezon öncesi tahminlerde 10. olacağımız düşünülüyordu, biz de medyayı yanıltmadık ve çok net bir şekilde 10. olduk. öyle bir takımdık ki kazanma ihtimalimizin yüksek olduğu her maçı kazanıyor, kazanamama ihtimalimizin yüksek olduğu hiçbir maçı kazanamıyorduk. bahisçilerin en sevdiği takıma dönüştük bir anda. tam bir orta sıra takımıydık. bunda ilyas yavuz, bahattin köse gibi beklentilerimizin olduğu oyuncuların hiçbir katkı verememesi de etkili oldu. yine de 10.'luk aslında iyiydi. bu sezonun asıl kazandırdığı şey devre arasında aldığımız albers oldu. albers, 1.96 boyunda, iyi bir bitiriciliğe sahip ve 17 zıplaması olan hayvani bir forvetti. yani bir nevi yeni nesil crouch diyeceğim ama kendisi 30 yaşındaydı. 2. yarıda attığı 11 golle gelecek yıl ligi kasıp kavurabileceğinin sinyallerini vermişti. bu arada sezon başında ''ülkenin kaşar topçuları'' kontenjanından aramıza katılan regattin de ciddi katkı vermişti. tabii yeni çıktığımız ligde 10. olmak hatta sezon içinde zaman zaman play-off potasını kovalamak kulüp içindeki ve taraftar gözündeki itibarımı ciddi şekilde artırmıştı.

    3. sezonumuzda hedef ''1. ligi üst sıralarda bitirmek'' idi. bir dönem samsunspor forması giymiş sezer ve ndiaye ile stoper takviyesi yaparken, boşta olan fransız melvin neves'i de alarak kadroyu güçlendirmiştik. neves'ten beklentimiz vardı ancak boşta olması da şüphe uyandırıyordu. tüm sezon istikrarlı şekilde iyi oynadık ve 3. olduk. savunmada ortalama bir performans sergilerken gol yollarında çok etkiliydik. özellikle öne geçtikten sonra 3'ü atmadan bırakmıyorduk. açıkçası belki ilk 2'ye girip süper lig'e direkt çıkabilirdik ancak bursaspor ve konyaspor kaliteleriyle ligi domine etmişti. özellikle bursaspor ligi paramparça etti. açık ara en çok gol atan, en az gol yiyen takımdı ve yalnızca 1 kere yenildiler. konya ile oynadığımız 2 maçta da berabere kalmasaydık belki bir ihtimaldi 2.'lik. bu arada albers hayvani bir performans sergilemiş, 25 gol 6 asistle ligi domine etmişti. neves de ilk yarıda düşük bir performans sergilese de 2. yarı açılıp ciddi katkı vermişti. play-off yarı finalinde rakibimiz akhisar olmuştu. akhisar zaten sezon içinde de bize sıkıntı çıkartan bir takımdı ancak ilk maçı deplasmanda 2-1'le geçince rahatladık ki zor maç olmuştu. 2. maç evimizde 1-0'lık skorla kendimizi finale attık. finaldeki rakibimiz denizlispor olmuştu. denizli'yi akhisar'a tercih ederdim açıkçası çünkü sezon içinde de kendilerine karşı çok zorlanmamıştık. neticede tahmin ettiğimiz gibi bir maç oldu ve çok zorlanmadan 2-0 yenerek 10 yıl sonra süper lig'e merhaba dedik. 3 sezonda 2 lig yükselmiştik. bu başarı benim kariyerimin yapı taşlarından biri olabilirdi. şimdi ciddi manada taraftarın sevgilisi olmuştum işte. kulüpte dokunulmaz olmuştum. adıma tezahüratlar yapılıyordu. aslan amcanın ''önceki görevlerde hedef gizlilikti, artık bitti. kurtlar vadisinde herkes seni konuşmalı.'' sözleri kulağımda çınlıyordu. bu ne alaka ben de bilmiyordum.

    3. bölüm: çanlar

    bütün bu kolej havası ortamında yeni sezon hazırlıklarına başladık. futbolu bilirsiniz, dün diye bir şey pek yoktur bu sporda. taraftar başarıyı ilk gece kutlar, diğer gün gelecek sezonu kurmaya başlar. ben ise başarıyı ilk gün bile tam anlamıyla kutlayamadım. kafamda dönüp duran bir hikaye vardı çünkü: hızlı giden atın hikayesi. hızlı gitmiştik, birçok açıdan yetersizdik ve ben süper lig'i biliyordum. 1. lige falan benzemeyeceğini biliyordum. yönetimi bu konuda uyardım ancak geçtiğimiz dönemde kulübün yönetimi el değiştirmişti ve yeni yönetim hiçbir dediğimi yapmıyordu. 2.5 milyon maaş bütçesi, 2.5 milyon transfer bütçesiyle az çok nasıl bir sezon olacağının sinyallerini almıştık. milletin 2.5 milyon maaşı tek adama verdiği yerde tüm takıma 2.5 milyon vererek hayatta kalamazsın maalesef. ben teknik heyete çok önem veririm. her sezon sonunda antrenöründen fizyoterapistine kadar geliştirebildiğim kadar geliştiririm teknik heyeti. yönetime ''antrenör sayımızı yükseltelim.'' diyorum kabul edilmiyor. fizyoterapi kabul edilmiyor. gözlemci kabul edilmiyor. zaten para yok bedelsiz veya kiralık kovalıyoruz, onlara da maaş beğendiremiyoruz. lan 3 sezonda 2 lig yükseldik bir antrenör kursuna bile göndermedi insafsız yönetim. yapabildiğimiz birkaç takviyeye rağmen berbat bir transfer sezonu geçirdik. kadrom ve ben, süper lig'in kurtlarına karşı adeta yem olarak atıldık. biz avdık, onlar avcı.

    menajer olarak 4. sezonumuza ve süper lig'e bu şartlarda girdik. sezon başında durumun farkında olan topçuların yanıma gelip ''hocam ne yapacağız bu halde?'' sorusuna ''kurtlukta kanun düşeni yemektir, düşmeyeceğiz.'' diye cevap verdim. düştük. gelen vurdu, giden vurdu. fenerbahçe deplasmanında 5-0 geriye düştükten sonra yapılan sayısız pas ve oley sesleri durumu özetliyordu. fenerbahçe adeta gekas'ın intikamını alıyordu. maç sonrası yanıma gelen albers'in ''hocam bunlar gol atmıyor, oyun oynuyor.'' sözüne hazırlıklıydım. ''avın eti yenmiyorsa amaç oyun oynamaktır.'' dedim. albers bu repliği hatırlamıyor gibi görünse de uzaklara dalmıştı. ne durumda olursak olalım futbolcuların gözünde bir itibarımız vardı. ligin devre arasına 11 puanla sonuncu olarak giriyorduk. küme düşmeme ihtimalimiz yoktu. transfer yapacak para yoktu, olsa bile transferle toparlanacak durumu bile geçmiştik neredeyse. o saatten sonra durumumuzu gören zaten gelecek olsa da gelmezdi. zor, üzücü ama gerçekçi bir karar almam lazımdı. samsunspor zaten düşmüştü, bu kesin. sezona başlarken düştük zaten ligden. o paralarla başka yol yoktu. kafamda bir oyun kurdum ve yönetimin kapısını çaldım. vermeyeceklerini bildiğim halde ''para verin.'' dedim, reddettiler tabii ki. ben de oyunumu oynadım, ''madem güneş tepeden vurdu, gölge ayağımızın altıdır.'' dedim ve bastım istifayı. görüşmeyi de basına sızdırdım. ben bu 17 hafta sonunda bile taraftarın çok sevdiği bir isimdim. alt lige düştüğümde bile kovulmazsam -ki ihtimaller yarı yarıyaydı- arkamda duracaklardı bence. bu yüzden görüşmeyi basına sızdırdım ve taraftara ''ben istifa ediyorum çünkü yönetim işini yapamıyor.'' dedim. ''yarı yolda bırakan adam'' olmayacaktım. ''samsunspor'u küme düşüren adam'' olmayacaktım, ''küme düşen bir teknik direktör'' olmayacaktım. hem samsunspor'daki saygınlığımı hem de kendi saygınlığımı kaybetmemek için istifa ettim. ayrıca ben taraftar olsam, ne kadar sevsem de o durumdaki bir menajerin istifa etmesini isterdim. galatasaray'a gidemezsem elbet bir gün kurtarıcı olarak dönerdim bu şehre. zaten ayrılıktan sonra her konusu açıldığında ''samsunspor'u seviyorum, bir gün dönmeyi umuyorum.'' diyordum basına.

    istifamdan 2 hafta sonra 7. kasımpaşa çaldı kapımı. aslında kasımpaşa'nın beni istemesi, süper lig maceramda kamuoyunun beni başarısız görmediğini de gösterir nitelikteydi. hedefleri 5. olmaktı. açıkçası kasımpaşa'ya normalde gitmem. taraftarı, kültürü olmayan saçma sapan bir takım bana göre ancak o dönemde bir şekilde iş yapmam lazımdı. fena bir kadroları yoktu. buna rağmen ten mi uyuşmadı nedir işler istediğimiz gibi gitmedi orada. zaten dediğim gibi çok bağlılık hissetmediğim için üzerine de titremiyordum kulübün. ''çıkın oynayın lan işte.'' modunda takıldım çoğunlukla. lig sonunda kasımpaşa 9. sıradaydı. koltuğum sallanıyordu ancak onlar kovmadan önce ben istifa ettim. istenmediğimiz zaman değil, istediğimiz zaman gideriz hesabı. tesis çıkışında beni yakalayıp ''hocam bu beklenmedik istifayı neye borçluyuz.?'' diye soran muhabire tek cümleyle yanıt verdim: ''kalıbımız ağır geldi.'' zaten kafamda hep sene sonu istifa etmek vardı. avrupa ligine gitsek bile görevi bırakacaktım zira cidden istemiyordum orada çalışmayı. bu birliktelik çok suniydi. sanki herkes geçici olduğunu biliyor gibiydi. ne yönetim ne taraftar ne de futbolcularla bağ kurabilmiştik. ayrılmak zor olmadı. kasımpaşa kariyerimin tek güzel yanı antrenörlük kursuna gitmek oldu. nihayet uluslararası c lisansını aldık. en azından bu sıkıcı kasımpaşa maceram bir işe yaramış oldu.

