• 1000...

    bu sayı 1999-2000 sezonunda oynanan oyunun temelini oluşturan karşı presin sahaya yansıtılmadan önce mükemmelleşmesi için yapılan antrenman sayısı.

    tam 1000 antrenman..
    her antrenmanda belki 10 belki 100 tekrar...
    sonucunda ortaya çıkan bir sistem ve gelen başarılar.

    bugün oynanmak istenen oyuna baktığımızda mükemmelleşmesi için gerekenlerin hiç birine sahip olunmadığını görüyoruz. dünya bu felsefenin adına topa sahip olma oyunu diyor. her süper kahraman gibi bir anti-süper kahraman var karşısında. onun adı da geçiş oyunu.

    bu iki felsefe 2010 yılından sonra birbirleriyle sayısız kez karşı karşıya gelmiş ve birbirlerine karşı net bir galibin olduğunu ilan edebilecek bir üstünlük kurabilmiş değiller. felsefelerin birbirine üstünlük kurması görülmemiş bir şey değil elbet. 3-5-2’nin dünyayı kasıp kavurduğu bir anda 4-4-2’nin ortaya çıkış ve 3-5-2’yi tahtından kendini yeni kral ilan edişi...

    her ne olursa olsun zaman içinde sayılar, geometri ve en sonunda da felsefe verdiği savaşlardan galip çıkıp uzun süre demir tahtın sahibi olabiliyordu. ancak 2010’dan sonra bunu söylemek mümkün değil.

    geçiş oyunu üzerine kurguladığı futbolu ile liverpool belki premier ligi kazanamamış olabilir ancak iki yıl üst üste çıktığı şampiyonlar ligi finilinin birinden galip ayrılabildi. diğer taraftan topa sahip olma oyununun dünya üzerindeki iki kralından biri olan pep guardiola’nın city’si iki sezon üst üste premier ligi kazanıp 14 yıl aradan sonra bunu başaran ilk kulüp ünvanını elde edebildi.

    şu an dünyanın hakim oyunu “şu” diyemeyiz çünkü iki hakim yapı mevcut.

    bu iki yapının kurulması bir kaç günde olmadığını anlatmak ve var olan sistemlerin gelişimi için nelerin yaşanması gerektiğine ışık tutmaya çalışacağım.

    nihayetinde tanrı dünyayı 6 günde yarattı... bir sistemin kurulması daha uzun sürecektir elbette.

    brendan rodgers’ın liverpool’u 2013-14 sezonunda trajik bir sonla şampiyonluğu kaybettikten sonra bir sonraki sezona aynı motivasyon ile hazırlanamadı. “ne yaparsak yapalım” düşüncesiyle oyuncular motive olamamış ve artık işlemeyen 4-3-3’ü yoğun eleştiri almaya başladığında bir sezon önce derinlerden alıp ilahlaştırdığı dortmund’dan rodgers ’ın liverpool’u gibi kötü bir sezon geçirdikten sonra ayrılmış ve bir süre takım çalıştırmaya ara vermiş jurgen klopp takımın başına geçti. artık liverpool heavy metal futbol oynayacaktı.

    ekim 2015’teki bu operasyon sonrası liverpool yavaş ancak ciddi bir yapılanma içine girdi. elinizde jurgen klopp varsa onun sözünü dinlersiniz. liverpool bunu yapmaya başladığı sezonu 8. sırada bitirdi. uefa avrupa liginde çıktığı final onların şampiyonlar ligine katılmasını sağlaması açısından önemliydi ama bir uefa avrupa ligi efsanesi haline gelen sevilla’ya kupayı kaptırmışlardı.

    2016-17 sezonunu 4. tamamladılar.
    o sezon sadio mane, georginio wijnaldum, loris karius, ragnar klavan’a 79 milyon euro ödediler. joel matip’i ise bedelsiz kadrolarına kattılar.

    2017-18 sezonun yine 4. tamamladılar.
    o sezon virgil van dijk, mohammed salah, alex oxlade-chamberlain, andrew robertson’ın içinde bulunduğu oyunculara 173 milyon euro ödediler.

    bu sezonu şampiyonlar ligi finali ile taçlandırdılar.

    2018-19 sezonunda nihayet şampiyonluk için mücadele verdiler. manchester city’e karşı kaybettikleri tek maç dışında yenilmediler ama 97 puanla şampiyonluktan oldular. çünkü city 98 puan toplamıştı.

    bunu yapabilmek için alisson, naby keita, fabinho, shaqiri’ye toplam 182 milyon euro harcadılar. ve üç sezonda takımın şampiyonluk mücadelesi verebilmesi için harcanan para 434 milyon euro oldu. ve üç sezon boyunca tekrarlanan inanılmaz antrenmanlar. yani mükemmel olabilmek için hem para hem zaman harcadılar ve şu anda geçiş oyunu felsefesinin bir numaralı temsilcileri.

    diğer tarafta rakip felsefe topa sahip olma oyunu.
    pep guardiola temmuz 2016’da bayern münih’ten ayrılıp manchester city’e geldiğinde insanlar inanılmaz şeyler bekliyordu.

    tabi dünyanın en rekabetçi liginde, bir şeyh tarafından satın alınmış bir kulüpte zamanı da satın alabiliyorsunuz.

    2016-17 sezonunda pep guardiola’nın city’si 3. bitirdi.
    o sezon john stones, leroy sane, gabriel jesus, ilkay gündoğan, claudio bravo, nolito, rulli, zinchenko’nun aralarında bulunduğu oyunculara 213 milyon euro ödedi.

    bir sonraki sezon 100 puan ile şampiyon olan takıma yaz ve kış aylarında laporte, mendy, kyle walker, bernardo silva, ederson, danilo, luiz gibi oyunculara 317 milyon euro harcadı. liverpool’dan farkı zamanı satın alabilmesiydi. liverpool 2018-19 hariç her sezon artıda kapattı transfer dönemlerini. transferlerini oyuncu satarak finanse etti ama city öyle bir sorunu yoktu. kestirme kullandı.

    530 milyon euro, iki sezon ve sonunda rekorla gelen şampiyonluk ama şampiyonlar liginde varlık gösterememe.. tabi ki harcadıkları paraya göre... fiyat/performans açısından.

    2018-19 sezonunda ise daha az para harcadılar. mahrez ve bir kaç loan army için alınan genç yeteneklere 78 milyon euro ödediler. ve yine şampiyon oldular.

    city bu sezonda liverpool’dan farklı olarak yine para harcadı.
    cancelo, rodri, angelino, porro, steffen gibi oyuncalara 168 milyon euro harcadılar. şu anda 1.27 milyar euroluk bir takım konumundular.

    diğer yandan liverpool bu sezon hiç para harcamadı.
    onlar takımın tamamlanması ve oyunun mükemmelleşmesi için zaman satın alamadılar. daha uzun bir yoldan geldiler ama azımsanmayacak bir miktarda kasalarından çıktı. şu anda 1,07 milyar euroluk bir takım konumundalar ve lig ile şampiyonlar ligi için bu iki takımın mücadelesine tanık olabiliriz.

    bu iki takımda 3,5 sezon içinde dünya futboluna egemen olabilmek için 1.27 milyar euroluk transfer harcaması yaptılar.

    peki neden?

    çünkü, oynadıkları oyun çok özel bir oyun.
    ve bu özel oyun için o oyunu özel yapacak özel oyunculara ihtiyaç var.

    mesela city’nin oyununu özel kılan oyuncular bekleri.
    sakat olmasına rağmen mandy, zinchenko, bu sezon psv’den alınan angelino.. diğer kanatta ise juventus’tan alınan cancelo, walker..

    fernandinho’nun yaşı dolayısıyla atletico’dan alınan rodri ve fernandinho ile savunma önünü garantiye alması. kalan iki mevki için 4 isim.. foden, ilkay, de bruyne, david silva.. hiç birini birbirinden ayıramazsınız.

    ve kanatlar... sterling, sane/bernardo silva, mahrez/jesus, agüero

    her bölge için birden fazla alternatif ve birinin diğerini aratmayacak oyuncular. 22 özel oyuncu kısacası.. çünkü, ayağı bir orta saha kadar iyi kaleci konusunda takıntılı olan pep’in emerson’un yedeği olarak bravo’yu kadroda bulundurması bile bir lükstür aslında.

    jurgen klopp’un oyun felsefesinin en önemli yeri olan orta saha rotasyonuna bir bakalım.

    3 mevki ve ; fabinho, keita, wijnaldum, henderson, chamberlain, milner, lallana... bu orta sahanın değeri 260 milyon euro.

    yani, hem zaman hem paraya ihtiyaç duyulan bir ortamda özel bir oyun oynamak için girilen zahmete bakınca iki orta saha transfer edilince olayın farklı bir boyuta evrileceğini düşünmek büyük bir hata.

    pep guardiola ve maurizio sarri ikilisi topa sahip olma oyununun bir numaraları isimleri. bu konuda takıntılı isimler. topla çıkma, rakip yarı sahaya pas ile yerleşme ve half-space kullanımı... türlü türlü şakalar, komiklikler.

    bu iki adamında takımlarının oyunları mükemmelleşmeden önce kendi oyunlarının nasıl durdurulabileceğinin sinyallerini basın toplantılarında verdiler.

    ikisi de derinde bekleyen ve ikinci bölgede, derindeki oyun kurucusuna baskı yapan takımlara karşı yaşadıkları sıkıntıları anlattıkları basın toplantıları mevcut. mesela bir kaç gün önce denizlispor, bunu yaptı.

    recep niyaz ile birlikte seri’ye yaptıkları baskı ile pasla kontrollü çıkma şansını ortadan kaldırıp stoperlerin oyun kurmasını istediler. ve sonuncunda oyun istendiği kadar iyi kurulamadığında box to box olmayan ama inatla orada oynatılan ve defalarca dile getirmemize rağmen kimseye dinletemediğimiz belhanda’nın ekstra işlere girmemesi ile tıkanan bir oyun ortaya çıktı. belhanda’nın şapkadan tavşan çıkarması değil, işleyen sitemin bir çarkı olması gerek.

    bu maçın sorumlusu ne belhanda, ne penaltı kaçıran selçuk inan, ne de kırmızı kart gören marcao.

    1996’da prese dayalı geçiş oyunu oynamak için iki sezon bekleyen 3’lüden, tandemli 4’lü bir defans bloğuna geçiş yapan bunu yaparken bir stoper bek bulundurarak rakibe göre önlem alan, merkezdeki orta saha oyuncularının tamamını box to box seçen ve asimetrik oyun yapısı sayesinde kanatları da kontrol edebilen o günlerde half-space kullanımını en ince ayrıntısına kadar gerçekleştiren bir dehanın kendi alametifarikasından bu kadar uzaklaşmasıdır bu mağlubiyetin nedeni. hocanın eline kasetler mutlaka vardır.

    kendisinden ricam deplasmanda oynanan hertha berlin maçını tekrar izlemesi. o gün yaptıklarına bir daha bakması... neyden bahsettiğimi çok iyi anlayacaktır.

    fatih terim, yıllar önce bugünün modern futbolunu oynatmış bunu mükemmelleştirmek yerine farklı düşüncelere dalmış ve kendinden, özünden uzaklaşmıştı. ve ne zaman bunu yapsa onu o yapan düzene geri dönmüştü. bugünde farklı olmayacaktır. fatih terim bir 4-4-2/4-4-1-1 teknik direktörüdür. asimetrik 4-1-4-1’i bile 4-4-2’ye kayar. dikkatinize!!!

    aşağıya 1994 isveç maçının görüntülerini bırakıyorum.
    burada asıl olay maç değil, maç sonu fatih terim’in yaptığı basın toplantısıdır. 60 ile 90. dakikalar arasında yaptığı 4 farklı sitem değişikliğini, oyuncu bazlı kullanım farklılıklarını dinlemenizi istiyorum. çünkü, hocanın taktiksel olarak zayıf olduğunun söylenmesine katlanamıyorum.

    https://www.dailymotion.com/video/x3ztfsd

    ingiltere u21’ine karşı 3-3-3-1 ile çıkan bir adamın geldiği bu nokta beni şaşırtıyor açıkçası.

    eleştirmek suç mu?
    ya da bir dehadan daha fazlasını beklemek?

    fatih terim, bugün wesley sneijder’in yaptığı açıklamaya benzer bir açıklama yapmıştı futbolu bıraktığında. artık futboldan uzaklaşmak istiyordu. kızları ve ailesiyle zaman geçirecekti.

    sonra meksika da düzenlenen 1986 dünya kupasına davet edildi. ve futbola dönmeye carlos bilardo’nun arjantin’ini gördükten sonra karar verdi. oyun yapısı artık yok olmaya yüz tutmuş trequartista’lara muhtaç olduğu için önce bundan vazgeçti 2002’de.

    2010’dan sonra modern futbol artık topun üçüncü bölgede kanatlara aktarıldığı bir oyun yapısına doğru evrilmişti. hagi’ler, baggio’lar artık oyunun hızı göz önüne alındığında yok olmaya başlamışlardı. geride ikili bir tandem orta saha, savunma düzeni ise son derece net ve sıkıydı.

    2011-12 sezonuna bu sezon ki gibi başlamıştı. fatih terim. kafası karışıktı. her seferinde başarılı olduğu ama eskidiğini düşündüğü model. diğer yanda ise modern futbolun inceliklerini ortaya koymak. ve sadece tam anlamıyla bir sezon oynadığı 4-1-4-1... nam-ı değer 2-5-3... sezon başında selçuk’tan bir trequartista yaratma sevdasının işlemeyeceğini görmesi, beklerinin durumunu fark etmesi çok uzun zamanını aldı. ama o gün aklı başında herkesin 4-4-2’den başka bir oyun oynamasını ön görmediği bir takımdı galatasaray. özellikle liverpool ile oynanan türk telekom arena’daki hazırlık maçındaki ufak deneme sonrası çok bariz belliydi bu.

    10 hafta 4-1-4-1 sonrasında 4-4-2’ye dönüş..

    sözlükte de sıkça karşılaşıyoruz. 4-4-2’nin ölü bir sistem olduğundan, artık kimsenin kullanmadığından bahsediliyor. buna şaşırıyorum. çünkü dünya üzerindeki hiç bir sistem ölü değildir. sadece uykudadır ve bir gün bir dahinin onu uyandırmasını bekliyordur.

    fatih terim’in bu sezon ısrarla oynamaya çalıştığı bir topa sahip olma oyunu var. muhtemelen geçen sezon klopp’un bile bu oyunu oynamak zorunda kalmasını göz önünde bulunduruyor. çünkü geçiş oyunu için topun rakipte kalması gerek. ama ligde top rakipte değil galatasaray’da kalıyor. bu yüzden bunun önüne geçmenin yolu topa sahip olma oyunu. ama pas hızı bu seviyelerde iken fark beklemek hayalcilik... buna değineceğim.

    bir kaç yıl önce atletico madrid vs chelsea şampiyonlar ligi yarı finali sırasında atletico’nun geçiş oyununu en üst levele çıkarttığı bir zamanda ispanya’daki maç sırasında jose mourinho takım toplantısında “onların en güçlü yanı pres güçleri. o zaman topu onlara” verin demişti. yüzde 69’luk topla oynama yüzdelerine rağmen atletico pozisyon bulamamıştı. topun sizde olması yüzde 70’le oynamanız maçı kazanacağınızın garantisini vermiyor size. ligde de buna benzer bir sıkıntı yaşanmasından korkulduğu için topa sahip olma oyunu üzerinde duruluyor durulmasına ancak atlanan bir şey var.

    topa sahip olma oyunu için sahadaki her oyuncunun oyun kurulumuna destek olması gerekir. bekler, stoperler hatta kalecinin bile. bunun sebebi topa sahip olma oyununu mükemmel oynamıyorsanız merkezdeki iki stoperin önünde yer alan oyun kurucuya yapılan her baskı sizin uzun oynamanıza neden olacak sorunlar doğuracak olmasıdır. yani, eğer takım halinde bu oyunu oynayamıyorsanız sonuna top target man’e şişirilir. çünkü, o alanda kaptırılacak top gol demektir...

    bu noktada oyunun muazzam hale gelmesi için gereken şey “pas hızı”...

    --- alıntı ---

    “2005’te topu kontrol eden bir oyuncumuz, pası çıkarmadan önce ortalama 2,8 saniye harcıyordu. oyun yanlamasına ve ağır oynanmak üzere tasarlanmış gibiydi. euro 2008’de bunu 1,8 saniye düzeyine kadar geliştirdik, 2010 dünya kupası’nda aradaki süre 1,1 saniyeye düşmüştü. 4-1’lik ingiltere ve 4-0’lık arjantin maçlarında bir saniyenin altını dahi gördük. şampiyona sonunda sadece ispanya’nın ortalaması, çok küçük bir farkla, bizden iyiydi.”

    --- alıntı ---

    2014 dünya kupası sonrası joachim löw’den bile alıntı.

    galatasaray da pas hızını kendi imkanlarım ile ölçtüğümde (topu kazanıp hücumun bittiği ana kadar) ortalama 3,2 saniye sürüyor. seri ve belhanda’ya geldiğinde top 1 saniyenin altına iniyordu inmesine ama ortalama feci.

    bir diğer sorunlu kısım topu geri kazanma süresi bu konuda ralf rangnick'e kulak verelim ;

    --- alıntı ---

    “son on yıl içinde futbol bambaşka bir spor halini aldı. acımasız bir değişime tanık olduk. oyunun iki temel unsuru –topa sahip olma, topa sahip olmama– aynı kaldı, lakin bu iki hal arasındaki geçişler alışılagelmişin çok dışına çıktı. artık takım olarak gol atma ihtimalinizin en yüksek olduğu an, topu kazandıktan sonraki ilk on saniye. topu kaybettiğinizde, geri kazanma ihtimalinizin en yüksek olduğu anlar ise topu kaybettikten sonraki ilk sekiz saniye. işe bu iki sayıyı ve ne anlama geldiklerini düşünmekle başlayın. devamı gelecektir.”

    --- alıntı ---

    topa sahip olma oyunu oynayan takımların pas süreleri 1,5 saniyenin altında topu geri kazanma süreleri ise 6 ila 8 saniye arasında değişiyor. bu hızı ulaşmak için yapılması gereken iki şey var.

    1) zaman (bol tekrarlı antrenmanlar)
    2) para (pas hızını ve topu geri kazanma süresini yükseltecek 22 kişilik oyuncu kadrosu)

    ikincisini yapma şansının olmadığı bir zaman dilimindeyiz. ffp ve diğer sorunlar üst üste gelince istenen takviyelerin yapılması mümkün görünmüyor. üstüne üstük birde üzerine yabancı sınırlaması gelecekse galatasaray’ın topa sahip olma oyununu bir kenara bırakması, bunu 20 sene önce yaptığı gibi sadece aktif dinlenmek için topu gezdirmesi gerekiyor.

    birincisi içinde mevcut şartlarda herhangi bir ekstra zaman yok. eylül’ün üçüncü haftası başlayacak şampiyonlar ligini de göz önünde bulundurursak bir an önce en doğru kararın verilmesi şart.

    deplasmandaki sorun topa sahip olmamakla alakası olmadığını mevcut sorunun pas hızını artıramamaktan geçtiğinin fark edilmediğine inanmak istemiyorum. içeride birazda taraftarın gücüyle daha tempolu bir oyun oynayabiliyor, pas hızını bazı anlarda yükseltebiliyordu galatasaray ama deplasman bir kabusa dönüşüyor. bu noktada feghouli, belhanda’nın ikili oyunlarının sonuca etki etmesinin nedeni de bu aslında. bu ikiliye zaman zaman katılan mariano’nun üçgenlerle pas hızını 1 saniyenin altına çekmesi, bu oyunun kurulduğu sekanslarda galatasaray’ın pozisyon üretmesinin bir nedeni var. o neden tüm takıma sirayet etmediği sürece topa sahip olma oyunu bir hayal.. bir rüya...

    statik orta saha, topun saha içinde son derece yavaş döndürülmesi, rakibin rahatça savunmaya yerleşmesine olanak sağladı geçen sezon. birde üzerine iki anchor’lı bir orta saha düzeni ile çıkınca (tabi ki fernando’nun box to box olarak sahada yer alması bir şey ifade etmiyordu) maçlara, takımın orta sahadaki pas hızını olumsuz etkiledi.

    bu sezon teknik ekip bu sorunun çözümü olarak tüm orta sahayı değiştirmekte bulmuş durumda. ve takım düzenini 3’lü bir orta saha kurgusu ile 4-1-4-1 olarak belirlenmiş...

    işte sorunların en büyüğü bu noktada başlıyor. fatih terim’in bekleri pep guardiola gibi kullandığı bir dünyada 4-1-4-1’in işe yarayacağı tek evren beklerin kyle walker, benjamin mendy ikilisinden kurmak olabilir. paralel evrende belki dursun aydın özbek mendy’i komik sebeplerle elinden kaçırmamıştır ve walker yerine de guga gibi bir potansiyel alınmıştır belki. ancak yaşadığımız evrende bunlar ne yazık ki gerçek değil.

    topa sahip olma oyununda beklerin önemi muazzam. fatih terim bekleri her zaman çok etkili kullanmış, geçiş oyunu içinde beklerin birer açık gibi davranması öğütlemiş biri. ancak bunun işe yaradığı tek sezon 1999-2000 sezonu.