    4. bölüm: peaky fookin' blinders

    sonraki sezona işsiz başladım. kariyerim dağınık gidiyordu. ocak ayının ortasına kadar işsiz devam ettim. hiçbir takıma başvurmadım, hiçbir takım bana gelmedi. para suyunu çekmeye başlamıştı ki bir anda birmingham'ın hocasını kovduğunu gördüm. birmingham... birmingham'ı severim. başka hayatlarda yönetmişliğim bile vardır. tabii sonra peaky blinders falan derken birmingham koltuğu göze daha hoş gelmeye başladı. eski bir dosta görüşme teklif eder gibi gittim yönetime. yönetim de beni kırmadı. birmingham championship'te 18. sıradaydı. yalnız şöyle bir çelişki vardı: takımın sezon öncesinde 21. olacağı, yani küme düşme hattının 1 sıra üstünde olacağı düşünülüyordu ancak yönetim orta sıraları hedefliyordu. başkanın odasına çıktım. ''dayı bu ne yaman çelişki? ne iş?'' diye sordum. hiçbir ifade yerleştirmediği gözleriyle kısa bir süre yüzüme baktı. ''cevabını bilmediğin sorular sorma.'' dedi. amk yerinde herkes vadi replikleriyle konuşuyor. neyse fazla sorgulamadan devam ettik.

    göreve geldikten sonra ilk 2 maçı kazanmak elimizi çok rahatlattı. sonrasında da bizden önceki duruma göre gayet iyi bir performans sergileyerek ligi 12. sırada bitirdik. aslında ilk 10'a girebilecek bir performans sergiledik ancak ben gelmeden önce puan farkı çok açılmıştı maalesef. birmingham olarak inanılmaz bir savunma performansı sergiledik 18 maçta. fulham'dan 4 gol yemeseydik 17 maçta yalnızca 5 gol yemiş olacaktık. maçları feci kitliyorduk. 4-2-3-1 diziliminde kontra oynuyorduk. çoğu zaman pozisyon göremeden maçlar bitiyordu. maçları feci kitliyoruz ancak biz de pozisyona giremiyoruz. kazandığımız çoğu maçı 1-0 kazandık, nadiren 2-0 bitiyordu. 18 maçta yalnızca 2 mağlubiyet alırken, zirveye oynayan takımların belası olmuştuk resmen. ilk 5'e karşı oynadığımız 3 maçı kazandık, 2 maç berabere bitti. zirveye karşı oynadığımız maçlara şu felsefe ile çıkıyorduk adeta: ''biz ölmeyi çoktan göze aldık da yanımızda kimleri götüreceğiz onu düşünüyoruz.'' 40 golle ligin en az gol yiyen 2. takımıydık ki 46 maçta 40 gol yemek gerçekten iyi iş.

    ligdeki 24 takım içinden en az maaş veren 3. takımdık. ben beklentilerin üstüne çıktığım için yönetimin biraz daha keseyi açacağını düşünüyordum ancak iş öyle olmadı. birmingham yönetimi beklentiyi yine ''kümede kalmak'' olarak belirledi. championship seviyesi için çok komik bir bütçe verdiler. belli ki yönetimle aynı vizyonu paylaşmıyordu. yine de o an için rest çekecek durumda değildim. bütçe oluşturmak için 1-2 önemli oyuncumu sattım ancak yine de gerekenden çok daha az futbolcu alabildik. bunlardan biri 36 yaşında, sezon sonu emekli olacağını açıklayan sergio agüero idi. 37 maçta 13 gol 6 asist ile bana göre sıradan bir performans sergiledi. diğer 2 önemli takviyem ise kiralıktı. ligin ilk yarısı bizim için inişli çıkışlı ama başarılı geçti. 3 defa üst üste maç kazanıyorduk, sonra 3 defa üst üste kaybediyorduk. bir ara 4 maç üst üste 0-0 bitti. 5.'liğe kadar çıkmıştık ancak ligin ilk devresini 8. bitirebildik. sağa sola çok belli etmesem de play-off hedefliyordum içten içe. devre arası diye bir şey zaten yok ingiltere'de. zaten 46 maçlık lige göre çok dar bir kadro var, bir de durmadan maça çıkıyoruz. maç yapmadığımız anlar sadece seyahat ettiğimiz anlardı desem yeridir. transfer bütçesi de olmadığı için ocak ayında hiç takviye yapamadık. bizim hedefler büyürken takım küçüldü. iyice yoğunlaşan fikstür ve maçların ölüm-kalım maçlarına dönüşmesiyle birlikte sakatlıklar ve cezalar belimizi büktü. ligin 2. yarısının ortalarını galibiyet görmeden geçirdik diyebilirim ve ligin son düzlüğüne hedefsiz bir şekilde girdik. ligi de 13. bitirdik. tabii yönetim benden çok memnun. 2 sezondur hedef kümede kalmakken ve medya 21. olacağımızı öngörürken küme düşme hattından çok uzak rahat bir sezon izlettik taraftara. sorun şu ki ben memnun değilim kulübün vizyonundan. artık büyük adımlar atmam lazım diye düşünüyordum. yönetim değişmesine rağmen maddi açıdan bir değişimin yaşanmadığı birmingham'da büyük adımlar atmak zordu. ya kendi ayakkabımı küçültecektim ya da yoldan çıkacaktım. biz de direksiyonu yardan aşağı sürdük ve sonuç olarak birmingham maceramızı da istifayla sonlandırdık.

    5. bölüm: kan, ter ve gözyaşı

    birmingham maceram da sona ermişti. güzeldi, rahattı ancak artık yetersizdi. açıkçası bulunduğum takımlarda çoğu zaman beklentinin üstüne çıktığım için artık biraz daha önemli fırsatlar arıyordum. hedefi ''ligde kal'' veya ''üst sıralarda bitir.'' diyen takımlardan ziyade direkt şampiyonluk için veya üst lig için oynayan takımları çalıştıırmak istiyordum. aralık ayının sonlarında o an benim için çok cazip olan 2 takımın da hocası kovuldu: crystal palace ve brighton. palace play-off hedefliyordu, kadrosu ve bütçesi de hiç fena değildi açıkçası. o anda play-off potasının yalnızca 3 puan gerisinde 8. sıradaydılar. brighton ise sezon başında 2. olacağı düşünülen önemli bir takımdı. kadrosu iyiydi, bütçesi de iyiydi. yalnız sezon ortasında hedeflerinin çok gerisinde, 13. sıradalardı. play-off ile aralarında 5, 2. takımla aralarında 9 puan vardı. yine de kadrosu daha cazipti ve ''ben bunları adam ederim.'' diyerek brighton'ın başına geçtim.

    dediğim gibi kadrosu gayet iyiydi. frenkie de jong da takımdaydı. ilk başta ''kadro zaten iyi, çok kurcalamayalım.'' dedim ve 4-3-3'ü değişik şekillerde denedim. çok sallantılı gittik. sezon başında olsak belki idare edebilirdik ancak seri yapmamız lazımdı. takımın puan durumundaki yerinden dolayı yönetim bana play-off hedefi koymuştu ancak benim kafam bir şekilde 2. olarak çıkmaktı. zira amacım takımı çıkarmak olduğu kadar ingiltere'de adımı duyurmaktı. devre arasında 13 milyona santrfor adam idah'ı almak dışında transfer yapmadık. forvetimiz kevin lasagna iyi özelliklerine rağmen gol atamıyordu. idah da bekleneni veremedi. çember daralmaya başlamıştı. ligin boyu kısalıyordu ve sallantılı şekilde gidersek sonu iyi bitmeyebilirdi. radikal bir karar aldım ve takımın en zayıf bölgesi olan bekleri oyundan çıkardım. bitime 14 hafta kala 3-1-4-2'ye döndük. takım resmen şaha kalktı. 5 maç üst üste kazandık. lasagna ve idah yan yana oynayınca bambaşka bir şeye dönüştüler. ya atıyor ya birbirine attırıyorlar. 6. maç sunderland deplasmanında 2-1 mağlup ayrıldık. ibneler belgeseli izlemiş maçtan önce. ölümüne oynadılar. sakat vermedik diye sevindik neredeyse. sonra yine üst üste galibiyetlerle bitime 4 hafta kala 2.'lik koltuğuna oturduk. tek sıkıntı vardı: önümüzdeki 2 maçta lider qpr deplasmanı ve 4. palace deplasmanı bizi bekliyordu. qpr da canavar gibi top oynuyordu. maç çok ortada geçti. yine de bir şekilde 70. dakikaya 2-0 önde girdik ancak 94. dakikada yediğimiz golle 2-2 bitmesine engel olamadık. sonrasındaki hafta palace deplasmanında şanslı bir şekilde 1 puan aldık. çok kötü oynamıştık. bu 2 deplasmadan 2 puan kötü değildi ancak bitime 2 hafta kala 2.'liği stoke'a kaptırmışık. 45. haftada iki takım da kazandı. aynı puandaydık ancak stoke averaj olarak bizden çok daha iyiydi. son hafta biz deplasmandaydık, onlar evde. maçlar başladı. maçın başında idah ile öne geçtik ve hemen sonrasında stoke'un gol yediği haberiyle coştuk. biz 2'yi yaparken stoke da beraberliği bulmuştu. devreye böyle girdik. mevcut skorlar bize yarıyordu. biz 2. yarı maçı koparırken stoke maçından haber bekliyorduk. 2 gol haberi üst üste geldi. stoke city 3-1 yenilmişti. premier ligdeydik. 3'lü savunmayla çıktığımız 14 maçta yalnızca 1 kere mağlup olup, 2 defa berabere kalmıştık. açık konuşmak gerekirse son düzlüğü hayvan gibi oynamıştık. tabii övgüler yağıyor. gazetelerde boy boy fotoğraflar. ''13. aldı, 2. yaptı.'' haberleri gırla... memlekette bile haberlerin ilk sırasında ben vardım sonraki gün. nihayet premier ligdeydik. nihayet beklediğim patlamayı yaptım. hemen gittik zafer sarhoşluğu arasında uluslararası b diploması izni aldık yönetimden. sonra istifa ettim.

    6. bölüm: hayatın tam ortası

    evet her şey bu kadar iyi giderken istifa ettim. premier lig sahnesini kendi ellerimle ittim. yine de siz bir sorun neden istifa ettiğimi. sezon sonu istifa etmek alışkanlık haline geldiği için istifa etmedim elbette. kendimce haklı nedenlerim vardı. bir kere ismimizi fazlasıyla duyurmuştuk. farklı takımlarda beklentilerin üstüne çıkmayı başarmıştık. kendimizi ispatlamıştık. artık büyük oynamak istiyordum. öyle ''üst lige çık, ligde kal, orta sıralarda bitir.'' falan gibi şeylerle kaybedecek zamanım kalmamıştı. kapı kapı dolaşma vakti bitmeliydi, yazıhanecilik bitmeliydi. kariyerimin artık bilmem kaçıncı sezonuna girmişim. hala ligde kalma savaşı vereceğiz, topçuların ''ben o takıma gelmem.'' nazını çekeceğiz falan hiç bunlarla uğraşmak istemedim. direkt olarak şampiyonluk mücadelesi verecek bir takım ya da kısa zaman içinde onu hedefleyecek takımlar istiyordum.

    ancak asıl nedeni hala söylemedim. galatasaray'ın başında 2020/2021 sezonunun başından beri okan buruk vardı. fatih terim o zamandan beri futbol direktörüydü. işin ilginci okan buruk göreve başladığından beri ilk 2'ye bile girememesine rağmen ısrarla kovulmuyordu. süreç boyunca galatasaray'ı hep takip ettim. nihayet okan buruk'un sözleşmesi bitiyordu. istifamın arkasında yatan en büyük sebep buydu. risk aldım, ''artık sözleşme yenilemezler herhalde.'' dedim ve galatasaray'ın dikkatini çekmek için her şeyi yaptım. seri'den başka tanıdık isim kalmamıştı takımda. hem tanıdık bir isimle 1 sene de olsa çalışmak istiyordum hem de futbol direktörü fatih hoca ile başarıdan başarıya koşmak istiyordum. fatih hoca bırakmadan göreve geçmem lazımdı. kumar tuttu, sözleşme yenilenmedi ve galatasaray kapımızı çaldı. galatasaray kapımızı çalar çalmaz biz anahtarı verdik. ''galatasaraylı fatih yuvasına dönmüştür.'' şeklinde geçtik basının karşısına. bir tane mukaveleye de bakmadım zaten imza atarken.

    hayaller gerçek olmuştu. fatih terim futbol direktörüydü, ben teknik direktördüm ve camia başarıya açtı. senaryoyu ben yazsam böylesi denk gelmezdi herhalde. hemen florya'ya giriş yaptık. camiayı uyandırmak için çaycısından malzemecisine hepsini değiştirdik. kadroda radikal değişiklikler yaptık. takımın kaptanı seri ile önce eskiyi yad ettik sonra takım hakkında konuştuk. hemen dikkat çeken yerlileri topladık. merih demiral'ı satın alma opsiyonuyla kiraladık ki bu çok önemli bir hamle oldu bizim için.

    derken sezon başladı. geçtiğimiz sene 6. olduğumuz için avrupa falan yoktu. takımda ciddi değişiklikler olduğu için ilk başta taktik oturmakta zorlandık ve devre arasına beşiktaş'ın 2 puan önünde lider girdik. brighton'da çok başarılı olduğum 3-1-4-2 dizilişiyle çıkıyorduk maçlarda. ilk yarının flaş maçı evimizde fenerbahçe'yi 4-0 yendiğimiz maçtı. bizimkilere maçın sonlarında ''top sektirin.'' talimatı verdim. bu kez ben oyun oynadım fenerbahçe ile. maç sonrası aldığım intikama gönderme yaparak söylediğim ''aslan ceylanı yemeye 40 gün önceden karar verir de 40 gün ortalarda görünmezmiş karnının gurultusu duyulmasın diye.'' sözü diğer gün gazeteleri süslüyordu. sonrasında taktik oturdu, haftada 1 maç yapmanın verdiği avantajla 2. yarı gümbür gümbür top oynadık ve camianın şampiyonluk hasretini sonlandırdık. son maça hocayı onurlandırmak için siyah gömlekle çıktım. teknik direktör olarak da şampiyonluk, kariyerimizin 2. sezonundan beri hasret kaldığımız bir şeydi. tabii herkes çıldırdı. florya'ya akın akın taraftar geldi. sakin kalan tek kişi bu duyguyu defalarca yaşamış ve yaşatmış olan fatih terim idi. sakince tebrik etti, ''alış bunlara.'' dedi. ''hocam sen ne diyorsan o.'' dedik ve içimizdeki coşkuya rağmen sakin kalmaya çalıştık. galatasaray'da şampiyonluklar abartılı kutlanmaz zaten, biliyorduk bunu.

    7. bölüm: her güzel şeyin sonu

    kariyerimin bu dönemiyle ilgili anlatacak çok fazla bir şeyim yok. seriyi bilenler bilir, süper lig'de ilk şampiyonluktan sonrası çorap söküğü gibi gelir. bizde de öyle oldu. 2 sezon daha şampiyon olarak üst üste 3 sezon şampiyonluk yaşadık yuvada. 3-1-4-2 dizilişiyle rakiplere sahayı dar ediyorduk. dizilişi öyle bir oturttuk ki giren çıkan fark etmiyordu 2011 barcelona modeli gibi. dokunulmaz olduk. bu 2 sezonda doğru düzgün zorlanmadık bile. dolayısıyla detaylıca anlatacak bir şey yok. vurduk geçtik işte. yapmamız gerekeni yaptık, en başından beri hayalini kurduğumuz şeyi yaptık. yapmak için orada olduğumuz şeyi yaptık. ilk sezon kupayı salmıştık, sonraki 2 sezon onu da aldık. ne lig ne kupa ne de süper kupa. hiçbir şey bırakmadık. rakip takım yöneticileri canlı yayınlara bağlanıyor, yayıncı kuruluşa ve siyasilere sesleniyordu hegemonyamızı engellemeleri için. ali koç burada bile susmuyordu. hatırlarsınız, 300 filminde kral leonidas ilk savaştan önce ''onlara hiçbir şey vermeyin ama onlardan her şeylerini alın.'' diyordu. biz de bunu uyguladık rakiplerimize.

    bu arada normalde gittiği takımda futbol direktörü varsa direkt kovan ben, fatih terim'e birçok yetkiyi kendi elimle verdim. gerçi ben kimim ona yetki veriyorum lan? transferleri falan birlikte yapıyorduk. genç takımlara istediği gibi topçu getirip götürüyordu. başarıyı kesinlikle onunla paylaşmak istiyordum. ayrıca tabii uluslararası pro lisansını da alarak antrenörlük hayatımızın akademik kısmında zirveyi gördük.

    ancak süper ligin de kötü yanı bu bir yandan. lig basitleşiyor ve ligi oynama motivasyonu kalmıyor insanda. sadece avrupa serüveni için oynamaya başlıyorsun. peki biz ne yaptık avrupa'da? 2. sezon zaten avrupa'da çok iddialı değildik. yine de şampiyonlar liginde gruplardan çıktık 10 puanla. son 16'da ezeli rakip real madrid gelmeseydi belki bir şeyler olabilirdi ancak madrid'e kafa tutabilecek durumda değildik o sezon ve elendik.