    2011-12 sezonunda da benzer bir düşünce değişikliği ile başladı ama ilk 10 haftada yaptığı bu denemeler 4-2’lik gaziantepspor yenilgisi de dahil olmak üzere beklenin altında kaldı.

    o günde 4-1-4-1 (2-5-3) sevdası ile başlayan süreç 4-4-2 ile son bulmuştu.

    zaten 4-1-4-1’in işe yaradığı tek sezon var yukarıda belirttiğim gibi 1999-2000 sezonu. diğer tüm sezonlarda bir şekilde işe yaramamış ve farklı bir plana geçilmiş. o gün sistemin işlemesinin tek nedeni de bekler elbette.

    1999-2000 sezonunda stoper, bek, orta saha ve hücum hattının bugün oynasalar 300 milyon euro edeceği bir takımın yaptıklarını aramak, başarıyı o günün şartlarına göre bir araya gelmesi muhtemel, bugünün şartlarına göre imkansız bir kadronun büyülü dünyasından uzaklaşmak gerek.

    tekrar etmekte fayda var... oynanmak istenen oyun 22 özel oyuncuya ihtiyaç duyulan bir oyun.

    nzonzi sakatlansa yedeği donk, seri sakatlansa yedeği selçuk.. luyindama sakatlansa yedeği ahmet... yani bir oyuncu sakatlanırsa sistem, çökme tehlikesi ile karşı karşıya.

    böyle bir takımınız varsa özel bir oyun değil 2011-12’deki gibi 4-4-1-1’in güvenli sularına çekersiniz geminizi. illa 3’lü orta saha ile oynayacaksanız belhanda’yı bu denklemden çıkarırsınız. delle ali’yi nasıl kullanıyorsa pochettino sizde babel’i öyle kullanabilirsiniz. kanat performansı 3 sene önceki babel performansı değil. alıp gitmesini, sağına çekip vurmasını beklemek hiç gerçekçi değil.

    geçen sene uefa avrupa liginde elini kolunu sallaya sallaya galatasaray’ı eleyen benfica 4-1-4-1’den 4-4-1-1’e dönüp şampiyon oluyor ve joao felix’i 6 aylık performansı sonrası 140 milyon euroya satıyorsa, benfica kanat forvetlerini cirit attığı, altyapısı, scouting’i doğru işleyen bir kulüp olarak 4-1-4-1 denenmiyorsa bu özel oyunu oynamanın bir yolunu bulmanın zorluğunu bildiği içindir.

    elinde 1 milyar eurosu olan ve az çok 2 senesi olan her takım bunu oynayabilir ancak galatasaray’ın bunu yapması bu şartlarda mümkün değil.

    kendisinden ricamı tekrar ediyorum.
    lütfen hertha berlin maçını izleyin hocam... galatasaray’ı muasır medeniyetler seviyesine getirecek yegane şey o günkü sistem ve taktikte gizli...
  • şu pirlo muhabbetine bir son verelim mi artık? ne dersiniz?

    olayları çarpıtmakta, mevzuyu hiç alakası olmayan yönlere çekmekte usta insanlarız. dilimizin esnekliği sayesinde bu bir hayli kolay oluyor aslında. bu yazı, fatih terim’i kötüleyen andrea pirlo’nun otobiyografisinden alıntılar yaparak ve bunu her zaman dile getirerek aklı sıra fatih terim'e çamur atmaya çalışan insanları durdurmayacak belki ancak anti-tez üretilmeyen her tez doğru kabul edilir mottosunun da işlemesine engel olmak boynumuzun borcu..

    öncelikle fatih terim’in italya’ya gidiş süreci ile başlayalım.

    milliyet arşivinde rahatlıkla bulabileceğiniz belgeler var.

    hoca ile ilgili ilk gidiş haberi 2000 yılının mart ayında çıkıyor... başlık “terim gidiyor mu?” hocanın o dönem yaşadığı büyük sıkıntıların artık bitmesini istediği bir dönem. oyuncuların maaşları ödensin, paralar zamanında yatsın, primler ile idare etmesin insanlar... sorunlar büyük. mali olarak felaket bir durum var.

    hocanın kafasında da gitmek var aslında. ama kalbi hep galatasaray'da...

    çünkü her zaman büyük düşünmüş bir adam. “adanalı” diye hor görülmeye çalışan biri belki ama o hep daha fazlasını istemiş bir vizyoner... o günde daha fazlasını istemiş ve gelen teklifleri değerlendirme kararı almış. leed maçından önce (ingiltere'deki onunla tanışmak için ariedo braida bile gelmiş)

    uefa kupası alındıktan sonra tbmm daveti sırasında galatasaray ile prensipte anlaştığını söylese de yönetim pek istekli değil. mehmet cansun bir şeyleri zorluyor ama hepsi bu... takımda bir şeyler değişecekti. faruk süren başkanlığında başarının sahiplenilmesi konusunda muazzam bir görüş ayrılığı vardı. başkan ne zaman konuşsa uefa kupasının mimarının yönetim olduğunu, fatih terim konuştuğu zaman ise başarının yönetim, teknik heyet, futbolcular ve taraftar ile geldiğinden bahsediyordu.

    ntvmsnbc adıyla o zamanlar yayın hayatını sürdüren bugünun ntv’si bir anket bile yayınladı bu konuda.. “sizce başarının mimarı kim?” sorusu soruldu...

    monako’daki uefa süper kupa finalinden sonra faruk süren’in “bu takım fatih hocadan önce de on kez şampiyon oldu. demek ki esas aktörler oyuncularmış” açıklaması geldi. fatih terim bu açıklamaya sert bir cevap verdi. vefa bilmemekle, bir teşekkürü çok görmekle suçladı faruk süren’i. 4 yıldır istenmediğini ama başarılı olunduğu için tahammül edildiğini söyledi...

    yani fatih terim’in gidişi çarşambadan belliydi.

    fiorentina imzası herkes için şaşırtıcıydı.
    ispanya ve almanya'dan çok büyük teklifler vardı ama italya o sıralar dünyanın bir numaralı ligiydi ve terim'in aklında hep orası vardı.

    valencia ile harikalar yaratan hector cuper ile anlaşamayan o günler çılgın başkanı cecchi gori bir dolu isim arasından fatih terim’i seçmişti ancak ne var ki sözleşme ocak ayında tekrar gözden geçirilecekti. ne kadar başarılı olursanız olun türk olduğunuz için sizden kimse tam olarak emin değil. bu tavır sözleşme detaylarına da yansıyor. kendinizi bir kere daha kanıtlamanız lazım..

    cecchi gori italya’da iki büyük özel kanalı sahibi olduğu gibi sinema salonları, film dağıtım firmaları olan gori ailesinin mensubuydu. babasından kalan mirasın arasında fiorentina da vardı.

    italya da dengesiz bir adam olarak kabul edilen çok sevilmeyen biriyidi.
    fatih terim ise bu tercihi ile (italya ve fiorentina) kendini bir üst seviyeye atmadan önce test etme fırsatı yakalamıştı.

    kaleciler: francesco toldo (1971), pino taglialatela (1969), gianmatteo mareggini (1967)

    defans: daniele adani (1974), aldo firicano (1967), alessandro pierini (1973), tomas repka (1974), andrea tarozzi (1973), moreno torricelli (1970), giacomo bonora (1980)

    ortasaha: amaral da silva (1973), christian amoroso (1976), mauro bressan (1971), sandro cois (1972), angelo di livio (1966), fabio rossitto (1971), manuel rui costa (1972), marco rossi (1978), domenico morfeo (1976)

    forvet: enrico chiesa (1970), predrag mijatovic (1969), abel balbo (1966), nune gomes (1976), leandro (1977), riccardo taddei (1980)

    kadroda isim olarak üst düzey oyuncular olduğu düşünülebilir ancak o günlerde ne rui costa, ne chiesa süper star olarak görülüyordu. 20 yaşındaki taddei bile roma’ya geçmeden önce buradaydı ve ne yapacağı belli değildi.

    bir sezon önce trapattoni gibi bir deha takımın başındaydı ve 7. sırada tamamlamıştı ligi. uefa kupasına gitme hakkı kazanmışlardı... kötü başlayan bir uefa kupası mücadelesi sonrası, fatih terim'in iki hedefi kalmıştı lig ve kupa..

    bu arada madem 2000’li yıllara döndük şuraya bir ilave edeyim.
    trapattoni, fiorentina’yı çalıştırırken fenerbahçe tarafından bir transfer teklifi almıştı. bir zamanların ünlü roma muhabiri sevgili reha erus o dönem hürriyet de yazıyordu. 2003 yılında yine fenerbahçe’nin gündemine gelen trapattoni ile 2000 yılında görüştüğünü anlatıp ;

    --- alıntı ---

    fiorentina'yı çalıştırırıken yine fenerbahçe'den bir teklif almış, o dönemde kendisiyle floransa'da bizzat görüşmüştüm. bana ‘‘ne işim var türkiye'de. ancak turist olarak gider, nefis memleketinizde bol bol gezerim’’ demişti.

    --- alıntı ---

    kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/...-neden-gelmez-146429

    bunu haber yapmıştı. zaten trapattoni’nin floransa’dan ayrılma sebebi italya milli takımıydı.

    bu koşullar altında başlayan ligde bir anda fatih terim ve fiorentina fırtınası başladı.
    o sezon şampiyon olan as roma’dan sonra en çok atan takım fiorentina’ydı (terim takımın başında kaldığı şubat ayına kadarki dönemde) ve görevden ayrılmadan önce olaylar çıkmadan 5. sıradaydı. ayrılırken 10. sıraya kadar gerilemişti.

    juventus ile 2-0 öne geçtiği maçta 3-3 berabere kalan, roma ile 2-2’lik skoru sindiren, milan’ı oynadıkları 3 maçta 2 kez yenen ve 1 kere berabere kalan bir takımın teknik patronuydu. pirlo’nun sözlerinden önce fiorentina’lı oyuncular ne diyor o günlerde ona bir bakmak lazım. daha doğrusu bütün spor gazetelerinde terim'in fiorentina'ya kattığı oyun yapısı konuşulup her seferinde "terim'in felsefesi" olarak adlandırılıyordu.

    o gelmeden önce yetenekli ama istenilen patlamayı yapamamış bir orta saha oyuncusu olan rui costa’ya kulak verelim ;

    haber france football dergisinden çevrildi.

    başlığı şöyle ; italya’da yıllardır yıldız statüsüne kavuşmak için bekleyen ve fatih terim’in gelişiyle fiorentina’nın ve italya’nın yıldızı olan rui costa, başarısını terim’e borçlu olduğunu söyledi. ac fiorentina’nın kaptanı manuel rui cesar costa, france football dergisi’ne verdiği demeçte bu yılki patlamasını, oyunu kendisi üzerine kuran fatih terim sayesinde yaşadığını söyledi.

    kaynak : http://arsiv.ntv.com.tr/news/62488.asp

    şehir tam anlamıyla ona tapmakta.

    http://arsiv.ntv.com.tr/news/56754.asp

    terim sokağı projesi var.
    via terim yazılıyor, belediye başkanlığı bunu destekliyor öyle bir hal almış durumda. bunu sahada başarı olmadan yapamazsınız. başarı da rui costa’lara, toricelli’lere, chiesa’lara hadi aslanım diyerek yapabileceğiniz bir şey değil bu. bunun böyle olduğunu düşünen varsa en iyi tabirle gerizekalıdır...

    savunma oyuncusu moreno torricelli'yi dinleyelim ;

    la nazione gazetesine demeç veren fiorentina’nın defanstaki tecrübeli oyuncusu moreno torricelli, “terim, kulübede çok fazla karizmatik biri. sana güven veriyor ve bu yüzden bana gerçekten giovanni trapattoni’yi hatırlatıyor” dedi. “ne olursa olsun, her zaman terim’in felsefesine inandım” diyen torricelli, takımda radikal bir değişiklik olduğundan ilk zamanlarda zorlandıklarını, ama şimdi “yeni elbiselerine” tam olarak oturduklarını kaydetti.

    torricelli, türk teknik adamın soyunma odasında futbolcularla olan ilişkisiyle ilgili bir soruya ise “bir takımı yönetebilmek için tuttuğunu koparan biri olmak gerekiyor. gerekli durumlarda bir teknik direktörün sesini yükseltmesi normal. terim, iyi şeyler olduğu zaman da sana teşekkür ediyor. terim, sadece büyümeyi isteyen bir grup yarattı” yanıtını verdi.

    kaynak : http://arsiv.ntv.com.tr/news/52000.asp

    bakın bunlar benim sözlerim değil.
    italyan gazetelerinden yapılan çeviri haberleri. milliyet arşiv, ntvmsnbc arşiv.. her yerde var..

    italyada o günlerde fiorentina demek batistuta demek.
    onun ayrılışı, trapattoni’nin gidişi derken kimse fiorentina’dan bir şey beklemiyor. taraftar mutsuz... gori denen mahluka karşı sinirli.. o sırada, o keşmekeşin ortasına geliyorsun. takımın en büyük ismi gitmiş, rui costa, chiesa gibi oyuncular öz güveni yerlerde. toldo tartışmalı bir isim haline gelmiş. italyan efsanesi trapattoni bile elinde batistuta varken 7. yapabildiği bir takımı devralmışsın. italyanca öğreniyorsun donetella isimli bir hanımefendiden. günde 5 saat italyanca çalışıyorsun azime bakar mısın??? bugün ingilizce bilmeyen teknik direktörler var ve kimsenin umurunda değil.

    neyse işte binbir türlü sorun ile uğraşırken sen bu takımı 3.’lüğe kadar çıkarıyorsun.
    o sırada başkan salak salak hareketler yapıyor. takım içinde terim gidecek mi? kalacak mı? tartışmaları var... motivasyon düşüyor, oyun hızı yavaşlıyor. takım 8. bitiriyor. mancini ile... terim gidince yerin mancini geliyor.

    işte düşünün belki normal bir ortam olsa fiorentina ile şampiyon olabilirdi hoca. o sezon olmasa bir dahaki sezon olabilirdi. olamadı en kötü şampiyonlar ligi yapabilirdi.. milan da o zamanlar geliyor kapısına... çünkü oynattığı oyun modern bir sacchi göndermesi. ben demiyorum bunu italyan basını söylüyor modern, agresif bir futbol vaat ettiğinden bahsediyorlar birazdan geleceğim o konuya... berlusconi de onu istiyor... daha önce leeds united ile oynanacak maç öncesi ariedo braida (o zamanlar sportif direktör milan da) tanışmak için geldiğinden bahsetmiştim. transfer konuşmuyorlar sadece tanışıp, birbirlerini tanıyorlar. yani milan’ın gözü onda.. açık açık karakterini merak ediyorlar. berlusconi çok zengin bir adam 7 milyar dolar serveti var. yıllar sonra sarri'yi sırf solcu diye takımın başına getirmiyor. zaten sonra sattı milan'ı. yani karakter önemli..

    diğer tarafta juventus’un başında olan carlo ancelotti var. eleme usülü maçların bence bir numarası. lig düzeyinde sadece 2 şampiyonluk kazanmış olması bunun göstergesi. eski bir milan oyuncusu ve milan’a geri gelmek istiyor. maldini onunla çalışmayı istiyor. sürekli arıyor ancelotti'yi... o günlerde maldini ile terim arasında 3’lü-4’lü tartışması var. maldini 4’lü oynamak istiyor, terim ise 3’lüye geçmek...

    http://arsiv.ntv.com.tr/news/88228.asp bu haber daha fatih hoca milan'ın başına geçmeden çıkan bir haber... hani pirlo'cular çok biliyor ya. ancelotti, juventus'tan ayrılacağı net değil. belki öyle olsa milan hiç girmeyecek o topa... lippi gelince ancelotti boşa çıkıyor. milan gelir diye de kimse ile anlaşmıyor. o sırada parma'nın durumu da iyi değil. terim milan'da iken ancelotti parma'ya imza atmak üzere iken milan ona teklif yapıyor. yani olaylar karışık..

    http://arsiv.ntv.com.tr/news/117219.asp

    http://arsiv.ntv.com.tr/news/117329.asp bu da italyan basınının duruma bakışı.. 12 haziran'dan beri beklenen senaryo gerçekleşiyor. yani hoca daha milan'ın başına geçmeden ilk hatasında aileden bireyler devam edilecek... bu belli.

    yukarıdaki iddiaya geleyim.
    fatih terim'in gönderilmesinin ardından zaten en başından beri olması için uğraşılan senaryo gerçekleşti ver terim'in yerin ancelotti geldi.

    --- alıntı ---

    sık sık maldini ile konuşuyordu. inzaghi de aklına estiğinde ancelotti'ye ‘‘alo’’ deyip takımdaki dedikoduları veriyordu.

    --- alıntı ---

    http://www.hurriyet.com.tr/korkunc-komplo-35681

    inzaghi, juventus'tan gelmişti ve orada ancelotti ile çalışmıştı. sonuncunda istenen gerçekleşti ve milan oyuncuların baskısına daha fazla dayanamadı. aslında her şey daha sonra gattuso’nun da dediği gibi “diğer takımlarda tek adam olmaya alışmıştı” cümlesinde saklı her şey. fatih terim her şeyin kontrolünü elinde tutmak isteyen bir teknik direktör. galatasaray’dan ayrılma nedenlerinden biri de budur.

    fatih terim, faruk süren’den transfer yetkisini mali konularda söz sahibi olmayı da istemişti.

    birazda fatih terim’i galatasaray’dan koparan sürece değinelim;

    hakan şükür, uefa finali sonrası yönetimin fatih terim’i tebrik ettiğini ama herhangi bir teklifte bulunmadığını açıklamıştı. süper kupa finali sonrası yukarıda bahsettiğim “terim’sizde 10 şampiyonluk yaşadı bu kulüp” sözleri üzerinden devam etmek gerekir. fatih terim bu ülkeden ayrılırken bir yönetici bile 4 yılın hatırına uğurlamaya gelmemişti onu. galatasaray’ı terk etmekle suçlanır kimi zaman ki bende buna yaptı zamanında ama onun gibi birinin kalması içinde gerekenlerin yapılması şarttır.

    tabi faruk süren bunları söylerken takımın başındaki lucescu ;

    “bu takım terim’in mirasıdır” diyerek süper kupa zaferini ona adamıştı.

    --- alıntı ---

    fatih hocanın kopenhag'da arsenal'i yenip uefa kupası'nı aldığı zaman, sadece 1 ay sonra monaco'da süper kupa'yı oynamasına izin vermediler. fatih hoca ayrılmadı. ayrılmak zorunda bırakıldı. türkiye'de başarısızların gönderilmesine alıştık biz ama 4 sene üst üste takımı şampiyon yapan, 4 sene üst üste şampiyonlar ligi'nde başarılar yaşayıp sonunda uefa kupası zaferi yaşayan bir teknik adamın ve bir başkanın, faruk süren dahil, temizlenmesi örneğini türk spor tarihinde bulamazsın ama ne yazık ki galatasaray'ı o günden beri yöneten bir derin galatasaray var.