    3. sezon ise işler değişti. kadromuzu güçlendirdik. şampiyonlar liginde psg, tottenham ve benfica'nın olduğu gruptan lider çıktık. 3-4-1-2 dizilişi altın çağını yaşıyordu. son 16'da karşımıza sezonun flaş takımı lazio geldi, flaş patladı. italya'da zorlansak da evimizde turu geçmeyi bildik. çeyrek finalde arsenal'i bombaladık. londra'da tokadı bastık, istanbul'da zorlanmadık bile. yarı finalde messi'siz barcelona'ya futbol dersi verdik. deplasmanda birçok fırsatı değerlendiremesek de aldığımız gollü beraberlik işimizi çok kolaylaştırdı. bu arada messi de orada futbol direktörü olmuş, maçtan sonra yaptığım ''sahada olsa daha çok zorlanırdık.'' esprisine gülmedi. finalde ise rakibimiz bayern münih oldu. fm serisinin bela takımı, alman panzeri münih... fatih hocayla birlikte ''dünyadan büyük hayallerimize'' yalnızca 90 dakika uzaklıktaydık. maç çok dengeli ve orta saha mücadelesi şeklinde gidiyordu. devre arasında değiştirdiğim gömleğim terden bir kez daha renk değiştirmişti. tribünde fatih terim'in de aynı durumda olduğunu hissediyordum. dakikalar 82'yi gösterirken hala gol sesi çıkmamıştı. 83. dakikada kimmich ortaladı, erling haaland kafayı vurdu, bayern münih kupayı kaldırdı.

    maçtan sonra elbette üzüntü ve gurur bir aradaydı. kederli ama inançlı gözler görüyordum. seneye kupasının kesinlikle bizde olduğunu söylüyorlardı. haklılardı da. bu sene çok fazla zorlanmadan buraya kadar getirdiysek seneye kesin kazanırdık. tecrübelerim de bunu söylüyordu ancak kimsenin bilmediği bir şey vardı: bu benim son sezonumdu. galatasaray'ın başındaki son sezonum değildi. teknik direktör olarak son sezonumdu. artık yorulmuştum. avrupa'daki 3-5 maç için 1 sezon daha süper lig çekecek durumda değildim. heyecanımı kaybetmiştim. zaten artık doğru düzgün tanıdık bir yüz de kalmamıştı etrafta. ilk önce hocanın yanına çıktım elbette. hocayı bilirsiniz. o sadece kazanınca mutlu olur. yalnızca gerçek zaferi zafer sayar. onu da hoca yapan budur ya zaten. yine de birlikte yaptıklarımızla gururlandığı belliydi ancak beni gördüğü anda sanki düşüncelerimi anladı. hocayla durumu konuştum. elini öptüm, izin istedim. bu camiadan ayrılmanın mümkün olmadığını, en fazla ara verebileceğimi söyledi. biliyordum. galatasaray göreve çağırırsa reddedemeyeceğimi ve zaten öyle bir lüksümün de olmadığını biliyordum.

    lig pazar günü bitiyordu. şampiyonluğu haftalar önce ilan etmiştik ancak son maçım olduğunu duyan galatasaray taraftarı stadyuma akın etmişti. sami yen'de beni o zamana kadar hep bağrına basan galatasaray taraftarıyla vedalaştım. kariyerimin en zor maçından bile daha zor anlardı. sami yen'in sahasından son kez ayrılmadan önce gözüme kuytu köşelerde kalmış ufak ve alabildiğine sade bir pankart gözüme çarptı: ''elbet bir gün.''

    bu pankart beni eskiye götürdü. dolu dolu geçen 10 yıl film şeridi gibi geçti gözümün önünden. başarılar, başarısızlıklar, zaferler, travmalar, istifalar, caka satmalar, intikamlar, hayaller, gerçekler... aslında bu pankart bana mıydı, finalde kaybettiğimiz şampiyonlar ligi kupasına mıydı yoksa ikisine birden miydi bilmiyorum. ben de hangisi için söylediğimi bilmeden ''evet'' dedim. elbet bir gün...
  • kasyo linkoln kardeşimizin de bahsettiği üzere galatasaray ile özellikle ilk sezonda herkesin zorlanacağını düşündüğüm oyun.

    transfer yaması ile football manager 2019 da yeni kadro keyfini yaşamak istedim. istemez olaydım. kullandığım sistem 4-4-2, kalede muslera, marcao ve luyindama stoperler, forvet andone ve falcao. buraya kadar her şey güzel sayılır. gelelim orta saha ve beklere.

    rotasyon seven birisi değilim. bu oyun özelinde, topçularıma karşı kürek çekenleri kırbaçlayan kırşehir asıllı kör, iri, psikopat vikingli gibi davranırım. çoğu topçumun maç kondisyonu eksiktir. genç topçularım tesis girişinde ellerinde tesbih, ağızlarında cüğara tünek vaziyette helak olur. ilk 11 için değil yedek olsun diye topçu kiralarım onları da kulüpleri beni tekme tokat dövmek suretiyle geri çağırır. mabadı toparladıktan sonra, ilerleyen sezonlarda yani, 27 yaşını geçen futbolcuyu takımda tutmam. 28 olduğu gün takımın en iyisi bile olsa hemen kulüplere öneririm, konuşmak için gelince biramı açar, kollarımı masaya dayar kafamı koyar yüksek sesle cengiz kurtoğlu şarkısı söylerim. baya baya pislik yaparım yani.

    ama dün yapamadım bunları. kadroya takviyeye gerek yok, orta saha hayvani geniş. ulan seri'yi unuttum ya. bildiğin 1 dk oynamadı unutulduğu için. içine de kapanık bir tipi var. sinmiş köşede mahsun mahsun duruyor. sola jimmy koyuyorum, babel mahsunlaşıyor. babeli forvete çekiyorum andone bıçak çekiyor. nzonzi'ye dokunamıyorum zaten manyak gibi bir şey. altyapıdan 1-2 topçuyu tanrılara kurban etse gık diyemem. lemina'yı keseyim diyorum balicileri örgütleyip tesisi basıyor. emre mor'u unutmuş taklidi yapıyorum bi ayağında top, elinde şarap şişesi ağlayıp bağırarak önüne gelen herkese çalım atıyor. feghouli ve belhanda'yı kesmeye niyet ediyorum. mouse imlecini üstlerine getiriyorum yedek kulübesine sürüklerken kafamın içinde taleal bedru çalmaya başlıyor, ürperip mouseyi bırakıyorum. linnes'i oynatıyorum mariano antreman sahasındaki binada balkonundan aşağıdan geçenlere tükürüyor, ömer bayram oynasın lan diyorum nagatomo odasına kapanıp son ses manga açıp kimseyi uyutmuyor. emre akbaba, emre taşdemir falan sakat oldukları için sessizler çoğunlukla. ama haber gönderiyorlar "bize böyle böyle yaparsa dötünü keseriz billah" diye. donk yahu donk. çok üzgünüm be. adamın odasını pargalı misali bastırıp uykusunda bayıltıp, küre dağları milli parkına bırakmak zorunda kaldım.
    gücüm yunus akgün'e atalay babacan'a falan yetiyor. bi de mustafa kapı. üçünü alıp umut sarıkaya'nın meşhur berlis karikatürü * gibi anlattıkça anlatıyorum, veriyorum coşkuyu... ama oynatmıyorum. oynatamıyorum.

    ve daha nicesi.

    bu çaresizlik içerisinde kapattım oyunu.

    allah başka dert vermesin. işimiz çok zor.
  • efsane serinin en güncel oyunu.

    yalnız bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek ve oynamak isteyenleri bilgilendirmek istiyorum. an itibariyle steam'de 1 hafta bedava olan şey oyuna sahip olmak değil, 1 hafta süreyle oynamak. yani 1 hafta dolunca oyuna devam edemeyeceksiniz. oynamaya devam etmek için yine satın almanız gerekecek.

    oyunun bağımlılık yaratma potansiyeli çok yüksek. bu yüzden oyunu alamayacaksak bu vesileyle kariyere başlamamak daha iyi olabilir uyarayım.

    bir uyarı da ''kariyere başlarım, sararsa malum ortamlardan indirip save dosyasını atıp devam ederim.'' diye düşünebilecek arkadaşlara: oyun henüz malum ortamlarda yerini almadı.

    illa bu karantina günlerinde menajerlik yapmak istiyorsanız, fm 19'a rahat bir şekilde bulabileceğiniz güncel kadrolar yaması yükleyip menajerlik yapabilirsiniz.

    takım konuşmasını sonlandır.
  • beta versiyonunda merak ettiğim 30 adet futbolcumuzun profilleri için buyrunuz.