    --- alıntı ---

    hıncal uluç’tan bir alıntı. o günlerde tüm başarılarına rağmen yalnız bırakılan bir adam..

    son olarak ;

    31 mayıs 2000 tarihinden bir haber... hocanın gidişi sonrası fiorentina imzası için italya'da çıkmış bir haber aslında bu...

    la gazzetta dello sport “; fiorentina terim'’in” başlığıyla verdiği haberde, “g.saray’ın sanatkârı fiorentina’da. hakan şükür ve ümit davala da gelebilir” denildi. gazetede, uefa kupası’nı kazanan g.saray’ın mimarı olarak gösterilen terim için “agresif, modern, izleyiciyi büyüleyen futbol anlayışı ile fiorentina başkanı vittorio gori’'yi ikna etmeyi başardı” denildi.

    buraya birde tabi ki predrag mijatovic‘i eklemem lazım.
    kendisi terim geldiği andan itibaren kulübeye hapsoldu. ve onun hakkında söylediği şu söz aslında terim’in teknik ve taktik açıdan nasıl o dönemin çok üzerinde olduğunu anlatır.

    "toplu hücum ve toplu savunma gibi saçma sapan bir oyun anlayışı var" ...

    bugün dünya üzerindeki her takım, oyunu toplu halde oynamaya çalışır. savunma yapmak için 11 kişi topun arkasına geçer. o günlerde ise hücumcular hücum, savunmacılar savunma yapsın düşüncesi hakimdi. yıllar sonra onun saha içinde kullandığı kontra pres dünya üzerindeki hakimiyetini ilan edecekti ama sorarsan taktik teknik bilmez... gazla çalışır...

    bu ülke bu yüzden bir yere varamıyor işte.
    ötekileştiği için kimsenin hakkını kimseye teslim etmiyor...
  • bu yazı tüm gelişmelerden bağımsızdır.

    kendi ise tanışıklığım bir alt yapı organizasyonu sırasında küçük bir futbolcu iken 15 yaşında oldu. futbolu konuşan bir adam olduğunu o zaman gördüm. yardımcıları ile sürekli diyalog halindeydi.

    bizi köyümüze geri döndük, o muhteşem işler başardı.

    yıllar geçti, ben futboldan kopamadım ve onun 1998-2000 yılları arasında oynattığı oyunun bitirme tezi olarak sundum...

    şu gaz mevzusuna bir son vereyim istiyorum.
    başka bir amacım da yok zaten.

    fatih terim, piontek ile çalışırken (ki piontek 3'lü defans kurgusunu avrupa'ya geri getiren adamdır. çoğu kişi bunu bilmez. carlos bilardo'nun maradona'ya daha fazla yer açmak ve onu serbest oyuncu kullanmak için 86'da başvurduğu ve o günden sonra özellikle arjantin'li teknik direktörlerin mütemmim cüzü olan sistem) öğrenmişti bu sistemi.

    piontek 1980'lerin tamamında danimarka'nın başındaydı ve elindeki meşhur orta saha rotasyonunu nasıl kullanabileceğini düşünüyordu. sonunda 3'lü oynamayı seçti. ve avrupa onun bu oyunu sayesinde 3'lü ye dönüş yapmaya başladı.

    1998 dünya kupasında hırvatlar, kanatlarda jarni ve stanic’in, savunma üçlüsünde de bilic, stimac ve simic’i koyarak yarı final yapınca 3'lü ciddi anlamda kullanılmaya başlanan bir sistem halini aldı ve bir zamanlar anti-tezi olarak piyasaya çıkan ve ingiltere'de arsene wenger'in uygulayarak 1998'de sürpriz bir şekilde şampiyon olmasına sağlayan 4-4-2'yi ezen bir sistem olmuştu.

    terim'in 3'lü savunmayı öğrendiği avrupa'daki en iyi uygulayacılarından biri olan piontek sonrası 3'lü ve 4'lü arasında bir sistem üzerinde uzun süre çalıştı.

    96 avrupa şampiyonası sonrası geldiği galatasaray'da bunu denemenin zamanıydı, çünkü sistemin özünü oluşturan formasyon değil pres'ti. ve bu pres oyunu ancak uzun süreli tekrarlardan sonra doğru işleyebilirdi. bunu da bir kulüp takımında yapabilirdi. fatih terim onu şu şekilde açıklıyordu

    "topun olduğu yer bizim için pozisyon" ...

    aynı videoda yer alan (her ne kadar ofsayt taktiği yok demek için kullandığı) "taktik maktik yok bam bam bam" sloganı dillere pelesenk olsa da fatih terim aslında felsefesini çok net anlatmıştı. o büyük başarılar kazandığı hatta italya'da bir sezonda unutulmazlar arasına sokan da bu sistemiydi. (yönetim ile tartışmadan önce 15. hafta'da lider inter'in 8 puan gerisinde ligin en az kaybeden dört takımında biriydi)

    2000'li yılların ortalarında klinsman ve ekibi tarafından ortaya atılan ama asıl uygulayacısı dortmund'un başına geçtiğinde dikkatleri üzerine çeken jurgen klopp olan gegenpressing'in ilk uygulayıcısı olduğu unutulur.

    zira bam bam bam demek yerine felsefik bir kaç cümle ile açıklamaya çalışsaydı derdini belki de gegenpressing'in mucidi oluverecekti. ama bunu yapamadı ne yazık ki..

    arif ve hakan şükür'ün forvet olarak yazıldığı 4-4-2 diamond olarak sahaya çıkan takım hiç bir zaman formasyonunu 4-4-2'ye göre ayarlamadı. oyun başladığı andan itibaren pres gücü ile rakibi bozan ve bekleri ile birlikte ileriye çıkmasıyla bir anda 2-5-3 oynayan bir takımdı. fatih terim bu sistemi 96'da milli takımın başındayken düşünmüştü. üç'lü oynamayı futbolculuk hayatından da iyi bildiği için tersini oynamanın nasıl bir şey olacağı konusunda fikri vardı.

    o günler de gegenpressing diye bir terim olmadığı gibi bunu uygulayan bir takımda yoktu. 2000 yılındaki o takımın bu akımın ilk uygulayıcısıydı. galatasaray bekleri öne çıkartarak orta sahayı beşlediğinde arif'in sağ tarafa, hakan'ın merkeze, hagi'nin ise sol tarafa kaydığı (bazen buraya direkt bek gelirdi) popescu ve bülent'in takımın boyunu 35 metreye çektiği düzene geçiyordu.

    topu kaptırdığı anda yaptığı gegenpressing ile birlikte topu kazanıp aynı anda kontra atağa çıktığı bir sistem kurmuştu. (klopp ne diyor bu konuda; topu kazanmak için en doğru an topu kaptırdığın andır). bu sistemde arif ikinci forvet değil bir kanat forveti gibiydi. bunun benzerini oynatan adamlara "dahi" dendiği bir dünyada fatih terim'e "gazcı" denmesini anlayamıyorum.

    sistemin oturduğu ilk sezon olan 97/98 sezonunda 86 gol atmış takım.
    ondan sonra en çok gol atan takımın 68 golü var. 96-97 sezonunda 90 golü var bu takımın. galatasaray'ın gegenpressing ile rekor kırdığı dört sezonda gol ortalaması 85 ki son sezon uefa kupası ile ligin biraz geri plana atılması nedeniyle 77 gol'de kalmış takım. hakan şükür'ün 30 gol ortalaması ile oynadığı 3 sezonun ardından dördüncü sezonda attığı 20 gol bir şeyler anlatır diye düşünüyorum.

    fatih terim'in hagi'yi serbest oynatmak adına kalan dokuz oyuncudan istediği üst düzey baskı ve pres yapmaktan çekinmeyen forveti ile sistemin tam olarak işlemesini sağladı. ayrılıp fiorentina'ya gitmeseydi muhtemelen şampiyonlar ligi yarı finali görebilirdi takım. ancak bu olmadı.

    benzer bir etkiyi 2008'de de yaptı ancak ufak değişiklikler ile.
    elmander sayesinde aynı etkiyi 2011-12 ve sonraki sezonda yapabildi. ancak sistemin bazı eksikleri o bölgede oyuncu bulamamasından dolayı sorun yaşadı. bir hagi arayışında oluşu ve kaka'yı özellikle istemesine rağmen kesinlikle farklı bir oyun oynamanıza neden olacak sneijder'in gelişi ile aslında sistemi komple değiştirmesine neden olacaktı. burak'ı üç maç yanında oturtup "ondan pres yapmasını bekliyorum" diyerek aslında felsefesinden hiç vazgeçmediğini göstermişti.

    orta sahadaki emre'nin yerine selçuk ile suat kaya'nın yerine de melo ile doldurmuştu. okan'ın işini yaptırdığı engin baytar ile ise sistem yeniden işler vaziyetteydi. eboue'nin capone etkisi, bir hakan ünsal bulanamaması yüzünden sekteye uğrasa da reiara'nın inisiyatif alarak etki göstermesi sol kanatta işleri biraz değiştirdi.

    gegenpressing denen şok presin avrupa'daki ilk uygulayıcısı olan bu adam ister sevin, ister sevmeyin saygıyı fazlasıyla hak ediyor. özellikle şampiyonlar ligi eskiden çok daha zorlu olduğu düşünülürse ikincilerin üst tura çıkamadığı zamanlarda yaptıkları takdir edilmeli.

    zira 1 galibiyet 5 beraberlikle grubu lider tamamlamış bir juventus varken (98-99) bunu söylemek çok saçma olmaz sanırım. başkalarının yaptığında dahi dediğimiz şeyi bizimkiler yaptığında farklı şeylerle açıklamak yerine olduğu gibi anlatmayı ve takdir etmeyi bilmeliyiz.

    yazının aslını prif nick’i ile uludağ sözlükte daha önce paylaşmıştım. burası için sakladığım bir yazıydı ve ilkini 2011 de yine uludağ sözlükte kaideyi taciz eden istisna nicki ile paylaştım. o nick silinirken entrylerde silindi ve sakladıklarımı ara ara paylaşacağım..
  • yaklaşık 1 saat önce bana hayatımın en mutlu anlarından birini yaşatmış adamdır.

    iyi bir galatasaraylı olan ve geçmişte galatasaray yönetiminde görev yapmış, yıllardır çalıştığım şirketimin patronunun kayınvalidesinin bugün cenaze törenine katıldım. cenazenin başlamasına az bir zaman kala karşımda duran mesai arkadaşımın birden bakışları değişti. baktığı yere doğru döndüğümde imparatorun geldiğini gördüm. televizyondan baktığımda etkilendiğim küçüklüğümden beri yüzümü güldüren, baktığımda çocukluk hatıralarımı hatırladığım adam karşımda duruyordu. yanına gidip elini sıktım ve “size sarılabilirmiyim” dedim. bana “gel sarılalım” dedi. bir daha hocamla yanyana gelirmiyim, bir daha böyle sıkı sıkı sarılabilirmiyim bilinmez. ama özellikle babamı kaybettiğim yıllardan sonra ona her baktığımda babamı görüyorum.

    allah sana uzun ömürler versin hocam. daha bizimle, çocuklarınla, torunlarınla geçirecek uzun uzun yılların var. sana karşı savaş açanlar karşısında yıpranmamak çok zor. sana bugün veda ederken “hocam her zaman arkanızdayız sizi çok seviyoruz” dediğimde, o sağol deyip gülümsemen hala tüm gücünle ayakta olduğunu bizlere gösteriyor. galatasaray sevginle birlikte arkanda 30 milyon evladın var. bizi yıkamayacaklar hocam.

    bana bugün gösterdiğin tebessümle bu mutluluğu yaşattığın için sana teşekkür ederim.
  • bismillahirrahmanirrahim بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

    (bkz: imparator)

    koleksiyonları
    futbolcu olarak;
    2 türkiye kupası
    1 cumhurbaşkanlığı kupası
    2 başbakanlık kupası

    teknik direktör olarak;
    6 türkiye şampiyonluğu
    2 türkiye kupası
    2 tff süper kupa
    2 cumhurbaşkanlığı kupası
    3 tsyd kupası
    1 uefa kupası

    ................................................o.........g........b.......m.......a........y
    cumhurbaşkanlığı kupası ........3.........2........0.......1........6........3
    tsyd kupası.............................8.........4.......2........2......17.........9
    tff süper kupa........................2.........2.......0........0........4.........2
    lig........................................275.....178......64.....33....589.....259
    gurbet kupası..........................2.........0........2.......0........1........1
    şampiyonlar ligi......................49.......21........8.....29......71.......75
    kupa galipleri kupası...............4.........3........0.......1........9.........6
    türkiye kupası........................31.......18......7........6.......59.......32
    uefa kupası........................._11____.5___.5___.1___.17___.11_
    toplam..................................385.....233....88......64.....773.....398

    kupalara tek tek bakıldığında da görüleceği üzere galibiyet-mağlubiyet, atılan-yenilen goller kıyaslandığında başarı açık şekilde görülmektedir.

    galatasaray teknik direktörü olarak çıktığı maçlar; *

    1. (bkz: 14 temmuz 1996 trabzonspor galatasaray maçı) * * *
    2. (bkz: 17 temmuz 1996 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    3. (bkz: 24 temmuz 1996 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    4. (bkz: 27 temmuz 1996 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    5. (bkz: 10 ağustos 1996 vanspor galatasaray maçı) * * *
    6. (bkz: 17 ağustos 1996 galatasaray trabzonspor maçı) * * *
    7. (bkz: 23 ağustos 1996 kocaelispor galatasaray maçı) * * *
    8. (bkz: 8 eylül 1996 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    9. (bkz: 12 eylül 1996 constuctorul chisinau galatasaray maçı) * * * *
    10. (bkz: 15 eylül 1996 sarıyer galatasaray maçı) * * *
    11. (bkz: 22 eylül 1996 galatasaray dardanelspor maçı) * * *
    12. (bkz: 26 eylül 1996 galatasaray constuctorul chisinau maçı) * * * *
    13. (bkz: 29 eylül 1996 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * *
    14. (bkz: 4 ekim 1996 galatasaray denizlispor maçı) * * *
    15. (bkz: 13 ekim 1996 samsunspor galatasaray maçı) * * *
    16. (bkz: 17 ekim 1996 galatasaray paris saint-germain maçı) * * * *
    17. (bkz: 20 ekim 1996 galatasaray gaziantepspor maçı) * * *
    18. (bkz: 27 ekim 1996 altay galatasaray maçı) * * *
    19. (bkz: 31 ekim 1996 paris saint-germain galatasaray maçı) * * * *
    20. (bkz: 3 kasım 1996 galatasaray istanbulspor maçı) * * *
    21. (bkz: 15 kasım 1996 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    22. (bkz: 22 kasım 1996 zeytinburnuspor galatasaray maçı) * * *
    23. (bkz: 28 kasım 1996 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * * *
    24. (bkz: 1 aralık 1996 galatasaray antalyaspor maçı) * * *
    25. (bkz: 6 aralık 1996 ankaragücü galatasaray maçı) * * *
    26. (bkz: 21 aralık 1996 galatasaray bursaspor maçı) * * *
    27. (bkz: 17 ocak 1997 galatasaray vanspor maçı) * * *
    28. (bkz: 25 ocak 1997 trabzonspor galatasaray maçı) * * *
    29. (bkz: 2 şubat 1997 galatasaray kocaelispor maçı) * * *
    30. (bkz: 9 şubat 1997 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    31. (bkz: 15 şubat 1997 galatasaray sarıyer maçı) * * *
    32. (bkz: 23 şubat 1997 dardanelspor galatasaray maçı) * * *
    33. (bkz: 2 mart 1997 galatasaray gençlerbirliği maçı) * * *
    34. (bkz: 7 mart 1997 denizlispor galatasaray maçı) * * *
    35. (bkz: 12 mart 1997 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    36. (bkz: 15 mart 1997 galatasaray samsunspor maçı) * * *
    37. (bkz: 22 mart 1997 gaziantepspor galatasaray maçı) * * *
    38. (bkz: 6 nisan 1997 galatasaray altay maçı) * * *
    39. (bkz: 12 nisan 1997 istanbulspor galatasaray maçı) * * *
    40. (bkz: 20 nisan 1997 beşiktaş galatasaray maçı) * * *
    41. (bkz: 4 mayıs 1997 galatasaray zeytinburnuspor maçı) * * *
    42. (bkz: 10 mayıs 1997 antalyaspor galatasaray maçı) * * *
    43. (bkz: 17 mayıs 1997 galatasaray ankaragücü maçı) * * *
    44. (bkz: 24 mayıs 1997 bursaspor galatasaray maçı) * * *
    45. (bkz: 31 mayıs 1997 galatasaray kocaelispor maçı) * * *
    46. (bkz: 18 temmuz 1997 beşiktaş galatasaray maçı) * * *
    47. (bkz: 20 temmuz 1997 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    48. (bkz: 1 ağustos 1997 ankaragücü galatasaray maçı) * * *
    49. (bkz: 9 ağustos 1997 galatasaray bursaspor maçı) * * *
    50. (bkz: 13 ağustos 1997 sion galatasaray maçı) * * * *
    51. (bkz: 24 ağustos 1997 kocaelispor galatasaray maçı) * * *
    52. (bkz: 27 ağustos 1997 galatasaray sion maçı) * * * *
    53. (bkz: 31 ağustos 1997 galatasaray vanspor maçı) * * *
    54. (bkz: 5 eylül 1997 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    55. (bkz: 14 eylül 1997 galatasaray antalyaspor maçı) * * *
    56. (bkz: 17 eylül 1997 galatasaray borussia dortmund maçı) * * * *
    57. (bkz: 21 eylül 1997 beşiktaş galatasaray maçı) * * *
    58. (bkz: 27 eylül 1997 galatasaray şekerspor maçı) * * *
    59. (bkz: 1 ekim 1997 parma galatasaray maçı) * * * *
    60. (bkz: 5 ekim 1997 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * *
    61. (bkz: 18 ekim 1997 galatasaray gaziantepspor maçı) * * *
    62. (bkz: 22 ekim 1997 sparta prague galatasaray maçı) * * * *
    63. (bkz: 1 kasım 1997 samsunspor galatasaray maçı) * * *
    64. (bkz: 5 kasım 1997 galatasaray sparta prague maçı) * * * *
    65. (bkz: 8 kasım 1997 galatasaray trabzonspor maçı) * * *
    66. (bkz: 16 kasım 1997 altay galatasaray maçı) * * *
    67. (bkz: 23 kasım 1997 galatasaray dardanelspor maçı) * * *
    68. (bkz: 26 kasım 1997 borussia dortmund galatasaray maçı) * * * *
    69. (bkz: 3 aralık 1997 galatasaray vanspor maçı) * * * *
    70. (bkz: 6 aralık 1997 kayserispor galatasaray maçı) * * *
    71. (bkz: 10 aralık 1997 galatasaray parma maçı) * * * *
    72. (bkz: 13 aralık 1997 istanbulspor galatasaray maçı) * * *
    73. (bkz: 17 aralık 1997 vanspor galatasaray maçı) * * * *
    74. (bkz: 21 aralık 1997 galatasaray karabükspor maçı) * * *
    75. (bkz: 18 ocak 1998 galatasaray ankaragücü maçı) * * *
    76. (bkz: 25 ocak 1998 bursaspor galatasaray maçı) * * *
    77. (bkz: 28 ocak 1998 galatasaray gaziantepspor maçı) * * * *
    78. (bkz: 1 şubat 1998 galatasaray kocaelispor maçı) * * *
    79. (bkz: 7 şubat 1998 vanspor galatasaray maçı) * * *
    80. (bkz: 11 şubat 1998 gaziantepspor galatasaray maçı) * * * *
    81. (bkz: 15 şubat 1998 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    82. (bkz: 22 şubat 1998 antalyaspor galatasaray maçı) * * *
    83. (bkz: 25 şubat 1998 trabzonspor galatasaray maçı) * * * *
    84. (bkz: 1 mart 1998 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    85. (bkz: 7 mart 1998 şekerspor galatasaray maçı) * * *
    86. (bkz: 11 mart 1998 galatasaray trabzonspor maçı) * * * *
    87. (bkz: 15 mart 1998 galatasaray gençlerbirliği maçı) * * *
    88. (bkz: 21 mart 1998 gaziantepspor galatasaray maçı) * * *
    89. (bkz: 25 mart 1998 beşiktaş galatasaray maçı) * * * *
    90. (bkz: 29 mart 1998 galatasaray samsunspor maçı) * * *
    91. (bkz: 4 nisan 1998 trabzonspor galatasaray maçı) * * *
    92. (bkz: 8 nisan 1998 galatasaray beşiktaş maçı) * * * *
    93. (bkz: 12 nisan 1998 galatasaray altay maçı) * * *
    94. (bkz: 18 nisan 1998 dardanelspor galatasaray maçı) * * *
    95. (bkz: 26 nisan 1998 galatasaray kayserispor maçı) * * *
    96. (bkz: 3 mayıs 1998 galatasaray istanbulspor maçı) * * *
    97. (bkz: 9 mayıs 1998 karabükspor galatasaray maçı) * * *
    98. (bkz: 15 mayıs 1998 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    99. (bkz: 26 temmuz 1998 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    100. (bkz: 2 ağustos 1998 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    101. (bkz: 8 ağustos 1998 galatasaray altay maçı) * * *
    102. (bkz: 12 ağustos 1998 galatasaray grasshoppers maçı) * * * *
    103. (bkz: 16 ağustos 1998 bursaspor galatasaray maçı) * * *
    104. (bkz: 22 ağustos 1998 galatasaray kocaelispor maçı) * * *
    105. (bkz: 26 ağustos 1998 grasshoppers galatasaray maçı) * * * *
    106. (bkz: 30 ağustos 1998 istanbulspor galatasaray maçı) * * *
    107. (bkz: 12 eylül 1998 galatasaray erzurumspor maçı) * * *
    108. (bkz: 16 eylül 1998 juventus galatasaray maçı) * * * *
    109. (bkz: 20 eylül 1998 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    110. (bkz: 27 eylül 1998 galatasaray gençlerbirliği maçı) * * *
    111. (bkz: 30 eylül 1998 galatasaray athletic bilbao maçı) * * * *
    112. (bkz: 17 ekim 1998 adanaspor galatasaray maçı) * * *
    113. (bkz: 21 ekim 1998 rosenborg galatasaray maçı) * * * *
    114. (bkz: 24 ekim 1998 galatasaray samsunspor maçı) * * *
    115. (bkz: 31 ekim 1998 karabükspor galatasaray maçı) * * *
    116. (bkz: 4 kasım 1998 galatasaray rosenborg maçı) * * * *
    117. (bkz: 8 kasım 1998 dardanelspor galatasaray maçı) * * *
    118. (bkz: 15 kasım 1998 galatasaray trabzonspor maçı) * * *
    119. (bkz: 18 kasım 1998 adanaspor galatasaray maçı) * * * *
    120. (bkz: 21 kasım 1998 sakaryaspor galatasaray maçı) * * *
    121. (bkz: 2 aralık 1998 galatasaray juventus maçı) * * * *
    122. (bkz: 9 aralık 1998 athletic bilbao galatasaray maçı) * * * *
    123. (bkz: 12 aralık 1998 galatasaray antalyaspor maçı) * * *
    124. (bkz: 16 aralık 1998 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    125. (bkz: 20 aralık 1998 gaziantepspor galatasaray maçı) * * *
    126. (bkz: 23 aralık 1998 ankaragücü galatasaray maçı) * * *
    127. (bkz: 23 ocak 1999 galatasaray adanaspor maçı) * * * *
    128. (bkz: 27 ocak 1999 istanbulspor galatasaray maçı) * * * *
    129. (bkz: 31 ocak 1999 altay galatasaray maçı) * * *
    130. (bkz: 3 şubat 1999 galatasaray istanbulspor maçı) * * * *
    131. (bkz: 7 şubat 1999 galatasaray bursaspor maçı) * * *
    132. (bkz: 12 şubat 1999 kocaelispor galatasaray maçı) * * *
    133. (bkz: 17 şubat 1999 sakaryaspor galatasaray maçı) * * * *
    134. (bkz: 21 şubat 1999 galatasaray istanbulspor maçı) * * *
    135. (bkz: 28 şubat 1999 erzurumspor galatasaray maçı) * * *
    136. (bkz: 7 mart 1999 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    137. (bkz: 10 mart 1999 galatasaray sakaryaspor maçı) * * * *
    138. (bkz: 14 mart 1999 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * *
    139. (bkz: 19 mart 1999 galatasaray adanaspor maçı) * * *
    140. (bkz: 3 nisan 1999 samsunspor galatasaray maçı) * * *
    141. (bkz: 10 nisan 1999 galatasaray karabükspor maçı) * * *
    142. (bkz: 14 nisan 1999 galatasaray beşiktaş maçı) * * * *
    143. (bkz: 17 nisan 1999 galatasaray dardanelspor maçı) * * *
    144. (bkz: 25 nisan 1999 trabzonspor galatasaray maçı) * * *
    145. (bkz: 30 nisan 1999 galatasaray sakaryaspor maçı) * * *
    146. (bkz: 5 mayıs 1999 beşiktaş galatasaray maçı) * * * *
    147. (bkz: 9 mayıs 1999 beşiktaş galatasaray maçı) * * *
    148. (bkz: 14 mayıs 1999 galatasaray ankaragücü maçı) * * *
    149. (bkz: 23 mayıs 1999 antalyaspor galatasaray maçı) * * *
    150. (bkz: 30 mayıs 1999 galatasaray gaziantepspor maçı) * * *
    151. (bkz: 22 temmuz 1999 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    152. (bkz: 24 temmuz 1999 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    153. (bkz: 6 ağustos 1999 galatasaray gaziantepspor maçı) * * *
    154. (bkz: 11 ağustos 1999 rapid wien galatasaray maçı) * * * *
    155. (bkz: 15 ağustos 1999 trabzonspor galatasaray maçı) * * *
    156. (bkz: 25 ağustos 1999 galatasaray rapid wien maçı) * * * *
    157. (bkz: 11 eylül 1999 galatasaray ankaragücü maçı) * * *
    158. (bkz: 15 eylül 1999 galatasaray hertha berlin maçı) * * * *
    159. (bkz: 17 eylül 1999 adanaspor galatasaray maçı) * * *
    160. (bkz: 21 eylül 1999 milan galatasaray maçı) * * * *
    161. (bkz: 24 eylül 1999 samsunspor galatasaray maçı) * * *
    162. (bkz: 28 eylül 1999 chelsea galatasaray maçı) * * * *
    163. (bkz: 15 ekim 1999 galatasaray antalyaspor maçı) * * *
    164. (bkz: 20 ekim 1999 galatasaray chelsea maçı) * * * *
    165. (bkz: 22 ekim 1999 bursaspor galatasaray maçı) * * *
    166. (bkz: 26 ekim 1999 hertha berlin galatasaray maçı) * * * *
    167. (bkz: 29 ekim 1999 galatasaray göztepe maçı) * * *
    168. (bkz: 3 kasım 1999 galatasaray milan maçı) * * * *
    169. (bkz: 23 kasım 1999 bologna galatasaray maçı) * * * *
    170. (bkz: 28 kasım 1999 galatasaray erzurumspor maçı) * * *
    171. (bkz: 3 aralık 1999 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * *
    172. (bkz: 9 aralık 1999 galatasaray bologna maçı) * * * *
    173. (bkz: 12 aralık 1999 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    174. (bkz: 15 aralık 1999 galatasaray b.bld.ankaraspor maçı) * * * *
    175. (bkz: 18 aralık 1999 denizlispor galatasaray maçı) * * *
    176. (bkz: 22 aralık 1999 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    177. (bkz: 26 aralık 1999 galatasaray vanspor maçı) * * *
    178. (bkz: 9 ocak 2000 kocaelispor galatasaray maçı) * * *
    179. (bkz: 15 ocak 2000 galatasaray altay maçı) * * *
    180. (bkz: 19 ocak 2000 galatasaray samsunspor maçı) * * * *
    181. (bkz: 23 ocak 2000 istanbulspor galatasaray maçı) * * *
    182. (bkz: 30 ocak 2000 gaziantepspor galatasaray maçı) * * *
    183. (bkz: 2 şubat 2000 trabzonspor galatasaray maçı) * * * *
    184. (bkz: 6 şubat 2000 galatasaray trabzonspor maçı) * * *
    185. (bkz: 13 şubat 2000 ankaragücü galatasaray maçı) * * *
    186. (bkz: 16 şubat 2000 ankaragücü galatasaray maçı) * * * *
    187. (bkz: 20 şubat 2000 galatasaray adanaspor maçı) * * *
    188. (bkz: 25 şubat 2000 galatasaray samsunspor maçı) * * *
    189. (bkz: 2 mart 2000 borussia dortmund galatasaray maçı) * * * *
    190. (bkz: 5 mart 2000 antalyaspor galatasaray maçı) * * *
    191. (bkz: 9 mart 2000 galatasaray borussia dortmund maçı) * * * *
    192. (bkz: 12 mart 2000 galatasaray bursaspor maçı) * * *
    193. (bkz: 16 mart 2000 mallorca galatasaray maçı) * * * *
    194. (bkz: 19 mart 2000 göztepe galatasaray maçı) * * *
    195. (bkz: 23 mart 2000 galatasaray mallorca maçı) * * * *
    196. (bkz: 26 mart 2000 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    197. (bkz: 1 nisan 2000 erzurumspor galatasaray maçı) * * *
    198. (bkz: 6 nisan 2000 galatasaray leeds united maçı) * * * *
    199. (bkz: 9 nisan 2000 galatasaray gençlerbirliği maçı) * * *
    200. (bkz: 14 nisan 2000 beşiktaş galatasaray maçı) * * *
    201. (bkz: 20 nisan 2000 leeds united galatasaray maçı) * * * *
    202. (bkz: 23 nisan 2000 galatasaray denizlispor maçı) * * *
    203. (bkz: 29 nisan 2000 vanspor galatasaray maçı) * * *
    204. (bkz: 3 mayıs 2000 antalyaspor galatasaray maçı) * * * *
    205. (bkz: 7 mayıs 2000 galatasaray kocaelispor maçı) * * *
    206. (bkz: 12 mayıs 2000 altay galatasaray maçı) * * *
    207. (bkz: 17 mayıs 2000 galatasaray arsenal maçı) * * * *
    208. (bkz: 21 mayıs 2000 galatasaray istanbulspor maçı) * * *
    209. (bkz: 11 ağustos 2002 galatasaray samsunspor maçı) * * *
    210. (bkz: 16 ağustos 2002 denizlispor galatasaray maçı) * * *
    211. (bkz: 25 ağustos 2002 galatasaray bursaspor maçı) * * *
    212. (bkz: 31 ağustos 2002 malatyaspor galatasaray maçı) * * *
    213. (bkz: 13 eylül 2002 galatasaray kocaelispor maçı) * * *
    214. (bkz: 18 eylül 2002 lokomotiv moskova galatasaray maçı) * * * *
    215. (bkz: 24 eylül 2002 galatasaray barcelona maçı) * * * *
    216. (bkz: 27 eylül 2002 galatasaray istanbulspor maçı) * * *
    217. (bkz: 1 ekim 2002 galatasaray club brugge maçı) * * * *
    218. (bkz: 5 ekim 2002 elazığspor galatasaray maçı) * * *
    219. (bkz: 19 ekim 2002 galatasaray diyarbakırspor maçı) * * *
    220. (bkz: 23 ekim 2002 club brugge galatasaray maçı) * * * *
    221. (bkz: 26 ekim 2002 altay galatasaray maçı) * * *
    222. (bkz: 29 ekim 2002 galatasaray lokomotiv moskova maçı) * * * *
    223. (bkz: 2 kasım 2002 galatasaray göztepe maçı) * * *
    224. (bkz: 6 kasım 2002 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    225. (bkz: 9 kasım 2002 adanaspor galatasaray maçı) * * *
    226. (bkz: 13 kasım 2002 barcelona galatasaray maçı) * * * *
    227. (bkz: 16 kasım 2002 galatasaray trabzonspor maçı) * * *
    228. (bkz: 24 kasım 2002 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * *
    229. (bkz: 30 kasım 2002 ankaragücü galatasaray maçı) * * *
    230. (bkz: 4 aralık 2002 yimpaş yozgatspor galatasaray maçı) * * * *
    231. (bkz: 8 aralık 2002 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    232. (bkz: 13 aralık 2002 gaziantepspor galatasaray maçı) * * *
    233. (bkz: 18 aralık 2002 galatasaray ankaragücü maçı) * * * *
    234. (bkz: 22 aralık 2002 samsunspor galatasaray maçı) * * *
    235. (bkz: 16 şubat 2003 bursaspor galatasaray maçı) * * *
    236. (bkz: 23 şubat 2003 galatasaray malatyaspor maçı) * * *
    237. (bkz: 1 mart 2003 kocaelispor galatasaray maçı) * * *
    238. (bkz: 4 mart 2003 galatasaray malatyaspor maçı) * * * *
    239. (bkz: 8 mart 2003 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    240. (bkz: 15 mart 2003 istanbulspor galatasaray maçı) * * *
    241. (bkz: 19 mart 2003 galatasaray denizlispor maçı) * * *
    242. (bkz: 23 mart 2003 galatasaray elazığspor maçı) * * *
    243. (bkz: 6 nisan 2003 diyarbakırspor galatasaray maçı) * * *
    244. (bkz: 11 nisan 2003 galatasaray altay maçı) * * *
    245. (bkz: 18 nisan 2003 göztepe galatasaray maçı) * * *
    246. (bkz: 27 nisan 2003 galatasaray adanaspor maçı) * * *
    247. (bkz: 4 mayıs 2003 trabzonspor galatasaray maçı) * * *
    248. (bkz: 11 mayıs 2003 galatasaray gençlerbirliği maçı) * * *
    249. (bkz: 17 mayıs 2003 galatasaray ankaragücü maçı) * * *
    250. (bkz: 25 mayıs 2003 beşiktaş galatasaray maçı) * * *
    251. (bkz: 30 mayıs 2003 galatasaray gaziantepspor maçı) * * *
    252. (bkz: 9 ağustos 2003 galatasaray diyarbakırspor maçı) * * *
    253. (bkz: 13 ağustos 2003 galatasaray cska sofia maçı) * * * *
    254. (bkz: 17 ağustos 2003 gaziantepspor galatasaray maçı) * * *
    255. (bkz: 23 ağustos 2003 bursaspor galatasaray maçı) * * *
    256. (bkz: 27 ağustos 2003 cska sofia galatasaray maçı) * * * *
    257. (bkz: 31 ağustos 2003 galatasaray gençlerbirliği maçı) * * *
    258. (bkz: 13 eylül 2003 konyaspor galatasaray maçı) * * *
    259. (bkz: 17 eylül 2003 juventus galatasaray maçı) * * * *
    260. (bkz: 21 eylül 2003 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    261. (bkz: 26 eylül 2003 adanaspor galatasaray maçı) * * *
    262. (bkz: 30 eylül 2003 galatasaray real sociedad maçı) * * * *
    263. (bkz: 4 ekim 2003 galatasaray akçaabat sebatspor maçı) * * *
    264. (bkz: 17 ekim 2003 çaykur rizespor galatasaray maçı) * * *
    265. (bkz: 21 ekim 2003 galatasaray olympiakos maçı) * * * *
    266. (bkz: 25 ekim 2003 galatasaray samsunspor maçı) * * *
    267. (bkz: 31 ekim 2003 beşiktaş galatasaray maçı) * * *
    268. (bkz: 5 kasım 2003 olympiakos galatasaray maçı) * * * *
    269. (bkz: 9 kasım 2003 galatasaray ankaragücü maçı) * * *
    270. (bkz: 22 kasım 2003 denizlispor galatasaray maçı) * * *
    271. (bkz: 28 kasım 2003 galatasaray malatyaspor maçı) * * *
    272. (bkz: 2 aralık 2003 galatasaray juventus maçı) * * * *
    273. (bkz: 6 aralık 2003 istanbulspor galatasaray maçı) * * *
    274. (bkz: 10 aralık 2003 real sociedad galatasaray maçı) * * * *
    275. (bkz: 14 aralık 2003 galatasaray trabzonspor maçı) * * *
    276. (bkz: 17 aralık 2003 galatasaray türk telekom maçı) * * * *
    277. (bkz: 20 aralık 2003 elazığspor galatasaray maçı) * * *
    278. (bkz: 23 ocak 2004 diyarbakırspor galatasaray maçı) * * *
    279. (bkz: 28 ocak 2004 galatasaray çaykur rizespor maçı) * * * *
    280. (bkz: 31 ocak 2004 galatasaray gaziantepspor maçı) * * *
    281. (bkz: 8 şubat 2004 galatasaray bursaspor maçı) * * *
    282. (bkz: 15 şubat 2004 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * *
    283. (bkz: 21 şubat 2004 galatasaray konyaspor maçı) * * *
    284. (bkz: 26 şubat 2004 galatasaray villarreal maçı) * * * *
    285. (bkz: 29 şubat 2004 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    286. (bkz: 3 mart 2004 villarreal galatasaray maçı) * * * *
    287. (bkz: 7 mart 2004 galatasaray adanaspor maçı) * * *
    288. (bkz: 13 mart 2004 akçaabat sebatspor galatasaray maçı) * * *
    289. (bkz: 20 mart 2004 galatasaray çaykur rizespor maçı) * * *
    290. (bkz: 11 eylül 2011 istanbul büyükşehir bld. galatasaray maçı) * * *
    291. (bkz: 18 eylül 2011 galatasaray samsunspor maçı) * * *
    292. (bkz: 21 eylül 2011 karabükspor galatasaray maçı) * * *
    293. (bkz: 26 eylül 2011 galatasaray eskişehirspor maçı) * * *
    294. (bkz: 2 ekim 2011 ankaragücü galatasaray maçı) * * *
    295. (bkz: 16 ekim 2011 galatasaray bursaspor maçı) * * *
    296. (bkz: 21 ekim 2011 antalyaspor galatasaray maçı) * * *
    297. (bkz: 26 ekim 2011 galatasaray gaziantepspor maçı) * * *
    298. (bkz: 30 ekim 2011 kayserispor galatasaray maçı) * * *
    299. (bkz: 5 kasım 2011 galatasaray mersin idman yurdu maçı) * * *
    300. (bkz: 20 kasım 2011 beşiktaş galatasaray maçı) * * *
    301. (bkz: 26 kasım 2011 galatasaray sivasspor maçı) * * *
    302. (bkz: 3 aralık 2011 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * *
    303. (bkz: 7 aralık 2011 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    304. (bkz: 11 aralık 2011 trabzonspor galatasaray maçı) * * *
    305. (bkz: 16 aralık 2011 orduspor galatasaray maçı) * * *
    306. (bkz: 21 aralık 2011 galatasaray manisaspor maçı) * * *
    307. (bkz: 3 ocak 2012 galatasaray istanbul büyükşehir bld. maçı) * * *
    308. (bkz: 7 ocak 2012 samsunspor galatasaray maçı) * * *
    309. (bkz: 10 ocak 2012 galatasaray adana demirspor maçı) * * * *
    310. (bkz: 14 ocak 2012 galatasaray karabükspor maçı) * * *
    311. (bkz: 22 ocak 2012 eskişehirspor galatasaray maçı) * * *
    312. (bkz: 25 ocak 2012 galatasaray ankaragücü maçı) * * *
    313. (bkz: 28 ocak 2012 bursaspor galatasaray maçı) * * *
    314. (bkz: 1 şubat 2012 galatasaray antalyaspor maçı) * * *
    315. (bkz: 4 şubat 2012 gaziantepspor galatasaray maçı) * * *
    316. (bkz: 11 şubat 2012 galatasaray kayserispor maçı) * * *
    317. (bkz: 17 şubat 2012 mersin idman yurdu galatasaray maçı) * * *
    318. (bkz: 26 şubat 2012 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    319. (bkz: 5 mart 2012 sivasspor galatasaray maçı) * * *
    320. (bkz: 10 mart 2012 galatasaray gençlerbirliği maçı) * * *
    321. (bkz: 17 mart 2012 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    322. (bkz: 20 mart 2012 galatasaray sivasspor maçı) * * * *
    323. (bkz: 25 mart 2012 galatasaray trabzonspor maçı) * * *
    324. (bkz: 31 mart 2012 galatasaray orduspor maçı) * * *
    325. (bkz: 8 nisan 2012 manisaspor galatasaray maçı) * * *
    326. (bkz: 15 nisan 2012 beşiktaş galatasaray maçı) * * * *
    327. (bkz: 22 nisan 2012 galatasaray fenerbahçe maçı) * * * *
    328. (bkz: 28 nisan 2012 trabzonspor galatasaray maçı) * * * *
    329. (bkz: 2 mayıs 2012 galatasaray trabzonspor maçı) * * * *
    330. (bkz: 6 mayıs 2012 galatasaray beşiktaş maçı) * * * *
    331. (bkz: 12 mayıs 2012 fenerbahçe galatasaray maçı) * * * *
    332. (bkz: 12 ağustos 2012 galatasaray fenerbahçe maçı) * * * *
    333. (bkz: 20 ağustos 2012 galatasaray kasımpaşa maçı) * * *
    334. (bkz: 26 ağustos 2012 beşiktaş galatasaray maçı) * * *
    335. (bkz: 2 eylül 2012 galatasaray bursaspor maçı) * * *
    336. (bkz: 15 eylül 2012 antalyaspor galatasaray maçı) * * *
    337. (bkz: 19 eylül 2012 manchester united galatasaray maçı) * * * *
    338. (bkz: 23 eylül 2012 galatasaray akhisar belediyespor maçı) * * *
    339. (bkz: 28 eylül 2012 orduspor galatasaray maçı) * * *
    340. (bkz: 2 ekim 2012 galatasaray braga maçı) * * * *
    341. (bkz: 6 ekim 2012 galatasaray eskişehirspor maçı) * * *
    342. (bkz: 19 ekim 2012 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * *
    343. (bkz: 23 ekim 2012 galatasaray cfr cluj maçı) * * * *
    344. (bkz: 27 ekim 2012 galatasaray kayserispor maçı) * * *
    345. (bkz: 2 kasım 2012 istanbul büyükşehir bld. galatasaray maçı) * * *
    346. (bkz: 7 kasım 2012 cfr cluj galatasaray maçı) * * * *
    347. (bkz: 11 kasım 2012 mersin idman yurdu galatasaray maçı) * * *
    348. (bkz: 16 kasım 2012 galatasaray karabükspor maçı) * * *
    349. (bkz: 20 kasım 2012 galatasaray mancester united maçı) * * * *
    350. (bkz: 24 kasım 2012 elazığspor galatasaray maçı) * * *
    351. (bkz: 27 kasım 2012 galatasaray balıkesirspor maçı) * * * *
    352. (bkz: 30 kasım 2012 galatasaray gaziantepspor maçı) * * *
    353. (bkz: 5 aralık 2012 braga galatasaray maçı) * * * *
    354. (bkz: 8 aralık 2012 sivasspor galatasaray maçı) * * *
    355. (bkz: 11 aralık 2012 galatasaray 1461 trabzon maçı) * * * *
    356. (bkz: 16 aralık 2012 galatasaray fenerbahçe maçı) * * *
    357. (bkz: 23 aralık 2012 trabzonspor galatasaray maçı) * * *
    358. (bkz: 18 ocak 2013 kasımpaşa galatasaray maçı) * * *
    359. (bkz: 27 ocak 2013 galatasaray beşiktaş maçı) * * *
    360. (bkz: 2 şubat 2013 bursaspor galatasaray maçı) * * *
    361. (bkz: 10 şubat 2013 galatasaray antalyaspor maçı) * * *
    362. (bkz: 15 şubat 2013 akhisar belediyespor galatasaray maçı) * * *
    363. (bkz: 20 şubat 2013 galatasaray schalke 04 maçı) * * * *
    364. (bkz: 25 şubat 2013 galatasaray orduspor maçı) * * *
    365. (bkz: 2 mart 2013 eskişehirspor galatasaray maçı) * * *
    366. (bkz: 6 mart 2013 galatasaray gençlerbirliği maçı) * * *
    367. (bkz: 12 mart 2013 schalke 04 galatasaray maçı) * * * *
    368. (bkz: 17 mart 2013 kayserispor galatasaray maçı) * * *
    369. (bkz: 30 mart 2013 galatasaray istanbul büyükşehir bld. maçı) * * *
    370. (bkz: 3 nisan 2013 real madrid galatasaray maçı) * * * *
    371. (bkz: 6 nisan 2013 galatasaray mersin idman yurdu maçı) * * *
    372. (bkz: 9 nisan 2013 galatasaray real madrid maçı) * * * *
    373. (bkz: 13 nisan 2013 karabükspor galatasaray maçı) * * *
    374. (bkz: 19 nisan 2013 galatasaray elazığspor maçı) * * *
    375. (bkz: 28 nisan 2013 gaziantepspor galatasaray maçı) * * *
    376. (bkz: 5 mayıs 2013 galatasaray sivasspor maçı) * * *
    377. (bkz: 12 mayıs 2013 fenerbahçe galatasaray maçı) * * *
    378. (bkz: 18 mayıs 2013 galatasaray trabzonspor maçı) * * *
    379. (bkz: 11 ağustos 2013 galatasaray fenerbahçe maçı) * * * *
    380. (bkz: 19 ağustos 2013 galatasaray gaziantepspor maçı) * * *
    381. (bkz: 25 ağustos 2013 bursaspor galatasaray maçı) * * *
    382. (bkz: 30 ağustos 2013 eskişehirspor galatasaray maçı) * * *
    383. (bkz: 13 eylül 2013 galatasaray antalyaspor maçı) * * *
    384. (bkz: 17 eylül 2013 galatasaray real madrid maçı) * * * *
    385. (bkz: 22 eylül 2013 beşiktaş galatasaray maçı) * * *