    adem büyük - https://gss.gs/Dw6.jpg
    atalay babacan - https://gss.gs/3hB.jpg
    christian nekadio luyindama - https://gss.gs/cr4.jpg
    emre akbaba - https://gss.gs/BLt.jpg
    emre mor - https://gss.gs/Gb2.jpg
    emre taşdemir - https://gss.gs/jt1.jpg
    erencan yardımcı - https://gss.gs/Fm7.jpg
    fernando muslera - https://gss.gs/3rV.jpg
    florin andone - https://gss.gs/oBx.jpg
    jakup jimmy durmaz - https://gss.gs/bXm.jpg
    jean michael seri - https://gss.gs/N7M.jpg
    marcos do nascimento teixeira - https://gss.gs/lVz.jpg
    mariano ferreira filho - https://gss.gs/apu.jpg
    mario lemina - https://gss.gs/VDU.jpg
    martin linnes - https://gss.gs/mUL.jpg
    mustafa kapı - https://gss.gs/VfE.jpg
    okan kocuk - https://gss.gs/c7C.jpg
    ömer bayram - https://gss.gs/evq.jpg
    radamel falcao garcia zarate - https://gss.gs/6hs.jpg
    ryan guno babel - https://gss.gs/mHL.jpg
    selçuk inan - https://gss.gs/kTx.jpg
    sofiane feghouli - https://gss.gs/a8j.jpg
    steven nzonzi - https://gss.gs/YCe.jpg
    süleyman luş - https://gss.gs/RP3.jpg
    şener özbayrakli - https://gss.gs/fMf.jpg
    taylan antalyalı - https://gss.gs/so2.jpg
    valentine james ozornwafor - https://gss.gs/4VK.jpg
    younes belhanda - https://gss.gs/3pC.jpg
    yunus akgün - https://gss.gs/Vp2.jpg
    yuto nagatomo - https://gss.gs/HdD.jpg
  • cm 99-00'den beri her versiyonunu oynadığım, fm 2012den beri her sene orjinalini aldığım oyun. yani anlayacağınız 20 senedir bu oyunla haşır neşirim. sadece geçen sene fm 2019 sürümünü belki tek takımla oynamışımdır, geri kalan oyunlarda harcağımı saatler inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.

    bu serinin son oyunu da çıkınca 1 senelik ara yeter dedim ve fifa ultimate team batağından kendimi kurtarmak için fmye sardım.öncelikle belirtmem gerekir bu sene oyun akıyor. 6 senelik macbook air üzerinden oynamaktayım oyunu ve 2014-2019 arasındaki oyunlar macbookta aşırı ısınma donma ve kasma yaparken bu sene arayüz ve oyun hızı çok iyi optimize edilmiş gibi hissettim. (maç motorunda sürekli 2d kullanırım hiç 3dye geçmem düşük sistemli kullanıcılar için önemli not)
    arayüz 2018den direk 2020ye geçince biraz zor geldi ancak form geçicidir klas kalıcı minvalinde, 20 seneni verdiğin bir oyunda hemen alışıyorsun. görsel olarak zaten bi beklentimizin olmadığı text tabanlı bir oyun zaten fm. o yüzden direk oyunu incelemeye koyulayım.

    oyunu aldım ve ilk olarak hemen ingiltere 4.ligini açtım. armasında aslan olması ötürü salford city ile kariyere başlayayım dedim çok şekilli bir arması vardı. hem yönetici olarak da paul scholes, gary ve phil neville kardeşler mevcutmuş bu kulüpte. zaten bütçemiz yok, bi yandan work permit işkencesi bi yandan alt lig çilesi derken beleşe oyuncu kiralayabileceğim bir parent club istedim yönetimden. tottenhamın pilot kulübü oldum 3-5 kiralık 3-5 free transfer derken takımı biraz arogdaki cem yılmazın takımından 1970ler ingilteresine çekebildim. tam dedim her şey hazır lige başlayalım, ama o da ne...

    -arkadaşlar bu oyunda ilk olarak bilmeniz gereken şey penaltı atılmıyor. ligde 8 penaltının 7sini kaçırdım. oyuncudandır dedim değiştirdim hala kaçırıyor ama rakip bundan hiç etkilenmemiş sapır sapır atıyor. buraya bir eksi yazdık.
    -bu oyunda ikinci olarak bilmeniz gerek şey karşı karşıya gol atmanız imkansız. sen de olsan ai da olsa orta sahadan topu alıp son stoperine 30m fark koymuş olsa bile kaleci ile karşı karşıya gol atması inanılmaz derecede zor. kimse atamıyor. ai da sen de kaçırıyorsun sürekli. bir eksi de buraya yazdım
    -yine oyunun bu sürümünde (20.3.2 yada 20.3.3 oynuyorum sanırım şuan açık değil oyun tarih itibariyle en günceli işte) topa hakim olan sabırlı, pas yapan beklerin bindirdiği total futbol ya da guardiola barcası ne derseniz artık şeklinde oynamaya çalışırsanız maç sonunda istatistiğiniz 6 şut girişimi 1 kaleyi bulan olarak sonuçlanır. en az 5 maç key pozisyon bile göremeden maç bitti. eh belki hata bendedir dedim eksi yazmadım ancak şuraya kadar...
    -oyundaki gol algoritması tamamen ai ya da user olsun stoper ve bek arasına atılan uzun topta forvetin arkaya kaçması üzerine kurulu tamam uzun top olur diyorsun ancak, stoper ya da kalecinin top takibi sıfır bu motorda büyük bir eksi. zaten 10 pozisyona girerse 1 tane anca atabiliyor forvetleriniz. dolayısıyla aynı maçı tekrar tekrar izliyor izlenimi veriyor maçlar.gollerin 10da 6si uzun top artı koşu, 2si duran top 1i uzaktan şut 1i orta kafa şeklinde. büyük eksi.
    -oyun sizden sadece hızlı kanat ve kaçan forvetle oynamanızı istiyor. diğer şekillerde gol atmanız başarısız. ayrıca salford city ile yaptığım 160 maçta gördüm ki, oyuncular karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda bir kere bile bakın bir kere bile yanında boş olan adama pas atmıyor, bu da büyük defekt.
    -eski serilerdeki kondisyon düşmesi, sakatlık ve ceza sorunları çözülmüş bu da bir artı.
    -brezilya 3.liginden bir topçu almak isterseniz hala 112m€ gibi fiyat çekiyolar ucuza wonderkid hala toplanmıyor. maşallah sizin dışınızdaki tüm kulüplerin judging potential ability özellikleri 20 üzerinden 56 filan. bu da saçma.
    -hala 5 maç iyi oynayan ödül alan oyuncunuz sözleşmesinin bitmesine 4 sene varken ya da daha sene başı sözleşme imzalamışken yeni kontrat isteme saçmalığını yapmakta. adamı sene başında alıyorsun 10. hafta yıllık 1 m alan genç yıllık 4.6m den sözleşme istiyor. vermezsen mutsuz huzursuz olup takımı bozuyor. bu da bir eksi.

    demem o ki oyun yine olmamış, 2013 ile arasında ne fark var deseniz sayamam. kendini oynatıyor ama zevk vermiyor. oyunun bugını buluyorsun ve oyunu oyunun istediği şekilde oynuyorsun. kendi istediğin şekilde değil. 4-3-3 formasyonlu atakta 3-4-3e dönen sabırlı bir tiki taka oynamak isterken, kendinizi asimetrik 4-2-3-1 ile vertikal tiki takada buluyorsun

    --- alıntı ---

    özet:bence almayın, yamalı 19 oynayın. ben salford city ile 3 senede 3 lig çıktım.şuan premier ligdeyim. kulüp para vermiyor, millet takımı beğenmiyor, bulduğun 18 yaş yıllık 1k euroya oynayan 18k değerli adama 78m€ bonservis isteniyor, karşı karşıya gol olmuyor, karşı karşıya takım arkadaşına pas veren yok, kazandığın penaltı kaçıyor, sürekli aynı golleri atıp yiyorsun, takıma empoze etmek istediğin taktik varyasyonları sınırlı... olmamış oyun.
    not:son yama ile ilgili görüşlerimi sonradan yine eklemeye çalışırım.
    --- alıntı ---
  • serinin son oyunu, yeni aşkım. haftalardır başından kalkmadım neredeyse, ince eledim sık dokudum, ffp belasını def edene kadar çektiklerimi bir ben bilirim bir de allah bilir. ffp bitene kadar makas iyice açıldı tabii, dur durak bilmedi. avrupa'nın büyük takımları anasının hörekesi gibi kadrolar kurdular.

    liverpool oyunun tartışmasız en güçlüsü. 2018-2019 üstüne üst üste 3 tane daha şl kupası aldılar, geçen sene de yarı finalde atletico madrid'e elendiler. ayrıca ac milan, italya'da 2 sene önce juventus hegamonyasını bitirerek şampiyon oldu, geçen sene de ikinci olarak büyük bir başarı kazandılar, eski günlerine döndüler.

    peki ben şampiyonlar ligi kurasında kimleri çektim?