    (bkz: öyle şeyler yaşattın ki uğrunda ölmeye değer)
  • kuşak farkı diye anlatılan ve erken yaşlarımda ne olduğunu tam da anlayamadığım şeyi 30'lu yaşlarda yol alırken anlamaya başlıyorum sanırım. 10 yaş küçük kardeşimle iletişim kurarken yaşadığım zorluklar, daha evvel geçtiğim yoldan geçerken yapıldığına şahitlik ettiğim hatalara, altı son derece boş iddialılıklara tahammülsüzlük ve hatta tüm bu hislerin doğurduğu, içten içe büyüyen bir kibir...

    hoca 1953 doğumlu. menderes'in iktidar, inönü'nün muhalefet olduğu bir dünyaya doğmuş. gençliğinde sağ-sol çatışmalarına, kıbrıs harekatı'na, muhtıralara, darbelere şahit olmuş. kaç akranının cenazesine katılmıştır, bizim için fi tarihinde olan kaç gelişme onun için orta yaş hatırasıdır allah bilir. geçenlerde galatasaray mobil uygulamasında yayınlanan ayak tenisi videosunu izlerken düşündüm. fatih hoca'yla birlikte oynayan 3 adam saracchi, marcao ve yunus. marcao doğduğunda hoca milli takımı euro 96'ya götürmekle meşgul. saracchi doğduğunda galatasaray'ın başında 2. şampiyonluğuna yürüyor. yunus doğduğunda bir rüyayı gerçek yapmış, türkiye'den bir avrupa şampiyonu çıkarma hikayesinin baş rolünde oynamış.

    bu kadar devasa şahsiyetlerin tek taraflarını öne çıkartınca diğer taraflara haksızlık gibi oluyor evet ama sanırım hoca'nın en öndeki tarafı bu: yenileniyor. sürekli, hiç "oldum" demeden, geri düşse de yakalama azmiyle sürekli yenileniyor. oynattığı oyunu, ilişkilerini, iletişim biçimlerini ve argümanlarını sürekli yeniliyor. renkli televizyon gördüğünde babalığı tatmış, olgun yaşlarına yaklaşmış bir adam olan fatih terim, instagram tv'yi bir iletişim aracı olarak kullanmak konusunda en önde gidebiliyor. gençliği toprak sahalarda, antrenman yapılacak boş bir saha aramakla dolan günlerle geçen adam ihtiyarlığında florya'yı en modern şartlarla donatmak için kafa yoruyor. 30-40 futbol topu karşılığında transfer yapılan günlerden gelen adam, dünyanın geldiği yeri görüp 2011'de galatasaray'a scout ekibi kurabiliyor. metin oktay'la oturup kalkan adam marcelo saracchi'yle gayet eğlenerek ayak tenisi oynayabiliyor.

    sanırım mükemmel bir evlat, eş, baba, dede ve lider olabilmesinin; dokunduğu tüm hayatlarda bu kadar derin izler bırakabilmesinin en büyük sebebi de bu. tam da bu sayede 1970'lerde galatasaray'a emanet edilen adam, 2020'lerde galatasaray'ı emanet aldığından çok daha yukarıda emanet edebilmek için kafa patlatıyor, ter döküyor. var olsun.
  • 5 aralık 2012 sporting braga galatasaray maçı'nda şu an 1-0 gerideyiz. diğer tarafta ise 5 aralık 2012 manchester united cfr cluj maçı'ndan cluj'un gol haberi geldi. bu durumda gruptan çıkamıyoruz.

    ben galatasaray'dan, kendisinde galatasaray'ı kişiselleştirdiğim fatih terim'den ümidi kesmem.

    nasıl keseyim?

    bilenler bilir şu an şırnak'ın sıfır noktasındayım. yani kısacası maçı izleyemiyorum. zaten bırak maçı telefonun bile zor çektiği bir yerdeyim. turkcell murkcell hak getire...

    gök yıldız kaynıyor, geceyi ay aydınlatıyor...

    karşı'da pkk'nın yerleştiği suriye köyleri bile net bir şekilde görünürken, suriye operatörleri bile çekerken, telefonum güzel yurdumun operatörlerini çekmiyor.

    uzatmayalım işte, izleyemiyorum maçı. gsmobile modemle güç bela internete girip sözlük, twitter ve livescore üçgeninde takip ediyorum maçları.

    twitter, sözlükte, orda-burda yazılanları okuyorum; okuduklarıma inanamıyorum. inanmak bu tarif için yetersiz oldu hatta: kahroluyorum.

    kızanlar, delirenler, sövenler...

    takımdan çoktaaaaan umudunu kesenler, galatasaray maçını bırakıp manchester maçına geçenler, -en ayıbı- -en ayıbı ulan en ayıbı- fatih terim'i bırakıp alex ferguson'a dilenenler...

    galatasaray bu sınavdan geçer mi bilemiyorum -ki benim için çoktan geçti- ama galatasaray taraftarı bu sınavdan geçememiştir, sınıfta kalmıştır.

    ne kötü oyun, ne mağlubiyet ne de gruplardan çıkamamak kahretti bugün beni. galatasaray taraftarının önemli bir kısmının sadece 45 dakikada takındığı tavır, aldığı hal kahretti bugün beni.

    şu, kişiler ve galatasaray muhabbeti yapan laleler var ya hani...

    ast-üst filan...

    ben size bişey diyim mi?

    benim için fatih terim = galatasaray.

    ben galatasaray'ı fatih terim'de kişiselleştirdim. ha fatih terim galatasaray'a yollanmış, ha muhammed miraca...

    hoşçakalın...

    ekleme: ben uğurlu şarkımı açıp bu entry'i maçlardan bihaber titreye titreye yazarken maçlar bitmiş. sikmişim maçları, galatasaray'ın maçı bitmiş, galatasaray'ın maçı bitmiş ulan...

    entry'e nasıl sakin başladıysam aynı sakinlikteyim.

    geriden gelip kazanmışız, gruplardan çıkmışız.

    peki benim için bir şey değişti mi?

    hayır...

    şimdi sadece ağlamamak için kendimi sıkmalıyım.

    zira biraz sonra askerlerimi soğuktan daha soğuk, karanlıktan daha karanlık nöbet yerlerine bırakacağım.

    onların karşısında ağlamamalıyım...
  • 1990'ların ortalarına doğruydu. spor isminde bir spor gazetesi vardı. bugünkü fanatik, fotomaç gibi o dönem sayıları hızla artan spor gazetelerinden biriydi.

    gazetede büyük takımlara ayrılmış sayfalar vardı. her takım için 2'şer sayfa gibi. sayfaların başında kocaman şekilde takımın adı yazardı, ve altında ufak bir slogan. beşiktaş'ın sloganını hatırlamıyorum. galatasaray'ın sloganı: "avrupa fatihi" idi. fenerbahçe sayfasını çevirdiğinizdeyse tepede kocaman "fenerbahçe" yazısının altında şu sloganı görürdünüz: "liglerin kralı."

    küçüktüm gazeteyi okurken. avrupa fatihi olmak hoşuma gidiyordu ama niye liglerin kralı değildik ki yani... neden avrupa fatihiyiz onu bile çok bilmiyordum açıkçası. kısa süre sonra öğrendim. ve neden liglerin kralı olmadığımızı da öğrendim. o dönem itibariyle fenerbahçe'nin 13, galatasaray'ın 10 şampiyonluğu vardı. arayı kapatmak çok zor gelmişti o an. art arda 3 sene şampiyon olsan anca eşitlenecekti.

    size bildiğiniz şeyleri uzun uzun anlatmayayım. o anki halimle kısa süre sonra gelecek dört sene üst üste şampiyonluğu, avrupa kupasını, ondan 10 yıl sonra gelen duble şampiyonluğu ve 2017'de kaldığı yerden devam eden hocanın yaptığı +2 eklemeyi tahmin edemezdim. aldığımız kupalar ve şampiyonlar ligi'ndeki çeyrek finallerle avrupa fatihi ünvanımızı koruduk, üstüne en yakın rakibimizin 3 şampiyonluk önündeyiz, liglerin kralı olduk. spor gazetesi bugün hala yayında olsa fenerbahçe için başka bir slogan bulması gerekecekti.

    geçen 25 yıldaki bu büyük değişimin en büyük mimarına benim saygım hiçbir zaman bitmeyecek. kendisi bırakmak isteyene kadar galatasaray'da kalmasına da hiçbih itirazım olmaz. galatasaray'ı kulüpte çalışacak herhangi bir profesyonelden daha fazla düşündüğünü çok iyi biliyorum ve bunun bizim gibi kaotik bir kulüpte ne denli önemli olabileceğinin de farkındayım. ama anlatacağım başka bir şey var.

    hoca son yıllarda, o meşhur ikinci dönemindeki gibi bir formsuzluk yaşıyor. geçen sezon son düzlükteki atakla şampiyon olduk. bu sezon o atağımız bir şekilde yarım kaldı ve zirve yarışı hedeflerken 6.lığa düştük. geçmişteki başarıların nasıl en büyük mimarı hoca ise bu başarısızlığın da en büyük sorumluluğu onda olmalı. kendisine son dönem için yöneltilen pek çok eleştiriyi anlıyorum. birçoğuna da katılıyorum. ama bir türlü anlayamadığım ve kabullenemediğim şey, kendisi sayesinde onlarca mutluluk yaşamış taraftarın bugün hocayla dalga geçebilme cüretini göstermesi.

    sözlüğü açıyorsun hocaya galatasaraylılık öğreten mi ararsın, had bildiren mi, futbol dersi veren mi... 15 yıl önceki lafını gündeme taşıyan, basında çıkan haberlerin doğruluğuna bakmadan ithamda bulunan, verdiği demeçlerle alay eden...

    altyapıdan çıkan eski oyuncularını geri istediğinde evlatçı, ama altyapıdan çıkan yeni oyuncuları en doğru zamanda sahaya atmak istediğinde evlat düşmanı damgası vuran... sanki tüm u-19 maçlarında saha kenarında olan o değilmiş ve istim üstündeki gençleri a takım antrenmanına alıp takip etmiyormuş gibi genç düşmanı yapan...

    forumlara girince durum hepsinden beter. "bebek gibi ağlıyor" diyeni de görüyorsun, "eleman" diyeni de "evlatları kitleyip kaçıp gidecek" diyeni de. dalga geçmeyi de aşan hakarete varan birçok ifade. ve bunların hepsi galatasaray taraftarına ait. eğer yaşları 3 falan değilse birden fazla kez terim ile yüzü gülmüş insanlar. eleştiriyi anlıyorum ama bu hezeyanı, hocaya laf çarparken yaşanan bu coşkuyu anlayamıyorum.

    ve galatasaraylılığım boyunca ilk kez, hocanın olası bir gidişine gönlüm razı. aldığı sonuçlar, transfer tercihleri ya da oynattığı futbol için değil; kulübün yaşayan en büyük efsanesine kendi taraftarının takındığı bu tavra daha fazla maruz kalmasını istemediğim için. normalde hoca gidecek deseler yıkılırdım ama, şu an sonuna kadar hak ettiği efsane sıfatıyla sahadan çekilse, kulübüne yeni başarılar getirmek için sabah akşam çalışmak yerine torunlarıyla vakit geçirip keyfine baksa üzülmeyeceğim. sanırım en "galatasaraylı değil terimsporlu" düşüncem de bu olacak.
  • öncelikle sert bir entry olacağını belirteyim, zira dün fatih terim'i destekleyenlere "hain", "paralı asker" diyen akıldan izandan yoksun tiplerin derdine ancak böyle derman olabiliyorsunuz.

    ben fatih terim'in bu takımın başında kalması gerektiğini savunuyorum, ve fatih terim'i galatasaray'dan daha çok sevmek gibi bir durum içerisinde değilim. çünkü ben vizyonsuz değilim. geçmişten ders alabiliyorum. nankör değilim falan demeyeceğim, romantik falan bakmıyorum. böyle bir savla gelmiyorum yani.

    vizyonsuz değilim, çünkü mustafa cengiz yönetiminin galatasaray'ın mali durumu için bir şans olduğunun farkındayım. çok ciddi hatalar yaptılar, yapıyorlar ve fatih terim'i ciddi zor durumda bırakıyorlar bu hataları ile, ama yine de mali olarak şu an daha iyisi yok, desteklemek zorundayız. çünkü onlar giderse kulübün başına dursun özbek veya muadili bir başkan gelecek. ve şunu görebiliyorum, mustafa cengiz yönetiminin liselilere karşı en büyük dayanağı fatih terim. neden? çünkü fatih terim gemisini terketmiyor.

    şöyle açıklayayım, bu mali açmazda gelecek olan teknik adam transfer isteyecek ama mustafa cengiz o transferi yapamayacak. fatih terim'e transfer yapmasan da kalacak hoca. forvetsiz sezona başla diyorsun kalıyor, kendi çıkardığı 18 yaşındaki taş gibi stoperi satıyorsun kalıyor. başkası ilk başarısızlıkta yönetimi suçlayacak. hoca suçlamıyor. yönetimi suçlasa şu ana kadar 50 kere gitmişti o yönetim.

    benim derdim şu dönemi olabildiğince az hasarla, ve mali olarak güçlenerek atlatmak. senin gibi günlük başarılara sevinmek değil yani. benim derdim rakip diye gördüğün club brugge'ün, dinamo bükreş'in 6 farklı forvet oyuncusu varken, elindeki biri 33 yaşında diğeri kiralık 2 forvet oyuncusuyla sezona giren adamın şampiyonlar ligi'nde getireceği zafer değil, benim şu anki derdim açık söylüyorum o şampiyonlar ligi gelirini almak. çünkü ben galatasaray'ın sadece bugün oynadığı topu düşünüp, off arkadaşlarım benimle yarın taşak geçecek deyip fatih hoca'ya saydıran bir ergen değilim. ben geçmişte rijkaard'ın, mancini'nin başarısız olduğu ortamdan ders alan, dursun özbek, duygun yarsuvat gibi başkanların kulübü nasıl söğüşlediğini gören bi taraftarım.

    bi de 3 senedir top oynamıyormuş takım. insaf! insaf lan insaf! adam bu takıma geldiğinde 12 kişilik kadro vardı elinde. donk diye bi oyuncun yoktu senin anlatabiliyo muyum? lato'yu ıslıklamaktı en büyük başarımız taraftar olarak. geldi, ne oldu? sadece nagatomo transferi yaptı, takımı şampiyon yaptı.

    ve bu adam 3 yıldır mecburiyetten omurga değiştiriyor takımda. gidin bakın bakayım o çok beğendiğiniz takımlara, kaç senedir aynı futbolcularla oynuyorlar. geçen sene fernando - onyekuru ile oynarken bu sene tamamen farklı nzonzi - babel ikilisiyle başlıyor.