    (sesli izlenmesi tavsiye edilir) https://streamable.com/nna59m
  • göztepe ile kariyer açtım ve ilk transfer dönemini transfersiz kapadım, işler de çok yolunda gitti; galatasaray'ı içeride, bjk'yi deplasmanda yendik fakat fb'ye içeride mağlup olduk. galatasaray'ı da her ne kadar yensem de maç önü fatih terim'in elini öptüğüm için 28 yaşındaki yannis için gs sözlük'te "iyi adammış ya bu" entryleri girildi.

    devre arası mustafa kapı'yı zorunlu opsiyon ile kiraladım ve castro yerine kendisini takıma monte ettim o da sağolsun 5 gol attı yarım sezonda. berkan emir 14 asist, wilzcek 18 gol atmıştı direkt yeni sözleşmeler imzaladım kendileriyle sezon içinde ve bu bir peri masalının ödülleri idi. 2. yarıda gs'miz içeride 3-2 ile bizi yendi, fb ile de 2-0'dan geri gelip 2-2 ile berabere kaldık. jk'yı 4-2 yendik bu kez, jk zaten 18-19 fb minvalinde takılıyordu, iyi de oldu. velhasıl 69 puanla 4. olduk 70 puanlı ts'nin ardından, bir sene önce gs'miz o puanla şampiyon olmuştu "tüh" dedik.

    toplam 9 kişinin sözleşmesi bitti, 4 kiralık sözleşme sona erdi ve 2 de bonservis satışı gerçekleştirdik. yapılanma dedik; mustafa kapı'nın opsiyonu devreye girdi, bedelsiz olarak da mariano artı tolga ciğerci ile anlaştık, mirza cihan, sedat bayrak, yiğithan güveli, romelu, marcel, itakura, ali akman ve güven yalçın ile anlaştık. dedik ki biz bu takımı işleriz, bizi işlediler maalesef 4 galibiyet ve 12 mağlubiyet ile kovuldum lol. genç ve parlak hoca yannis rezil oldu.

    şimdi adanaspor ile anlaştım, playoff mücadelesi veriyoruz. iyi şanslar on demektir.
  • her zaman olduğu gibi yine türkiye ligindeki alt yapı oyuncularının zahmet edip de özelliklerini girmeyen oyun. fm data sitesinde genç oyuncuların bütün özellikleri yazarken oyun veri tabanında yazmıyor. dolayısıyla 0 olan bütün özellikler her yeni kurulan oyunda oyuncunun tahmini potansiyel yetenek aralığına göre random bir değer alıyor. o kadar paraya oyun satıp şu değerleri girmemek nasıl bir üşengeçlik onu da anlamadım ama mevcut düzende istediği kadar potansiyeli olsun alt yapıdan düzgün bir oyuncu çıkartmak random dağılan özelliklerin saçmalaması yüzünden çok zor oluyor. yine editöre girdik alt yapı oyuncularının elle tutulur potansiyeli olanların fmdata sitesindeki verileri tek tek işledik oyundan zevk alalım, kararlılığı 3 kanat oyuncusu, zıplaması 7 stoper oyuncusu vs çıkartmayalım diye. oysa oyuna para veriyoruz. bunların hazır yapılmış olması lazımdı.
  • beni bu akşam şoka sokmuş oyun. biraz fm oynayayım dedim açtım transfer dönemi, baktım oyuncular milli takımdan dönüyor, 1-2 futbolcu dönmedi "aa euro 2020 vardı, dur bakalım nolmuş" diye aklıma geldi ve bi baktım;

    https://gss.gs/cbR.png

    ulan bu nasıl mümkün olabilir. oyun temmuz 2019'dan başlıyor. türkiye gruptan çıkmış bi de üstüne kura ile aynı gruba düşüp 0 çekmiş.*
  • şimdiden "mario lemina sizinle kişisel bir meseleyi görüşmeyi talep ediyor" "younes belhanda sizinle kişisel bir meseleyi görüşmeyi talep ediyor, takım üzerinde etkisi büyük olduğundan meseleye dikkatli yaklaşmanız gerekebilir." bildirimlerini görmeye başladım. hangi birini oynatacağız lan?

    fatih hocama kolay gelsin. başında çok tatlı bir bela var bu sene.
  • artık fm severlerin akıllarıyla dalga geçmeye başlayan bir firmanın, yeni yıla hazırladığı tamamen makyajlanmış football manager 2019 gibi duran serinin yeni versiyonu.

    kadroları, oyuncu potansiyellerini, liglerdeki düşen-çıkan takımları güncelleyip; üzerine de bir kaç oyun için arayüzde değişiklik ve tema makyajı ile 19 serisini tekrardan üstelik 60 tl daha pahalı bir fiyatta oyunseverlerin önüne sunmuşlar.

    bu oyuna rakip ve muadili bir oyun piyasaya çıkmadıkça her sezon bir sezon öncekinin tekrarını yaşayacağız gibi duruyor.

    benim gibi fm manyağı bir oyuncuyu bile bu sezon çıkardıkları bu saçma versiyon ile çileden çıkartmayı başardılar.

    ne maç motoru, ne de yapay zekaya en ufak bir dokunuş bile yapılsa yine bu üstte yazdıklarımı yazmazdım.

    ama geçtim dokunuşu, adamlar sanki mükemmel bir oyun motoruna sahiplermiş gibi makyajlayıp "alın oynayın işte en iyisi bu, başka oyun yok zaten ehehehehe" demişler.

    %50'nin üzerinde bir indirimde yakalamadığım müddetçe almayacağım bir oyun yapmışlar kısacası.
  • çok enteresan bir kariyere ve gidişata şahit olduğum oyun. her zamanki gibi galatasaray ile başladım ve tabi daha ilk sezonun ortalarında ersun'u fenerden kovdurduk. bunun üzerine fenerbahçe şenol güneş ile anlaştı ve adeta lale devrine girdi. o sezon şampiyonluğu 2 puan önümde kazandılar, bizse şampiyonlar ligi gruplarında 3. olup gittiğimiz avrupa liginde yarı final oynamanın mutluluğuyla kendimizi teselli ettik.

    2. sezona yüklü maaşlı oyuncuları yollayıp yerlerine kiralık ve genç ucuz oyuncu hamleleriyle başladık, mükemmel bi sezon geçirip sezonu 87 puanla lider bitirdik. harika bi sezon geçiren fenerbahçe ise 85 puanla son maça kadar şampiyonluk kovaladı.

    3. sezona geldiğimizde ise ffp kıskacından kurtulup şahlanmaya karar vermiştik. zaten elde olan genç yetenekli oyuncuların üstüne bir kaç üst seviye oyuncu takviyesi yaptık ve sezonu rahat şampiyon tamamlayıp, şampiyonlar liginde final oynayıp finalde real madrid'e kaybettik. ilginçlikler silsilesi ise burda başladı. bu sezon fenerbahçe şenol güneş yönetiminde avrupa ligi şampiyonu oldu ve türkiye'ye 3. avrupa kupasını getirmiş oldu.

    4. sezon bunun da gazıyla büyük transferler yaptılar, adeta bi transfer kapışması sonucu iki takımın da çok çok iyi kadroları oldu, şampiyonluk mücadelesi ligin ortalarına kadar devam etti fakat şampiyonlar ligi şampiyonluğuna ulaştığımız bu sezonda lige tam anlamıyla konsantre olamadık ve fenerbahçe'nin 12 puan arkasında 2. olduk ligde. sezon tamamlandıktan sonra da büyük bomba patladı ve şenol güneş manchester united'ın başına geçti.

    devam eden 2 sezonda çok rahat şampiyonluklar aldık ve bir kere de şampiyonlar liginde final oynayıp finalde kaybettik. daha sonra galatasaray'da miadımı doldurduğumu düşünüp sözleşme imzalamayıp serbest kalmayı tercih ettim. çok geçmeden sezonu 14. tamamlayıp yeni bi yapılanmaya giren arsenal teklif yaptı ve arsenal'ın başına geçtim.

    ilk sezon da şenol güneş ile kapışmamız devam etti. manchester united ile ilk 2 sezonunda şampiyonluğu göğüslemişlerdi ve gördüğüm en iyi kadrolardan biri onlardaydı. birlikte geçirdiğimiz ilk premier lig sezonunda yine şenol güneş'in manchester'ı açık ara farkla şampiyon oldu, hemen arkasından biz de ligi 2. bitirip beklentilerin üzerine çıkmayı başardık.

    an itibariyle ise arsenal ile 2. sezonun 21. haftasında 20 galibiyet 1 yenilgi ile 21/21 yapan şenol güneş'in manchester united'ının arkasında zirveyi takip ediyoruz. o ya da ben emekli olana kadar bu kapışma bitecek gibi gözükmüyor.

    edit: 6. sezonda galatasaray ile finalde kaybettiğimi belirttiğim şampiyonlar ligi'ni de şenol güneş'in manchester'ına kaybettik. :(

    edit: https://i.hizliresim.com/yllWuU.png
    ve beklenen son gerçekleşti. ne yalan söyleyeyim bi ufaktan üzüldüm. mevcut sezonda da aynı puanla 23. haftaya girmiş bulunuyoruz ve averajla arkamızdan takip ediyor. umarım sezonu şampiyon tamamlayıp, filozofumuzu uzungöl'e huzurlu bir emekliliğe yolcu edeceğim. :)
  • son yama ile beni acayip şaşırtmış oyundur.

    uzuuun süre sonra ilk defa maç motorunu elden geçirmişler, ilk defa farklı farklı pozisyonlarda gol oluyor, ilk defa oyuncular 3 haneli iq ile oynuyorlar hissi veriyor. gel gelelim... epl oynamak hiç zevkli değil. sarıyer'in ingiltere şubesi brighton ile oynuyorum. uğraştım, didindim. ilk sezon uefaya gittim. 2. sezondan itibaren 4 sene üst üste 2. oldum. arada 1 şl kazandım ama... ligi kazanmak imkansız gibi gelmeye başladı. liverpool ilk 4 sezon 96 puanın altına inmedi. 5. sezon hazır liverpool yaşlandı. bu sene benim senem diyordum....