    2 senedir yaptıklarını, yapılanları görmezden gelmeniz tamam da, seneye transferin son günü gelen adamlarla falan başladı bu insan ve bunu yaparken oyun kurmak zorundaydı. bana göre yaptığı tek bir fahiş hata var; linnes mevzusu. onda da mariano'ya güvendi ki getirdiğiniz her teknik adam bunu yapardı emin olun.

    eğer bütün bunların farkında olup, hatta aşağıdaki entry'de yazdıklarımın da farkında olup hala fatih terim istifa diyorsanız, kusura bakmayın ya koç troll'sünüz, ya da vizyonsuz.

    http://gss.gs/2801707

    şu an takımın bu durumda olmasının tek sebebi fatih terim değil, tek sebebi oyuncular değil, tek sebebi yönetim değil. kendi hatalarınızı da düşünün biraz. şu an özgüveni yerlerde bu takımın. gelen oyunculara öyle bir misyon yüklüyorsunuz, istediğiniz olmayınca o kadar kısa sürede o kadar hunharca eleştiriyorsunuz ki futbolcular ayağına top istemeye korkuyor. bu takımda nzonzi, seri, babel gibi süperstar adamlar var, ama takımın yıldızı ömer bayram. neden? kaybedecek bi şeyi yok.

    galatasaray taraftarı olun ulan biraz. ayıp! gelip şu sözlüğe kin kusmaktan, insanları germekten başka bir şey yapın. zor döneminde destekleyin hocanızı, takımınızı. müşteri gibi davranmayın amk, para veriyorum karşılığını istiyorum diyorsanız gidin başakşehir'i destekleyin. bu takımı değil.
  • 2011’de adnan polat’ın stat açılışında yaşananlardan sonra galatasaray lisesi tarafından afaroz edilmeden önce hocayla çalışmayı istemiş ama hoca net bir dille reddetmişti. o günlerde hocanın “galatasaray” sevgisi sorgulanmış, türlü türlü şeyler yazılmıştı ama arka planında olayların, hocanın adnan sezgin ile çalışmak istememesi yatıyordu.

    toplumsal hafızamız kötüdür.. bu yüzden bazı gerçekleri unuturuz. adnan polat o gece taraftarı karşısına almıştır almasına ama arkasında o türlü oyunları çevirip, ibra etmeyenler çok değil bir kaç yıl sonra sırf galatasaray liseli diye galatasaray’ı trilyon dolarlık zarara uğratan (bugün ve gelecekteki tüm gelirler) bir zat-ı ibra ettiler. olaya oradan bakarsan adaletsizliktir.

    neden buradan başladım?
    fatih terim’in üzerinde son derece yanlış bir “ego” algısı var. bu algı 2. gelişinde söylediği “ben artık bu saatten sonra ders almam ders veririm” demecinden geliyor… toplumsal hafızamız kötüdür demiştim ama eklemek gereken bir şey var. o da unutkanlık kadar bir o kadarda kinci oluşumuz. bu tip büyük laflar söyleyen kişi söylediğinde çok haklı olsa bile unutmaz ve her başarısızlıktan sonra dile getirildiği gibi “ego” savaşınında ateşini sürekli sıcak tutar.

    yıllarca elde ettiği tüm başarıları “gaz” ile elde ettiğinden bahseden insanlar, her başarısızlığın arkasından da “ego” demeyi ihmal etmediler. çünkü, birisi ülkenin üzerinde bir başarıya sahipse önce çamur atıpı sonrada güneşi balçıkla sıvamının gerekliliği öğretildi küçük beyinlere. yukarı çıkan aşağı çekilir, düz mantığı ile hareket edilen futbol dünyasında hocanın başarılarına “gaz” demeye devam ettiler. yani geçen sene neredeyse 11 yabancı ile geçirdiği 17 maçlık serüveni şampiyon olarak bitirmesi, fas’ın, cezayir’in, fransa’nın, brezilya’nın, uruguay’ın, japonya’nın, norveç’in tüm kültürüne hakim olduğunun kanıtı. yoksa bir adamı duygusal olarak maça hazırlamak, hiç bir yeteneği olmayan binbir milleten gelerek bir çatı altında toplanmış adamlara gaz ile maça hazırlamak her yiğidin harcı olmasa gerek.

    sözlüğe ilk geldiğim zamanlarda en sinir olduğum şey olan bu gaz olayına nokta koymak için bir şeyler karaladım. marcelo lippi, julien nagelsmann, pep guardiola, jurgen klopp gibi adamların teknik direktörlüğü “iletişim uzmanı” olarak tanımladığı bir dünyada fatih terim’in bu konuda double master degree olmasını bile hazmedememek ve basitleştirmeye çalışmak ne yazık ki ata sporu olmuş durumda.

    fatih terim’in büyük bir egosu yok!!

    en azından filozof olarak geçinenler kadar yok. sorduğunuz her soruya kibarca cevap veren, sadece güzel sözler söylediğiniz için sizi telefon ile arayıp teşekkür eden bir adam.. bu hangi seviye bir egodur allah aşkına?

    hocanın galatasaray kulübü üzerindeki etkisi alex ferguson’un manchester united’daki etkisiyle aynıdır. aradaki fark oradakiler sör’ün gazla bir şeyler başardığından bahsetmez ama biyografisini okursanız saha dışı iletişiminin etkisine şahit olursunuz. fatih terim’de galatasaray’un sör’üdür.. bazı lakaplar boşuna verilmez insanlara. birine imparator deniyorsa, italya’da hala grande diye anılıyorsa gerisi fasa fisodur.

    dahası hocanın alex ferguson gibi 25 sene şu kulüpte aralıksız çalışamamasının sebebi ne yazık ki başkanlardır. faruk süren ona istediği takımı kurmuş olabilir ama hiç bir zaman huzurlu bir ortam sağlamamıştır. aylarca maaşı ödenmeyen oyunculara, binbir fedakarlıkla sahada canını dişine takanlara saygı duymamıştır o yönetim. kazanılan uefa kupasından sonra başarının nasıl geldiği sorulduğunda "valla para vermedim" diyecek kadar saygı sınırı aşılmıştır. ve sonunda uefa kupasını kazandırmış 4 senelik yıkılmaz ve belkide bir daha kendinden başka kimsenin kıramayacağı o saltanatı kurmuşken hak ettiği sözleşmeyi vermeyende faruk süren’in ta kendisidir.

    hocanın beklediği o sözleşme koşullarını bir türlü sağlamayan, hak ettiğinden fazlasını istemeyen, ülke spor tarihinin en büyük başarısının mimarını, sanki hiç bir şeyden mesul o değilmiş gibi bir kenara atanda yine ta kendisidir faruk süren'in. hocanın, hakan şükür ile yaşadığı jeep krizine bile müdahil olmayarak kazanın kaynamasını istemesi de bambaşka bir hikayenin adıdır ama konumuz şu anda bu olmadığı için girmiyorum.

    hocanın gidişinin ardından yapılan algı operasyonu steve jobs’un apple’den gönderilmesiyle benzerlik taşır. ikisi de inandığı şey uğuran çok sevdikleri yerden ayrılmak zorunda bırakılmıştır. ve sonrasında sanki bütün suç onlarınmış gibi gösterilmeside cabasıdır.

    2004’ten 2011’e kadar geçen sürede belki iki şampiyonluk gelmiştir ama 7 sezonun sonunda psikoloji üstünlüğü fenerbahçe’ye kaptırıldığı gibi fenerbahçenin istediği gibi at koşturmasına da neden olmuştur o dönem. o istifayı kabul etmek, o günün şartlarında verilecek en kötü karardır. zira 8 sezonda 7 şampiyonluk kazanmış bir teknik direktörü, bir sezon başarısız olduğu diye göndermek tarihi fırsatı tepmektir. hoca istifa edebilir… ilk sezonunda 4-1 kaybedilen fenerbahçe maçından sonrada istifa etmiş ama kabul görmemiştir. faruk süren’in o zamanlar bir ego kavgasına girişmediği fatih terim’i korumuş ve sonra beraber büyümüşlerdir. o büyüme bir zaferdir. zaferlerin egoya etkisi galatasaray’ın 23 senesine mal olmuştur. 23 senede kazanılacak o kadar çok kupa var ki…

    eskiden galatasaray başkanı olabilmek için yönetimde en az iki dönem yer almak gibi yazılı olmayan bir kural vardı. faruk süren, özhan canaydın, adnan polat… bunlar hep önceki başkanların altında görev yapmış, kulübün işleyişini öğrenmiş ve arkasından aday olarak kulübe hizmet etmeye devam etmiş kişiler olmuştu. 2001’e kadar kulüpte üyeliği bile bulunmayan, galatasaray lisesi mezunu olmasının avantajı ile çok rahatlıkla üye olup 25 senesini kolayca doldurabilecek ünal aysal için bu kural çiğnendiğinden beri başkanlarımız kötü. bu kötü başkanlar silsilesinin devam edeceğinden adınız kadar emin olabilirsiniz.

    çünkü, yönetimde yer almış, o zorluğu, sıkıntıyı, işleyişi öğrenmiş adamlar yerine bir yerlerden gelen emirle başkan seçilir hale gelmiş durumda. otopark köşelerinde birbirini tehdit eden insanlar var artık.. rant o kadar büyüdü ki herkesin dengesi bozuldu. her gelen başkan galatasaray markasından söz ediyordu ki o markanın altında önce jupp derwall’in futbol devriminin ilk harcı vardır arkasından da o temelin üzerine şahane bir gökdelen diken fatih hocanın imzası vardır. mustafa denizli’nin yaptıklarını yok sayamam ancak şu bir gerçek ki istikrarlı bir yükseliş değildi. o yüzden bu iki insanı anmadan, galatasaray markası hakkında konuşmak sanki her zaman orada öylece duruyormuş gibi bir tavır takınmak en çok sinirlendiğim şeylerden biri.

    galatasaray markasını büyüten insanlar, galatasaray’ı yokluk içinde bir noktaya getiren insanlardır. marka, marka diye diye çığırtkanlık yapanlar o markayı marka yapan insanlara gram saygı duymayıp, eleman diyerek küçük görenler, kulübe 40 senesini veren insanlara bu yakıştırmayı yapıp, sadece ama sadece 10 senedir kulübe üye olup, ahkam kesenler aynı kişiler. bugüne kadar onunla savaşan egolar, fatih terim kadar hizmet etmiş midir galatasaray'a? sorulması gereken en can alıcı sorulardan biri budur...

    artık galatasaray kulübü başkanlığı, sınıf başkanı seçilen bir yere dönüştü. 100 milyon euro verecek diye inan kıraç tarafından kulis yapılan bir başkan gelir, tırnakları ile kazıya kazıya ismini tüm beyinlere (galatasaraylı olsun olmasın) nakşettiren bir adama eleman der.. ve taraftar o gün, transferler ile gözü boyandığı için efsanesi hakkında tek kelime laf etmediği gibi antrenman sırasında görevinden alındığını söyleyecek kadar korkak insanların tarafını da tutmuştu o zamanlar. taraftarın ahı vardı da hocanın yok muydu? bir kaç günlük adama 40 senelik galatasaray’lıyı yem ederken, aslanı kediye boğdururken neredeydi o büyük galatasaray’lılar..

    bugünde dursun özbek olmasa kesinlikle galatasaray kulübünün başkanı olamayacak mustafa cengiz ile fatih terim karşı karşıya. ülkenin gördüğü en büyük teknik direktöre, bir kulübün üst düzey yöneticisi, başkanı "kabadayı" diyecek ve galatasaray kulübü başkanı, o lafı söyleyenler ile hatıra pozu verecek. sonra geçimsiz olan fatih terim olacak.. balık baştan kokar. bir takım yanlış işler yapanların arkasından, kurtarıcı olarak gelenler, onlara neden oy verildiğini unutmaması gerekiyor. çünkü o verilen oyların nedeni tepkidir... o tepki oyları sizin dünya üzerindeki yerinizi doğru algılamamanıza neden olabilir. o kafa karışıklığı heykeli dikilmesi gereken bir adama karşı bir ego savaşına dönüşebilir ama unutulmamalıdır ki fatih terim bir seçenek değildir.

    neyse, yine geldik sör mevzusuna. glazer ailesi manchester united’ın sahibiyken, benim 20 milyar dolarım var alex sen kimsin? dememiştir. deseydi taraftar ahımız var demez kapı gibi arkasında dururdu..

    galatasaray taraftarı, ikiyüzlülük yaparak transferlere kanarak o gün ahlar vahlar arasında gönderilmesine müsade etmeseydi yeni bir saltanatın kapıları açılacaktı ancak o gün transferler ile gözü dönen tüketim toplumunun fertleri olan genç arkadaşların sosyal medya etkisi hocanın, 3. gelişini son gelişi yapamadı. 4. gelişini de görmek lazımmış demek ki…

    dursun özbek döneminde yapılan transferleri görüp “ya aslında çok tatlı bu adam” diye caps yapıp, tarihin en iyi transfer dönemi diye sevinenler, yapılan trilyonluk zararı unuttuverdiler. işler kötü gidene kadar hatırlamadılar. ve günün sonunda fatih terim gelince tekrar florya’ya herkes mutlu mesut yaşamaya devam etti. hoca bir kere olsun taraftara sitem etmedi. bir kez olsun “o gün neredeydiniz?” demedi.

    bugünde transferler olsa hala hoca için “kimseyle anlaşamıyor yahu” diyecekler. çünkü hoca egolu, çünkü hoca ders almaz ders verir. başarısızlıktan sonra istifa edip başkanlığı bırakan bir tane galatasaray kulübü başkanı yok. başarıyı sahiplenen ama başarısızlıkta kendisi hariç herkesi suçlayan bir başkanlık makamı var.

    8 yılda 7 şampiyonluk görmüş birine sahip iken bu taraftar şunu sorgulamalı aslında ama o soruyu kimse sormuyor…
    neden 8 sezon?
    neden 23 sezon değil??
  • ulan adamın işi başından aşkın galatasarayın kadrosunu kurduğu yetmiyor gidip birde karşıyaka için takım kuruyor. helal olsun bu yoğunlukta halletti ikisinide.

    (bkz: garry rodrigues)
    (bkz: deniz türüç)
    (bkz: vedat muriqi)
    (bkz: mevlüt erdinç)

    kağıt üstünde bakınca galatasarayın kadrosu için biraz daha fazla özenmiş olabilir. onada artık yapacak bir şey yok.
  • görüyorum ve arttırıyorum.

    bence ersun yanal sonrası “fenerbahçe’nin başına geçmek için yol yapıyor”. yarın, öbür gün diyecektir “ben onlara seyirci dedim aslında doğma büyüme fenerliyim”...

    kahkahalar atıyorum evde.
    hocayı eleştirmek başka bir şey niyet okumak başka bir şey. şimdi lafı dolandırmadan direkt konuşmak gerek. adam seyirci dedi alınanlar var. bir kere de haksız çıkmasını bekledim ama çıkmadı... adam seyirci dedi bugün görüyoruz ki herkesin işi çıkıyor şampiyonlar ligi maçı öncesi. kombine devreden devredene... seyirci olmayıp taraftar olsa o maça gider -gerçekten işi olanları tenzih ederim-.

    boca taraftarı gidiyor, dortmund taraftarı gidiyor ... ama bizim galatasaray seyircisi biraz işler kötü gidince stada gitmiyor. ben istanbul'da yaşasam en büyük aktivitem bu olur. arada yinede gitmeye çalışıyorum... seyirci dedi diye çığlık çığlığa bağıranlar vardı. bende eleştirdim bunu ama gelin görün ki adam yine haklı, yine haklı...

    galatasaray taraftarı şımarıktır. bunu en iyi bilende kendisidir. şımarık olmasının sebebi tarihi başırılardır. ne hikmetse o başarıları da şu an takımın başında olan im-pa-ra-tor tarafından galatasaray tarihine armağan edilmiştir. şımarıklığın bizzat sebebi kendisidir. 90 sonrası doğan her çocuk bir şekilde galatasaray’lı olduysa bunun sebebi olan adamdır.

    tamam bu ara inattır, takım kötü gidiyordur, sorunlar vardır filan ama eşeğin kulağına su kaçırmanın alemi yok. rakip takım taraftaları “bir tanede bizde olsa” diye ağıt yakıyor, sahte imparatorlar üretmeye çalışıyor, kendilerine bir tane efsane yapmak için didiniyor, burada “yok kaçacak, kaçmaya yer arıyor” filan diye ahkam kesiyor, niyet okuyor... inanılmaz yahu inanılmaz...

    beyler kendinize gelin.
    karşınızdaki adam hacı babanın torunu değil koskoca fatih terim... tamam hiç bir başkanla anlaşamadığı doğrudur, geleceğe yatırım deyip, jimmy’i, babel’i, adem’i alanda kendisidir... belhanda’yı satmaması hatadır, onu 8 numarada kullanması faciadır... bunların hepsine tamamım ama bu nedir yahu? bu nedir??? azıcık saygı, azıcık edep...

    hayır ligdeki şampiyonluk sayılarının neredeyse 3’te 1 adamın elinden çıkma. geçenlerde twitter’da bir görsel vardı. terim’den sonra kupa sayıları diye onu açıp, okuyup, hatmetmedin. bunu yaparken bal, tahin, pekmez yiyin kan yapsın, o da beyin hücresi olarak geri dönsün ki böyle saçmalamayın.. hocaya kızgın olmak, hayal kırıklığı yaşamak dediğim gibi başka bir şey. eleştirilmez değildir ki ben iki senedir eleştiriyorum. burada o çok bilmişler 4-3-3 oynar bu takım yha! diyordu. biz o gün 3’lü keser bu takımı ama 4-4-2’yi oturtmak daha önemli çünkü oradan 3’lüye geçiş daha kolay olur diye kıçımızı yırttık. yetmedi nzonzi fiziğinde adam isteyenlere savunma öyle yapılmıyor dedik, bu takım statik olur duncan tarzı adam lazım dedik... dedik ama kime ne anlatıyoruz ki? gerçi hoca da geç döndü hatasından filan ama o arkadaşlar o gün olmaz dediklerini bugün kurtuluş reçetesi olarak sunuyor hiç utanmadan.. arsızlık böyle bir şey en nihayetinde.. .

    her neyse, çok uzadı yazı.
    şunu son kez belirtmek isterim. hocanın yaptıklarını eleştirmek her galatasaray’lının doğal hakkıdır. hoca eleştirilmez değildir ama kulübün efsanesine, heykeli dikilecek bir adama gelip burada abuk sabuk bir biçimde saldırmak aymazlıktır.
  • şu anda yaşananların sorumlusu kendisidir.

    insanlar onunla birlikte o kadar çok başarı yaşadı ki iki mağlubiyete bile tahammülü yok artık. gerçi bizim ülkede hiç bir şeye tahammül kalmadı artık. benimde tahammülümün kaldığını söyleyemem...

    ben hocamı genel olarak taktiksel formasyon üzerinden eleştiriyorum.
    yeni değil bir kaç yıldır. tudor’dan devralınan takımdan beri aynı şeyi bıkmadan usanmadan tekrarladım. bu takımın 6 birbirine ikame olacak orta saha oyuncusu alacak gücü yok ve pozisyon oyunu oynadığınız da rakip size baskı kurduğunda oyunu rahatlatmak için uzun oynamanız gerekiyor bunun içinde bir target man lazım.

    herhalde biraz daha bunları yazsam adım target man kaide’ye çıkacaktı.
    twitter’da bazı arkadaşlar dalgasını da geçti ya neyse...

    bu iki sebepten dolayı 4-1-4-1’e karşıydım.
    yani şimdi benim karşı olmam bir şey ifade etmiyor zatende kendi kendimize konuşuyoruz işte.

    neden karşıydım tekrar edeyim. çünkü burası yazının geri kalanı için bize bir şeyler anlatacak

    4-1-4-1 oynadığınız zaman iki serbest 8 ile oynamanız gerekiyor.
    bu takımın 2x2=4 serbest 8 alacak parası yok...

    tudor’dan beri süre gelen 8 numara ve yedeklerine bakalım.