    manu mbappe + frenkie de jong + everton'a toplam 400 küsür m euro para verdi. 400 küsür m euro!!! 5. sezon manu sadece 106 puanla şampiyon oldu.

    resmen motivasyonumu düşürdüler eşşolu eşekler.
  • uzun süre sonra ilk kez football manager oynarken sinirden tırnaklarımı kemirmeme neden olmuş oyundur. hep başkaları fm hikayelerini yazar bu sefer de ben yazmaya karar verdim.

    brightonla 5 sezonda 1 kere bile şampiyon olamayınca norwich'i son sıradan kurtarıp epl'in zirvesine oturtmaya karar verdim. nasıl olsa son patch ile maç motoru kanser etmekten uzak bir hal aldı. sakin sakin oynarım demiştim. çoook verimli olmasa da kabul edilebilir bir transfer sezonu geçirdim. tabii ödemeleri peşin yapmamak suretiyle sonraki sezonların transfer bütçelerini katlettim ama en azından elle tutulabilir bir kadro vardı elimde.

    http://i.snipboard.io/Z0IWkG.jpg

    tek sorun takıma elle tutulabilir defans alamamış olmamdı. ben godfrey+ zimmermann / timm klose defansı beklenildiği üzere patladı. buna rağmen son maçımda wolves'a yenilmeseydim şampiyonlar ligine gidecektim. çılgınlar gibi gol atıp daha da çılgınlar gibi gol yiyordum.

    sezon sonu için planım hazırdı. evet forvetlerim top 6 seviyesinde değildi (amine gouiri, sebastiano esposito, thomas buitink pişmemiş genç forvetler..) ama ittire kaktıra atıyordum işte. orta sahada da ideal adamlara sahip değildim ama bir tık altındaydım. nehuen perez ve cristiano romero ya kalan 3 kuruş transfer bütçemi gömdüm. arjantinli gelecek vaadeden bir defans hattım vardı artık... 4. yedekte de bir başka gelecek vaadeden defans nicolo arminiyi kupa maçlarında sürmeyi planlıyordum.

    ama o da nesi? takımın başarılı olup uefa'ya gitmeyi başarması ile takım satıldı! yeni gelen başkanın sözleri varmış. bana jerome onguene ve luiz felipeyi hediye etti. sezona 2.75 defans oyuncusu ile başlamayı beklerken 6 tane defans oyuncusu göbeğime düştü... bir de yetmezmiş gibi 30m euro daha bütçe açtılar.

    http://i.snipboard.io/jFXHc4.jpg

    gelen parayla da 2 forvet bir orta saha alıp sezona başladım. ilk 7 maç 6 galibiyet 1 arsenal deplasmanı beraberliği, +18 averaj. ama o da nesi? manchester city 7'de 7 yapmış ve +20 averajda. nooluyor dedim. adamlar 7 maçta 1 gol yemişler! 1 (bir) "alalala nasıl ya naptı pep" dedim. malum kendi transfer sezonum o kadar karman çorman olmuştu ki diğer takımlara bakamamıştım..

    http://i.snipboard.io/02gPwL.jpg

    allahsız pep. 233 milyona harry kane'i almış!!! yeminle soğutuyorlar oyundan. 233 milyonu bir adama gömmek nedir? 1 transfer sezonunda 350m para harcamak nedir? gitmiş bi de oyunun en iyi kesici ön liberosunu almış! sonra 1 gol yiyip +20 averajla takılır tabii! yeminle soğudum ya oyundan..
  • ilk defa bir serisinde ilk denediğim taktikte başarıyı yakaladığım oyun.

    başlarken gerçekçilik uğruna, takımlar için ilk transfer dönemini kapattım. oyunda sakatlık olayı inanılmaz abartılmış, ya da ben bi yerlerde yanlış yapıyorum bilmiyorum ama şu ana kadar neredeyse sakat vermediğim hafta yok diyebilirim.

    hazırlık maçlarında biraz bocalamama rağmen taktiğimde ısrar edince bir kaç maç sonra acayip efektif bir taktiğe (kanatların merkeze oynayıp ceza alanına girdiği, bu açılan boşluklara beklerin katettiği, merkez orta saha oyuncularının da bekleri beslediği, beklerin topla buluştuktan sonra ceza alanında orta açmak üzere en az 3-4 adamı bulabildiği) dönüştü. öyle ki...

    daha sezona başlarken zaten emre akbaba, falcao, şener sakatlıklarıyla başlıyoruz. bunun üzerine andone ve belhanda da eklenince baya bi düşüncelere daldık...

    sistemimiz 4 1 2 2 1 şeklinde. 4lü savunmada tek pasör stoper* ve önlerinde bir regista* ile onun önünde box-to-box mario lemina ve oyun kurucu jean michael seri bulunuyor. kanatlarda ise solda henry onyekuru sağda jimmy durmaz ile oynarken ileride çalışkan forvet rolünde adem büyük bulunuyor.

    sezona akhisar'ı süper kupa'da 3-0 la geçerek winner kimliğimize yakışır bir başlangıç yaptık... ardından süper lig'in açılış maçında sami yen'de 27. dakikada adem'in direk kırmızısı sonrası yaklaşık 60dk 10 kişi oynamamıza rağmen beşiktaş'ı 5-2 ile sahadan sildik. 2.hafta deplasmanda forvette mecburiyetten onyekuru ile çıktığımız maçta gençlerbirliği'ne 2-1 mağlup olduk. bu maçtan sonra andone'nin de dönüşüyle birlikte evimizde yeni malatyaspor'u 4-0'la rahat geçerken adem büyük'ü 4 aylığına sakatlığa kurban verdik. sevindirici haber falcao'nun sakatlıktan çıkmasıydı. 3. haftada göztepe deplasmanında ikinci yarıda oyuna aldığım falcao, kaçırdığı penaltıda dönen topu tamamlayarak 3 puanı 0-1 ile hanemize yazdırdı. 4. hafta gaziantep deplasmanında iki kere geri düşmemize rağmen falcao ve lemina'nın golleriyle 2-3 galip geldik. 5. haftada lider trabzonspor deplasmanında orta saha üçlümüz selçuk-lemina-seri'nin golleriyle 1-3 galip gelerek 3 hafta ardarda deplasmanda oynadığımız bu garip fikstürden kayıpsız çıktık. 6. haftada eskiden ezeli rakibimiz olan fenerbahçe'yi sami yen'de konuk ettik. berbat oynadığımız maçta selçuk inan'ın en az 35 metreden attığı inanılmaz gol ile öne geçtik. kontra atakta falcao ile 2'yi bulunca iyice yatış moduna geçtik. 83. dakikada fenerbahçeli bir futbolcunun* golüyle önce farkı bire indirdiler ardından 85. dakikada penaltı kazandılar, bütün momentum fenerbahçe'ye dönmüşken, o an futbolun dinamiklerini altüst eden biri sahneye çıktı "fernando muslera". ardından 90+2'de andone ile skoru 3-1 yapıp 5 maçlık bir seriyle liderlik koltuğuna oturduk...

    bu maçtan sonra belhanda, feghouli ve ahmet çalık'ın başı çektiği bir grup futbolcu işler kötü gidiyor gibi saçma sapan bir sebeple ayaklanıp takımı sabote etmeye çalıştı ve bir galatasaray teknik direktörüyle nasıl konuşmaları gerektiğini öğrenene kadar süresiz kadro dışının tadına vardılar.

    transfer dönemi kapandıktan sonra sözleşmelerinin son senesindeki yuto ve mariano'yu toplamda 5m euro'ya rus kulüplerine postaladım. daha önce gitselerdi jesse'nin lisansını çıkartırdım :(.

    şampiyonlar ligi'nde manchester city, leverkusen ve porto ile eşleştik. ilk maçta deplasmanda city'ye 2-0 yenildik. 2. maçta leverkusen'den 90.dkda yediğimiz golle sami yen'de 1-1 berabere kaldık.

    çok hızlı ve keyifli başlayan bu kariyerde bakalım nasıl bir hikaye çizeceğiz...
  • kızmayın ama suyun öte tarafıyla başlamayı düşündüğüm oyun.
    benim bu oyunda misyonum hep başarıları eskide kalmış kulüpleri şahlandırmak.
    mesela milan, man und, leeds, rangers, st etienne gibi kulüpleri alıp şahlandırmak üzerine kurulu bir kariyerler hoşuma gidiyor.
    fatih hocamın boşta olmasına da gönlüm razı değil.
    bekle beni fenerbahçe...
    çok şükür kötü günler geride kaldı, şimdi sıra daha kötü günlerde.*
  • ilk defa galatasaray'ı başarı hırsı gütmeden altyapı cennetine çevirmeye çalıştığım oyun. fm oynarken hiç başarıyı 2. plana atmamıştım daha önce. en fazla 3-4 sezon sonra avrupadan kupa getirmek için uğraşıyordum genelde. bu kez biraz farklı bi deneyim oluyor fakat çok daha keyifli. ilk iş oyuncu alma ağını ve tesisleri devamlı geliştirme konusunda ısrarcı oldum. ilk 2 sezonda başarılar gelince de başkan bu tekliflerimi kırmamaya ve altyapı sistemimizi geliştirmeye başladı. ben de kulübe kazandırdığım paranın çoğunu buraya ayırmaya başladım.