    2017-18 sezonu

    fernando (anchor) = donk (ikinci yarı ilk yarı yedeği yok)
    ndiaye (serbest 8) ikinci yarı satıldı = selçuk inan (yedeği yersen)
    belhanda (serbest 8) = yedeği yok

    çok iyi kadro kuruldu ya o sezon orta sahada ilk yarı hiç bir mevkinin yedeği yok. ikinci yarı fatih terim’in donk’u affetmesi ile başlayan bir süreç var...

    2018-19 sezonu

    fernando (anchor) = donk (stoper ama orta saha da oynar)
    ndiaye (serbest 8) = selçuk inan (yedeği yersen)
    belhanda (serbest 8) = yedeği yok

    buraya ilave yapayım emre akbaba ve belhanda özünde aynı mevkinin oyuncusu gibi görünebilir. kağıt üstünde yani ama sahada biri serbest 8 performansı öyle yada böyle verebilirken, emre akbaba ceza sahasından ne kadar uzaklaşırsa o kadar vasatlaşıyor bu yüzden belhanda’nın ikamesi olamaz hiç bir zaman...

    2019-2020 sezonu

    nzonzi (yarım sezon) = lemina (anchor) - olmadı donk
    seri (regista) = talyan
    belhanda ( serbest 8) = yedeği yok

    yine akbaba için aynı şeyleri söylüyorum hatta bu sefer regista’lı bir oyun olduğu için akbaba’nın serbest 8 oynama şansı hiç kalmıyor.

    ayrıca ömer bayram gibi asıl yeri orta saha olmayan oyuncuların devşirmesini de es geçiyorum. çünkü o kinder sürpriz yumurta. sezona ömer burada oynar ya diyerek başlamıyorsun. sakatlık cezalı sonrası pragmatik düşünmek zorunda kalıyorsun. geçen sezon ömer, bu sezon taylan bu zekanın ürünü... kimse, talyan’dan regista performansı beklemiyordu ama veriyor... holding diyelim biz ona.

    bu sebeplerden dolayı 4-3-1-2’yi de oynamak mümkün olmuyor.. sadece orta saha için değil geçen sezon beklerinde durumu göz önüne alınınca winger back performansı alamayacağın iki bekle bu oyunu oynamak pek mümkün değildi. bu sezonda yine orta saha kaynaklı sorun yaşıyorsun.

    devam edelim bence. iki serbest 8 ile oynamaya çalıştığın oyun için elinde serbest 8 olmayınca ömer bayram devşirmesi ve belhanda ile sezonu devam etmek zorunda kalıyorsun. beklerinde bir orta saha gibi oyuna dahil olması ve hem geçiş hücumunda hem geçiş savunmasında üst düzey işler yapması gerekiyor.

    yani 4-1-4-1 oynamak için kanatları katmazsak sadece bek ve orta sahalar üzerinden düşünürsek;

    5x2=10 adet birbirini aratmayacak sistemin çalışmasını sağlayacak aynı kalitede oyuncuya ihtiyaç var. bakalım bu sezon öyle bir şey var mı? herkesin ligin en iyi kadrosu dediği kadroda...

    omar (sağ bek) = linnes ( her yerde yedeği)
    saracchi (sol bek) = emre taşdemir (sol bek)

    hocanında dediği gibi saracchi geçiş savunmasında orta saha görevi gören bir oyuncu olduğu için olmazsa olmaz. iki maçtır yokluğunu hissetmişizdir diye düşünüyorum. sergen yalçın sığlığında (yorumcu iken söylediği) bekin futbolda çok bir işe yaradığını düşünmüyorum diyenler varsa saracchi üzerinden takımın savunma performansını analiz etsinler. rangers’tan yediğimiz ilk gol saracchisizlikten kaynaklıdır misal.

    omar ve linnes iki sağ bek ama mevkidaşlar sadece. hiç bir benzer özellikleri yok. tabi dahası ikisi de 4-1-4-1 beki değil... sol tarafta saracchi var o tamam ama yedeği yok. sağ tarafta nicelik olarak bek var ama nitelik olarak bu oyunun beki değil. yani bir kanat tam olarak istediğini veriyor.

    geçelim orta sahaya.
    orada ne var? orada da beklerdeki durumun benzeri var.

    artık takımda anchor diyebileceğimiz kimse yok. donk’u saymazsak...
    orta saha orijinli 3 oyuncu var. etebo - taylan - belhanda... ömer’i filan yine katmıyorum.

    etebo (box to box)
    taylan (holding)
    belhanda (advanced playmaker)

    serbest 8 oynayacak iki adam var. arkada biri tutacak (holding) var ama yedeği yok. selçuk bile yok artık... yani altyapı eğitimini aldığı orta saha oynama işini yapacak 3(üç) oyuncu var elinde. ve 4-1-4-1 oynamaya çalışıyoruz...

    geçen sene ömer bayram ile yaptığı sol iç (serbest 8 yani) mevkisine bu sene yerleşen emre kılınç var çünkü hocam, canım, ciğerim 4-1-4-1 oynamak için iki kanattaki oyuncusuna demiş ki “bundan sonra sizde herkes gibisiniz...”

    durumu anlatan bir görsel paylaşacağım.
    bunu maç içinden bir görsel ile yapardım ama bein ile aramız hala kötü o yüzden çizerek anlatacağım.

    https://gss.gs/eAc.png

    iki kanat oyuncusu merkeze gelirken, iki serbest 8 ceza sahasına yaklaşıyordu ilk iki maçtan sonra ve benimle birlikte herkes ortalama 600 pasa yaklaşan bu takımın 390 pas ile daha dikine oynadığını fark etmiş ve topu geride evelemeden, direkt bir oyuna dönüşüne sevinmişti... bu pep’in city’sinden çok sarri’nin napoli’sine benziyordu.

    saracchi’nin atak yaptığı ama ters kanattaki bekin savunma düzeninde kaldığı bir oyun ile başladık. sarri’nin napolisi için o günlerde dikine tiki-taka denmesinin nedeni de aslında buydu. ama bir kaç fark vardı o takımla bu takım arasında.

    birinci fark kanat oyuncularının daha hücuma yönelik olmaları.
    galatasaray’da ise pas ile çıkmak için feda edilen hızlı kanat oyuncuları yerine orta saha özellikli iki kanat oyuncusu ile takım boyunu kısaltma üzerine kurgulanmış bir hücum planı ile başlamıştı lige.

    sarri’nin 4-1-4-1(4-3-3)’inde ghoulam hücuma çıkarken sağ bek hysaj savunmayı üçlüyordu.

    benzeri bir şeyi galatasaray yapıyor.
    jorginho rolü de geçen sezon seri, bu sezon taylan’ın üzerinde. o takımda yani sarri’nin napoli’sinde serbest 8’leri hamsik ve allan’dı ama zielinski gibi bir yedeği de içinde barındırıyordu. diawara’yı da ekleyebiliriz bu rotasyona.

    hamsik, allen, diawara, zielinski, jorginho gibi bir orta saha rotasyonunuz varsa dikey tiki taka yapabiliyor 4-1-4-1’gibi bir oyunu rahatlıkla oynayabiliyorsunuz. şimdi herkes kanatlardan şikayet ediyor ama merkezinizin hem savunma hem hücum oyununu çok iyi oynaması gerekiyor.

    şimdi misal önümüzde iki örnek var.
    biri sarri’nin napoli’si diğeri pep’in city’si...

    napoli box to box tipi iki 8 numara seçerken (alan/zielinski ve hamsik), pep, advanced playmakerlardan seçiyordu (kdb ve david silva) o dönem.

    bizde ise belhanda - etebo var wow!

    hoca yine de düşündüğü oyunu oynatmak için hızlı kanatlarından vazgeçtiği için merkezdeki 8 numaraların bir önemi olmadığını düşünülebilir... ilk iki maçta da bunun önemi olmadığı görüldü zaten ama ne zaman görüldü? pas hızının arttığı ve hücum etmek için topu çok yatayda gezdirmediği zaman... rakibi daha rahat çözebildiğin gibi bek savunmanı da dengesiz yakalamıyorlardı. hocanın geçiş savunması dediği şey aslında bu...

    belhanda, 70. dakikada oyuna girdiği hajduk split maçında topu yataydan dikeye çevirdiğinde maçın kilidini çözmüştü. yani ilk 3 maç olan -hajduk maçını da dahil edersek galatasaray topu dikeye taşıdığında sorun yaşamazken daha sonraki maçlarda yaşanan sorunun sebebi yataya dönüş. tabi bu da fiziksel çöküş sonrasında gelen bir mecburiyet.

    bunun hocanın talep ettiği bir şey olduğunu sanmıyorum. rangers maçıyla birlikte başlayan süreçte takımın kendini tasarruf moduna çektiği bir gerçek. sahada daha durağan bir oyun olma nedeni de fiziksel çöküş.. daha önce scott piri zamanında adale sakatlıkları yaşanmıştı. bir yenileri de yaşanıyor şu anda. etebo ve taylan gibi. sezon başında onun programı bazı sakatlıkları beraberinde getiriyor ama daha sonra güç kazanıldıkça daha farklı bir takım izleniyor.

    4-1-4-1 deki mecburiyetin ana nedeni daha deneyimli oyuncular ile oynama isteği ve bu oyunculara uygun yapının bu olması. hız mı? pas mı? çelişkisinde pası tercih etmesine bende karşıyım ancak bu oyunun jesse ve kerem ile oynama şansımızın şu anda (bunu büyük yazabilsem keşke) çok az olduğunu da söylemek isterim. kerem ve jesse gibi oyuncular ile oynanacaksa 10 aydır ısrar edilen oyundan vazgeçmek gerekecek.

    bu oyunun oynanma nedeni basit bir denklem aslında.

    pozisyon oyununda takımdaki herkes iki kanat oyuncusuna çalışır.
    messi - pedro / sane - sterling / insigne - callejon vb...

    bu oyuncuların ortak özellikleri oyuna fiziksel hız kattıkları gibi koşu yapabilmeleri. koşu yapmaktan kastım coking değil... half-space kullanmaktan bahsediyorum. bunu yapabilmenin yolu da elbette topu ceza sahasına getirmektir. topu alıp son çizgiye inmek yada robben gibi tüm savunma hattını enine çalımlamakta bir tercih olabilir fakat pozisyon oyunun özelliği kanat bekleri ile birlikte 7 kişilik hücum repertuvarı ile rakibi ekarte etmektir. bu oyunu henüz aynı ve yeterli orta saha rotasyonu ile oynamadığımız için half-space kullanan tek isim ne yazık ki belhanda...

    hocanın inancı bu oyunun geliştirilmesi demek geleceği kurtarmak demek... bu mümkün olabilir mi? şu anda pozisyon oyunu oynayan takımların yaşadıklarını görünce ve o oyunun çok uzağında iken bu oyuna bu kadar büyük anlamlar yüklemenin doğru olmadığını düşünüyorum. öyle ki ne sarri’nin ne pep’in takımlarının bariz üstünlüğü yok iki senedir. sarri’nin bir serie a şampiyonluğu oldu artık ama onunda nasıl geldiği malum.

    savunulması basit bir hale geldi. derinde bekleyen 5'li savunma, oyunun hücum tarafının oynanması için gereken kanat bekleri yüzünden bekin arkasına atılan topların yarattığı tehlikeler...

    hocanın, birebir pas takımı yaratmak istediğini de düşünmüyorum aslında. topun kendinde kalmasını teknik direktörlük yapmaya başladı zamandan beri ilke edinmiş bir adamdır fatih terim. fiorentina’nın başındayken de aynı düşünceye sahipti 2011’de 3 kez geldiğinde de... amacının, kendi alametifarikası olan gegenpressing’i yarım yumalak yapan takımlara karşı bile zorlanan bir takım olmaktan çıkıp rakibin pres için boşalttığı alanları kullanarak sonuca gitmek olduğunu düşünüyorum.

    bu arada açıkçası gegenpressing yapmak daha zor olduğu gibi liverpool'un yaptığı gibi pas oyununu da oynayan bir akım olma zorunluluğunuz var.

    bu sebeple şu anda pas yapabilmek için kanatlarına ihtiyaç duyma sebebi merkezdeki serbest 8’lerden birinin canı istediğinde oynaması (belhanda), diğerinin ise henüz takıma alışmaması (etebo). yani orta sahasına güvenmeyen bir teknik direktörün, target man’i olmadığı için uzunda oynayamadığı bir dönemde teorik olarak bu oyunun tutacağını inanmasından ibaret...

    asıl hocanın hayalindeki takımın, galatasaray’ın hajduk maçı dahil dikine oynayabilen hali olduğu aşikar. buna ulaşmak için önce orta sahasını güvene almalı... oraya güvendiğinde kanatları pas için orta saha çizgisine çekmeyi bırakıp daha dikini giden oyunculardan seçeceğini düşünüyorum.

    hocayı bu konuda bende çok eleştirdim ama şöyle bariz bir şeyi de kaçırdığımı düşünüyorum bu aralar.

    hoca her zaman kanat oyuncularından birini hızlı diğerini oyun kurucu özellikli seçerdi. hatta bazen abartıp ikisini de hızlı oyuncudan yana kullandığı olurdu.

    bruma-garry-onyekuru-ambrabat-colin kazım uzar gider...

    bugün ise ikisini de oyun kurucu özellikli seçmesi ve beklerin oyuna katılmasını istemesi aslında onun orta sahasına ne kadar güvenmediğinin kanıtı. adam nasıl güvensin zaten onu da bilmiyorum ya...

    bu sistemin değişmesi gerek diyoruz.
    bunu çok uzun zamandır dile getiriyoruz aslında. daha önce anlattığım bir entry’mde de uzun uzun anlattım.

    ikili orta saha tek forvet 3-4-2-1 daha uygun geliyor hep bana.
    valentine ozornwafor ve emin bayram ile birlikte 5 stoper varken ve aslında hepsi birbirini ikame edebilecek durumdayken, az güvenilen orta sahayı üçlemek yerine stoperi üçlemeyi tercih ediyorum ben ama bu durumda pas oyunundan vazgeçmek gerekecek.

    sanırsam geçen sezonun ortası dahil 10 aydır oynanmaya çalışan bir oyundan vazgeçmenin kısa dönemde çokta mümkün olmadığını düşünüyorum. özellikle, bu kadar pas oyunu üzerine düşülmüşken... tabi 3-4-2-1 içinde target man şart aslında ve ocak ayına kadar hepi topu 10 maç varken köklü bir değişikliğe gitmek yerine eldekini geliştirmeye çalışmak daha ekonomik gelebilir hoca için.

    en nihayetinde gurrpegi ile çok sıkça konuştuğumuz ve hocayı asıl eleştirdiğimiz nokta geçen sezon elde ne kadar satılacak adam varsa satıp, şampiyonlar ligini de bir kenara bırakıp kendini tazeleme dönemine girip yapılanma yılı yapmamasıydı. hocanın idare eden adam almayı istememesi ve bazı oyuncuları bu yüzden istemeyerek stopersiz, forvetsiz sezonlara başlamasını da sıkça eleştirir gurrpegi beyciğim. benim ise olayım teknik ve taktik olarak durumu analiz etmekten öteye geçmez.

    tüm bunların ışığında ocak ayını bekleyerek aynı tip oyunu daha dikine şekilde oynayarak sarri’nin napoli’sinden esintiler sunmaya çalışacak gibi takım.

    şunu not düşmek isterim. dizilişlerin işlemesi için oyuncu rollerinin uygun olmasından uzun zaman önce bahsetmiştim. kendimi tekrar etmeyeyim. omar’ı sağ bek yazıp ondan mariano performansı beklemek 4-3-1-2’nin çalışacağını düşünmek komik geliyor bana. öyle isim yazarak "al işte bek sana" diyerek kadro kurmayı doğru bulmuyorum.

    çünkü 4-3-1-2'nin 4-1-4-1’den tek farkı kanat oyuncularının olmamasıdır. ama zaten kanatların şu anda takımda olma sebebinin ne olduğunu yukarıda anlattık. pas oyunu oynamaya çalışan ve 3 orta saha orijinli oyuncuyu anca çıkarabilen ki bunlardan biri belhanda olan bir takımın 3’lü orta saha oynamaya çalışması lükstür ve arda ve feghouli gibi oyun kurucu kanatların sahada olmasının sebebi de bu üçlü orta saha kurgusudur.

    4-2-4 veya 3-4-2-1 üzerinde durma sebebimde aslında tandem orta sahasına dönme fikri. ve taylan’ın pas ağını kurarken daha önde topla buluşup daha dikine hareket etmesini sağlamak. iki taktikte de ana düşünce bek savunmasını en az hasarla atlatma... çünkü 4-2-4 de bekler hücumcu değil savunmacı iken 3-4-2-1'de beklerin yerini sol ve sağ stoper almakta.

    ben olsam tüm 3’lü orta saha varyasyonlarını kafamdan siler atarım ama işte biz yokuz oralarda malum * henüz o kadar mürid edinemedik.

    neyse, hocama allah sağlık sıhhat versin.
    dayanma gücü versin. en çokta sabır versin. bu kadar şımarık, bir o kadar iş bilmez taraftara ve yönetime rağmen kazandığı 8 şampiyonluğu da ders diye okutulması gerekiyor. ve daha ayıbı heykelini dikmememiz... alex'in heykeli dikilmişken hemde!!!

    galatasaray müzesindeki kupaların yaklaşık üçte birinde imzası olan birinin böyle eleştirilmesi, torun sevsin kıvamında konuşulması bana her zaman garip gelecek.
  • fatih terim'i en çok sevenlerin de mottosu oldu ahımız var hocam. ben babamdan sonra fatih terim'i bilirdim. 2000'de uefa kupası alındığında üniversitedeydim ben, düşünsene ortamı. hayatımın en güzel günlerini bu adam sayesinde yaşadım neredeyse. rüyalarımda görürdüm yanında çalıştığımı, florya'da yardımcısı olduğumu, yeri geldiğinde futbolcusu olduğumu görürdüm.

    ne kadar sevdiğimi tarif edemem. zaten bundan ya öfkem...

    hiçbir şeyi unutmadık ama çabamızın adı galatasaray'sa üzerini örtmesini de biliriz. 3 yıldır ilk defa galatasaray taraftarının birlik olduğunu görüyorum. ben burada nacizane bu duyguyu, coşkuyu ulaşabildiğim bir kişiye olsa bile verebilmek için akşama kadar yazı yazıyorum. adamın tek cümlesiyle ülkenin havası değişti...

    ben gene unutmadım o fotoğrafı, ben gene unutmadım bir şeyleri ama galatasaray'ın içinde bulunduğu durumda fatih terim'den başkasının camiayı ayağa kaldırma şansı yoktu.

    açıkçası ben şu süreçte hele hele dursun özbek ile anlaşmayacağına emindim. terim'in mayıs 2018'deki seçimden sonra geleceğine de emindim ama şartlar çok değişti ve taşın altına elini koydu. bu açıdan saygımı hak ediyor. çünkü terim'in de karizmasını kurtarmak için bize ihtiyacı vardı ama bu dönem başarı yakalaması için en zorlu dönemdi, ben bu sebeple ayrıca şaşkınım ve hocanın bendeki hanesine kocaman bir artı yazıyorum bunu. o da kendi kariyerini koydu ortaya. aslolan galatasaray'dır lafının içi biraz doldu...

    yani bu kadar şeyi sineye çekecek adam da değilim, normal hayatımda aynı hisleri paylaştığım birisinin bir daha yüzüne bakmam ama ben galatasaraylıyım, galatasaray'la yaşıyorum. adamın gelişiyle elim ayağım dolaştı, midemde kelebekler uçuştu, dün gece 3'e kadar uyuyamadım...

    bunu da kendime anlatamıyorum... o kadar karışığım ki...

    neyse, inşallah bizim için kalpten bir özür ile başlar bugün çünkü biz affetmeye de hazırız...

    yolun açık olsun hoca, allah yardımcımız olsun!
  • bu sözlükteki hiç kimsenin, hatta camiadaki hiç kimsenin, senden anadan doğma nefret ettiğini düşünmüyorum.

    ben eminim ki, hemen hemen her yazarın, hayatında bir iki kez bile olsa, gözleri dolarak seni alkışladığına kefilim...

    bak hoca, ben ki, bizden ayrılık sürecinde seni suçlu bulanlardan biri olarak yazıyorum bu satırları.
    benim annem ve babam boşandığında, sene 2000, aylardan hazirandı.
    aynı sene, 17 mayıs'ta seninle beraber uefa kupası'nı kazandık biz...

    aradan yıllar geçse de, yeni tanıştığım insanlar ailevi durumumu sorduklarında, onlara zamanı söyle tarif ediyorum;

    + hani galatasaray uefa kupası'nı kazanmıştı, hani arsenali devirmiştik, popescu son penaltıyı atarken fonda aptal bir telefon melodisi vardı, fatih hoca çömelip ağlıyordu sevinçten... işte bundan bir ay sonra bizimkiler ayrıldı...

    sen bu kadar kilit noktadasın benim için.
    yazılarıma baksan, yakınlarımla konuştuklarımı duysan, senden nefret ediyorum zannedersin.

    tekrar geldiğinde duyduğum sevinç ve güveni tahmin bile edemezsin hoca.
    "ben galatasaray'a imzamı 70li yıllarda attım" sözünden sonra, ağladık biz, sen bilmezsin...

    hani diyorlar ya "gönderilirken ağlıyordu" falan diye...
    biz de ağladık birader, o geldiğinde.

    ama fark var hoca.
    istesen, alex ferguson'u olurdun bu kulübün...
    yıllarca seni konuşurduk, senden bahsederdik, yenilsen de arkanda olurduk.

    bu kısa sürede, bu nefret niye peki?
    aslında nefret de değil ama, sevimsizlik belki.

    basında ilk olarak çıkan, sözleşme yenileme geyiğinde, her taraftar bekledi ki, sen o imzayı bir an önce atarsın...
    bir an önce ipne basına da, kuyunu kazan tiplere de cevap verirsin..

    olmadı hoca.