    3. sezonun ortalarındayız. mevcut kadro şöyle https://i.hizliresim.com/9NUMMP.png
    genç yerli kazanımlarımızdan bazıları şöyle:

    ali yavuz kol : https://i.hizliresim.com/edUCnN.png ilk sezon sonunda kiralıktan döndükten sonra alternatif olarak kadroda tutmaya karar verdim. 2. sezon zaman zaman forma bulduğunda vasat bir performansı vardı. fakat forma buldukça profili gelişmeye başladı. 3. sezonda ise 10. hafta itibariyle as oyuncum tino kadewere'yi kesti ve ilk 11'e yerleşti. son olarak da psg'ye karşı hat-trick yaptı. şuan ışıl ışıl parlıyor forvetteki partneri cortes ile beraber.

    ravil tagir : https://i.hizliresim.com/2mirdy.png ilk sezon devre arası sezon sonu gelecek şekilde anlaşma sağladık. geldiğinde 16 yaşında olmasına rağmen bir pasör stoper için harika olan profiliyle ve sol ayaklı olmasıyla dikkatimi çekmişti. marcao'nun veliahtı olarak görüyordum. 3. sezon itibariyle çoğu maçta marcao yerine tercih ettirecek performanslara imza attı. 18'e basar basmaz da 5 yıllık kontratı önüne koyduk ve geleceğini bize emanet etti. şuan marcao'yu barcelona, juventus, psg gibi takımlar takip ediyor ve büyük ihtimalle yüksek bir bonservise gidecek devre arası veya sene sonu. ravil'i gözü kapalı onun yerine ilk 11'e yerleştireceğim.

    emin bayram : https://i.hizliresim.com/fysFNM.png ilk sezon u19'da geçirdikten sonra 2. sezon küçük küçük şans vermeye başladım. hepsinde de başarılıydı ve iyi bir rotasyon oyuncusu olup ahmet çalık'ı tamamen rotasyon dışına attı. 3. sezon başı süper lige çıkan istanbulspor ilk 11 garantisiyle kiralık teklif edince gelişimi için kiralık yolladık. çok da sağlam adımlarla devam ediyor. 4. sezondan itibaren büyük ihtimalle 3. stoper olarak kadroda yerini alacak.

    https://i.hizliresim.com/XTJADx.png bu arkadaş ise yatırım yaptığımız altyapımızın ilk ürünü. 2. sezon regen olarak altyapımızda başladı. daha profilini görür görmez büyük bir potansiyeli olduğunu fark etmiştim fakat ön libero gözüküyordu asıl ve tek mevkisi. orta sahanın ortasına çalıştırmaya başladım ve çok çabuk adapte oldu harika da gelişim gösteriyor. 18 olur olmaz onun önüne de kontratı koyduk. biraz fazla maaş istedi ama gelişimine şahit olmak için biraz fedakarlık yaptım. yardımcılarım takımda kiralık oynayan ilkay gündoğan 'dan daha iyi bir oyuncu olacağını söylüyor.

    edit: kamil'i unutmuşum. https://i.hizliresim.com/G6uIfs.png ilk sezon kadroya katıp 20 yaşındayken formayı emanet etmiştik. gelişimi harika giderken 2. sezon çapraz bağlarını koparıp 6 ay sakatlık yaşadı. 3. sezon da tekrar formuna kavuştu ve şuan borussia dortmund peşinde. 4.5 milyon euro'ya almıştık değeri şuan 11 milyon euro civarı.

    https://i.hizliresim.com/qwnEPQ.png erencan yardımcı'yı ise forvetteki kalabalıktan dolayı forma veremediğim için her sezon kiraladım. profili iyi yönde ilerleme kaydediyor. 4. sezondan itibaren rotasyonda kullanmayı planlıyorum eldeki yabancı forvetlerden birini gönderip.

    son olarak da normal football manager deneyimlerimden çok daha keyifli ve tatmin edici olduğunu söylemem gerek bu yönetim tarzının. hayalim ise en az 6 altyapı oyuncumun 11'de olduğu bir maçta avrupa kupası kazanabilmek. ilerleyen zamanlarda fabrika işledikçe bu entry editlenecektir. *
  • norwich city ile 2022-2023 sezonu ortasında onca zorluklarla geçen sezonlardan sonra nihayet orta üst sıralara tırmanmaya başladığım oyun. ilk işim maksimum sayıda ve en iyi seviyede antrenör, scout ve spor bilimi ile sağlık ekibi kurmak oldu. alanlarında en iyi hocaları en tecrübelilerini almaya çalışarak bütçemi buna ayırdım ve ligin en iyi kenar takımını kurdum. bu durum bireysel antrenmanlarla oyuncuların gelişmesine ciddi katkı sağladı. amacımız geriden kısa paslarla oyunu kurup rakibi paslarla yoracak bir orta tempoda kısa verkaç oyunları ile önde baskı oyununu sentezleyip ikisini bir arada harmanlamak ve nihayet istediğim pas ve hücum verilerini 2,5 sezon sonunda elde etmeye başladım. bu süreçte en karlı işlerimden biri sözleşmesi biten oscar' ı çinden bedava getirip bir sene sonra pornografik rakamlara yeniden çin' e satmak, stoke city' den butland' ı alıp arsenal' e yüksek karla satmak ve son olarak sandro tonali' yi üst seviyeye pazarlamak oldu. gitmek isteyeni tutmuyorum açıkçası. iyi bedeli gördüğüme inanınca bırakıyorum. takım kaptanım ward-prowse. çok iyi duran top kullanıyor adeta içine 2011 model selçuk inan kaçmış biridir. bir ara butland' ı sattıktan sonra uğurcan' ı getirsem de istediğim libero görevini yerine getiremeyince kendisini satıp schalke' den nübel' i 10m €' ya transfer ettim. takımda çok sayıda genç oyuncu hali hazırda mevcuttu ve bu sebeple avantajlı sayılırım. genelde 4-2-3-1 ve 4-3-3 tercih ediyorum. pas oyunumda daha çok 4-3-3. brexit sonrası ingiliz oyuncular daha bir değerlendi ligde. en külfetli harcamamı da barcelona b' den fati için 80m € ödeyerek yaptım. güncel as kadromda gk: a.nübel, cameron dawson
    sağ bek max aarons, rocky bushiri
    stoper: godfrey, nathan wood, pau torres, rodrigo becao
    sol bek jamal lewis, rob nizet
    merkez rotasyonum: sergio gomez, gabri veiga, monchu, ward prowse, t.almada, r. vieira, j.garner, s.mctominay, luca sangalli
    kanat forvet ve forvet rotasyonum: ansu fati, emi buendia, e.haaland, k.dembele, v.fischer(k), e.valencia, mohammed guindo, t.cantwell (mateo pellegrino ve tyrese omoteye kirada)
    genç ve dinamik bir kadroyla gümbür gümbür bir takım olduk ve hedeflerimizi büyüteceğiz. oyuncuların çok mevkili olması da takımı güçlü tutuyor. ama en önemlisi özellikli oyuncu bulmak. defansif orta sahada sadece savaşçı değil, merkez orta sahada defansif oyun kurucu rolü takım savunması ve hücum dengesi için çok daha makul bana göre.
  • oynamak isteyen fakat benim gibi oyunu satın almak için verecek 200 lirası olmayanlar için çok güzel bir tavsiye vereceğim oyun.

    microsoft, xbox konsolunda satışa sunduğu "game pass" üyeliğini beta olarak bilgisayarlar için de sunuyor. "xbox game pass for pc" ismiyle satışta ve tıpkı netflix, spotify gibi aylık üyelik sistemiyle işliyor. her ay üyeliğinizi yenileyerek sunulan yüzden fazla oyuna aylık ücrete ek hiçbir ücret ödemeden erişiyorsunuz. paketin içeriğine pek çok a sınıf oyun gibi başlığına yazdığım bağımlılık yaratan meret de dahil.

    windows 10 işletim sistemi olan bilgisayarınızdan microsoft store uygulamasına girip ilk ay 5.99 tl'ye (sonraki aylarda 15 tl) game pass for pc üyeliğinizi alarak, hemen bu oyunu ve daha pek çok fazlasını bu zorlu ve sıkıcı karantina günlerinde, tek oyuna 200 tl vermeden oynayabilirsiniz. şu an oyunda fatih hocam emekli olana kadar journeyman modunda takılıyorum, bir gözüm de hep cimbomba :)
  • epic games store'a gelen ve kısa bir süre için(24 eylül 2020) ücretsiz olan futbol simülasyon oyunu. mart-nisan ayındaki steam promosyonu gibi geçici olarak değil, full version olarak oyun size ait olacak.

    epic games launcher indirip, mağazadan kütüphanenize ekleyebilirsiniz.

    edit: imla ve ekleme
    edit2: watch dogs 2 de ücretsizmiş.

    https://twitter.com/...609588976918528?s=19