    önce, "gemileri yaktım, gitmek düşüncem vardı ama buradayım" dedin, ceza alacağın bir maç sonu, sokakta yaptığın açıklamada...
    fenerli bir arkadaşın evinde, senin bu açıklamanı dinlerken için için ağladığımı biliyorum ben.
    "federasyonun kurullarına artık saygım yok" dedin...

    siklemiyorum demeye getirdin bir yandan.

    "ben de konuşacağım" dedin.

    yaşar kurt'un "hadi baba gene yap" şarkısı vardır, bilir misin?
    babasının güzel düşlü yalanlarından dem vurur ve hiç biri gerçek olmaz hani.

    işte sen, o şarkıdaki babasın hoca.
    kurullarını takmadığın federasyonun bir parçası olarak...
    konuşacağım deyip sus pus olduğun hallere bürünerek...
    kalacağım deyip, kovulacağını bile bile aynı hareketlere devam ederek...

    ünal aysal benim babamın oğlu değil.
    ne eski, ne yeni eşini bilirim.
    çocuğu var mıdır, yok mudur, varsa ne iş yapar umurumda bile değil.

    ama instagram'ım olmadığı halde, senin kızının instagram'da ne paylaştığını bilecek kadar tanıyorum seni...
    ama beni, karşı tarafa hak vermeye mecbur ettin.

    ve belki de binlerce, milyonlarca galatasaraylıyı...
    suçlu ben olamam hoca, emin ol...

    çünkü elbise dolabımın kapağında, hagi'nin yanında senin fotoğrafın var, kazık kadar adam olmuş olsam da...
    bence biraz sen düşün, ama bu sefer hakikaten düşün.

    bu kadar insan senin yüzünden, senden soğudu...

    4. yıldızı takacağımız formayı storedan alırken, seninle olduğumuzu hissetmek isterdim.
    artık ipragazın yıldızlarını parlatacaksın...
  • "galatasaray'ı bu durumdan çıkaracak tek kişi kendisidir" cümlesiyle "çumurbaşganımız giderse türküye çöger" yorumu arasında hiçbir fark göremiyorum. ülkedeki demokrasinin beşiği bir kulübün bu kafada taraftarları olması akıl alır gibi değil. bu arkadaşlar ya yıllardır destekledikleri galatasaray'ı zerre tanımıyor ya da basındaki algılardan inanılmaz etkileniyorlar.

    geçen sezondan beri yazıyorum; kendisinin 4. gelişinden beri galatasaray "istikrarlı bir iyi oyun" ortaya koyamıyor. üst üste gelen 2 şampiyonluk da bir şampiyon takım oyunuyla değil, kötünün iyisi olarak kıl payı elde edildi. bu durum ligdeki büyük maçlar ve avrupa'da o kadar ayyuka çıkıyor ki; terim'in 4. döneminde galatasaray avrupa'da 13 maçta sadece 1 kez kazanıp bu maçların 9'unda gol bile bulamamış. ligde de fenerbahçe, beşiktaş, trabzonspor ve başakşehir'e karşı deplasmandaki 8 maçta 1 galibiyet bile elde edemeyip sadece 3'ünde 1'er gol bulabilmiş. ben hayatımda üst-üste 2 sezon şampiyon olup bu kadar kötü istatistiklere sahip olan başka bir takım görmedim.

    gelelim "galatasaray'ı bu durumdan çıkaracak tek kişi kendisidir" cümlesine. genç adamlar, bu kulüp 2001-02 sezonunda lucescu yönetiminde victoria, fleurquin, radu niculescu, sebastian perez gibi 2.-3. sınıf topçularla şampiyon olup o sezon iki grup aşamalı şampiyonlar ligi'nde çeyrek finalin kapısından döndü. 2005-06'da gerets yönetiminde saidou, volkan arslan, cihan haspolat gibi adamlarla alex, anelka, appiah'lı fenerbahçe'den şampiyonluk aldı. 2007-08'de kalli yönetiminde barış özbek, uğur uçar, serkan çalık gibi adamlarla şampiyonlar ligi'nde yarı finalin kapısından dönen alex, roberto carlos, kezman'lı fenerbahçe'den şampiyonluk aldı. 2014-2015 sezonunda itin götüne sokup sokup çıkarttığınız hamza hamzaoğlu'yla bile 4. yıldızı alıp 3 kupayı birden kazandı. bu tip örnekleri daha çok uzatırım. konu denizliler, derwaller ve hatta brian birchlere kadar gider ama onları da bi' zahmet gidin siz araştırın.

    tavsiyem, bu zihniyetten ivedilikle kurtulmaya bakın. terim, bu kulübün değerli isimlerinden biridir ama asla her şeyi değildir. terim'le var olmadık, terimsiz de yok olmayız.

    haydi iyi geceler.
  • kendisini galatasaray'dan büyük sanıyor.
    daha acısı bir kısım taraftar da aynı şekilde düşünüyor.
    konu değil arda*, kim ve ne olursa olsun galatasaray teknik direktörü, galatasaray başkanına ithafen, ben olsam öyle cümleler kurmazdım gibi adap bildirici şeyler söyleyemez.

    bu lafı galatasaray başkanı galatasaray teknik direktörü hakkında söyleyebilir ama galatasaray teknik adamı bu lafı galatasaray başkanına söyleyemez.

    o makama saygı şarttır.
    teknik adam personeldir, başkan seçilmiş kişidir ve iş verendir.

    fatih terim haddini bilmeli ve sadece görevini yapmalıdır.
    kurt kocayınca itin köpeğin maskarası olur. fatih terim 2 sene önceyi hatırlasın. bu gün el öpen arda, burak falan posta koyuyordu terim'e. rüştü'nün bile diline düşmüştü. milli takımdan da kıçına teneke bağlayıp göndermişlerdi. galatasaray varsa terim var. bunun kıymetini bilsin. bana inanmıyorsa galatasaray teknik direktörü değilkenki sosyal medya etkileşimlerini nerede kalmıştık ve sonrası ile kıyaslasın.

    terim haddini ve yerini bilmeli. zaten bu takıma şu futboldan iyisini oynatacak çok teknik adam var.
  • adana'da kendi halinde mütevazı emekçi bir babanın oğlu olarak doğ, yeteneklerin ve çalışma azminle metin oktay tarafından ellerinden tutulup galatasaray'a getiril, galatasaray'ın kaptanı ol ama tüm kariyerin 14 yıl şampiyonluk görülemeyen zamana denk gelsin, jübile yap, senden sonra takım şampiyon olup, avrupa'da yarı finaller görsün.

    sen ise ankaragücü ve göztepe'de teknik direktörlük yapıp, alt yaşlarda milli takımlarda çalışıp, sepp piontek'in yardımcılığına gel, sonra da son torba takımı olan türk milli takımını, san marino ayarındaki takımı adım adım avrupa şampiyonasına katılacak seviyeye getir.

    bu başarı seni galatasaray'a getirsin...

    2000 yılında bir ülkenin kaderini değiştir. yapılamayacak denileni yap, insanlara ilham ol, türkün de her alanda başarılı olabileceğini insanlara göster, kendini geliştir, serie a'ya git, önce fiorentina'ya oynattığın oyunla lige damga vur, sonra dönemin en sükseli takımı olan ac milan'a hoca ol, yetmesin, elit teknik direktör ol, farklı farklı dönemlerde milli takımı 3 avrupa şampiyonasına götür, 2008'de avrupa 3. ol, galatasaray'da 4 farklı dönemde toplam 9 sezonda 8 kere şampiyon ol, sayısız kupa kazan...

    sonra, tek başarısı bir gün rahmi koç'tan çıkan spermler arasından birinci olmak olan birisi gelsin seni kendine düşman bellesin.

    vallahi işin zor hocam...
  • bundan yaklaşık 2 yıl önce galatasaray taraftarına bir soru sorulsa ;

    fatih terim galatasaraya tekrar geri dönecek, 2 yıl içinde 2 kere lig şampiyonu olacak, 1 türkiye kupası, 1 süper kupa alacak, arada ozan kabak gibi bir yetenek çıkarıp kulübün kasasına şu dar boğazda hiç yoktan 11 milyon euro koyduracak. üstelik bu şampiyonlukları bin bir zorlukla, sakatlıklarla, haksız kararlarla, iğrenç algılarla,
    birinde dönemin en önemli orta sahası ndiaye satılıp yerine kadro dışı donk'u, diğerinde yarım sezon forvetinde sinan-eren rotasyonunu kullanarak alacak.

    lakîn,

    3. sezonuna başlarken elinde iyi bir kadro olmasına rağmen istediği sistemi oturtana kadar bir sürü hata yapacak hatta takım çok kötü bir futbol oynayacak. ısrarla, belli bir eşiği aşarsa takımın düzeleceği olan inancından dolayı da aynı sisteme devam edecek.

    kabul müdür ? deseler ;

    eğer bir insanın fatih terim ya da galatasarayla özel olarak husumeti yoksa herkesin kabul edeceği bir senaryodur sanırım.

    muhtemelen cevap ; "yaa hocanın kredisi 3-5 maçla biter mi ? böyle 2 sezondan sonra isterse 3. sezon komple doğru oyunu bulma arayışı ile geçsin" olurdu.

    ama maalesef ;

    2 maç son saniyelerde puan kaybedilmesine rağmen ligde liderin henüz 3 puan gerisinde iken,

    kadrosunda 6-7 adet futbolcusu tek başına tüm galatasaray takımından daha pahalı olan psg, real madrid olan grupta kötü performans sergiliyor diye,

    her türlü ithama maruz kalıp, modern futbolu bilmediği ilan ediliyor. hatta istifasını isteyen bir grup dahi çıkıyor.

    şimdi bulup buraya koymayacağım lâkin sezon başı sanırım fiorentina ile yapılan yapılan hazırlık maçı sonrası takımın bu sene çok kötü başlayabileceğini buraya yazmıştım. hazırlık döneminde ortaya konan plansız oyun bunun sinyallerini vermişti.
    ama sadece sen, ben farkında değiliz, bence herkes emin olabilir ki tek başına 28 kupası olan fatih terim de bunun farkında.

    şu aşamada kendisine biraz daha sabır göstermek gerekiyor.

    güzel şeyler zaman alır ve bazı şeyler kaybederek kazanılır. kendisini istifaya davet eden sosyal medya mensupları eminim bundan 6-7 ay önce aynı hesaplardan ajax güzellemesi yapıyordur.
    ama ajax'ın şampiyonlar liginde yarı final oynayacak seviyeye gelene kadar hangi süreçlerden geçtiğine dair en ufak bir fikri yoktur.
    geçen sene finali son saniye kaçıran ajax ondan 2-3 sene önce uefa'da sıradan takımlara bile diş geçiremiyordu, taa ki oyun şablonunu oturtana kadar. içeride, dışarıda fenerbahçeye karşı oynayıp, galibiyet alamadığı zamanlar dahi olmuştu.

    bu takımın 5 senedir kupa alamamak gibi bir durumu yok. bu kadar panik, bu kadar agresyon niye var hiçbir fikrim yok lâkin biraz daha dikkat ve bu agresif havanın kırılması eminim başarıya daha çok yaklaştırır bu takımı. bu havayı da kıracak olan taraftardır.
  • dünya’nın en komik krizini çıkarmıştır. başkan’ın aynen ifadesi şu şekilde” arda gündemimizde yok” . peki terim’in başkana cevabı nedir? ben böyle bir cümle kurmazdım.
    başkan ne yapmış arda’ya küfür mü etmiş? hoca’ya kötü bir şey mi demiş? adama sormuşlar o da arda gündemimizde yok demiş. bu kadar basit.
    peki sen ne yapıyosun hocam? antalya maçı sonrası garip bir şekilde bu kadar taraftarın istemediği bir adam için gelebilir minvalinde açıklamalar yapıp sonra bugün de ne arda’nın ne de benim gelmesi için bir talep yok diyosun?
    ne istiyorsun peki gelsin mi gelmesin mi? gelmesini istemiyorsan o halde neden başkanı zor durumda bırakıyorsun?
    ilk yarı rezalet oynamışız tam ikinci yarı iyi başlayalım diyoruz hoop yeni bir kriz.
    arda futbolcu olarak 3.ligde bile oynayamacak durumda bu adam için neyin tantanası bu.??
    arda denen adam için bu kadar taraftarı ve başkanı karşına almak nedir?
  • https://pbs.twimg.com/...=jpg&name=medium

    * 1996-97 sezonunda 3-5-2 ile şampiyona olmuş…

    * 1997-98 sezonunda yine 3-5-2 ile başlamış, kötü gidişin ardından o meşhur klassis kampı sonrası 4-4-2’ye geçmiş ama 3-5-2’ye olan inancını korumuş

    * 1998-99 sezonunda 4-4-2’ye geçiş yapıp, arif’in sağlık durumuna göre şekillenen ilk 11’ine gegenpressing ile kazanılan her top ile dikine hücum etmeyi öğütlemiş, arif varsa 4-4-2 yoksa 4-4-1-1 ile hücumda 2-5-3’e evrilmiş. şampiyonlar liginde 4-4-1-1’i korumaya özen göstermiş

    * 99-2000 sezonunda aynı düzeni korumuş yeri gelmiş chelsea deplasmanına capone -popescu tandemi ile çıkmış yeri gelmiş hasan şaş - okan buruk kanatları ile (emre çolak - engin baytar ikilisi gibi) asimetrik oynamış, yer gelmiş meşhur fenerbahçe (johanson’un frikik golü ile 1-0 biten meşhur maç) maçındaki gibi 3-5-2 çıkmış, zemine, rakibe göre pozisyon almış, rakibin kalabalık bir orta sahası varsa ve hücum olarak iyi değilse 3-5-2, avrupadaki rakiplere karşı 4-5-1 ama çoğunlukla 4-4-1-1 kullanmış.

    * fiorentina ve milan döneminde 4-3-1-2, 4-4-2, 3-5-2’yi kullanmaya devam etmiş, çift forvetten vazgeçmemiş, orta sahasını ve defansını rakibe göre şekillendirmiş (günümüzdeki örneği bkz: mauricio pochettino) ve pres yapmış, etki etmeyeceğini düşündüğü maçlarda 4-4-1-1’ine güvenmiş…

    * milli takımda 2008’de tuncay şanlı’yı bir orta saha oyuncusu gibi kullanıp 4-3-3’e geçmiş tüm eleme maçlarını ise neredeyse 4-4-2 oynamış, kazanmaya ihtiyacı olan maçta semih ve nihat ile çıkmış ve bence semih milli takım performansı sonrası galatasaray’a 3. kez gelene kadar çift forvetten vazgeçmiş.

    * üçüncü gelişinde önce sabri’nin orta saha oynadığı (sonra lahm’ı benzer pozisyonda oynattı pep) bir düzenden elmander ve necati ateş'li 4-4-2’ye geçiş ve sonrasında yapılan hatalı transferler ile 4-3-3 ve 4-3-1-2 arasında gidip gelme ile geçen bir sezon… bruma’nın transferi ile tam olarak 4-3-3’e evrilme..

    ilave not : fatih terim çok büyük bir eğitimciydi. eğitimci teknik direktör yarışmacı teknik direktör olarak yapılan ayrımda hoca eğitimci yönü ağır basan taraftaydı. akdeniz oyunları şampiyonu takımı alıp, eğitip dünya futboluna sistem kazandırması da temelinde eğitimci özelliğinin fazla oluşuyla alakalıydı.

    onca başarıdan sonra hoca eğitimci yönünü geri plana atıp, yarışmacı yönünü öne çıkardı.
    arada, genç oyunculara karşı eğitimciliği devam etti ama genele yaymadı. hazır oyuncu beklentisi çok fazla arttı. bazı alışkanlıkları kazanmış 27-28 yaşındaki oyunculara yeni şeyler öğretmek kolay değil. o da uğraşmadı zaten... bence hocanın yarışmacı kimliğini geri plana atıp eğitimci kimliğini yeniden ilk sıraya koyması gerek.. ama o başka bir yazının konusu.

    veee günümüz…

    şimdi böyle bir kariyeri olan bir spor adamının onyekuru’ya olan saplantısını, asimetrik 4-1-4-1’in feghouli’nin remzi’*nin rolünü üstelendiği bir düzendeki ısrarını (asimetrik düzene lafım yok ancak onyekuru'nun varlığı onu işlevsiz kılıyor) anlamıyorum, anlamayacağımı. hayır bahsi geçen spor adamı capone - popescu tandemi ile stamford bridge’e çıkmış adam. tam anlamıyla bir taktik deha… neden? neden 4-3-3? diye sormadan alamıyorum kendimi.

    hocanın 2-5-3’e karşı kara sevdalı olduğunu anlatmaya gerek duymuyorum ama her başarılı 2-5-3 denemesinin arkasında hücum 3’lüsünün hiç bir zaman kanat forvetlerinden oluşmaması yatıyordu. ama hocam ısrarla o 3’lüyü kanat forveti yapamayı istedi durdu kariyeri boyunca. her seferinde hüsranla bitti o hikaye ve yine, yeniden kanat forvetli bir 2-5-3… ve yine işlemeyen sistem.. tarih gerçekten tekerrürden ibaret sanırım.

    bu şekilde işlemeyeceği çok açık. çünkü artık orta sahalar dunga gibi.. tugay gibi değil. eskiden bunlar çok özel oyuncuydu. şimdi merkez orta saha olup çift yönlü olamayanların yaşama şansı yok. eko sistem içinde anında evrimleşecek yada başkaları yaşasın diye kendilerini feda edecekler. galatasaray merkez orta sahası ndiaye ve belhanda ile aslında çift yönlü kısmına biraz uygun ama 3’lü orta saha için uygun değil.. bu yüzden 4-3-3 ısrarını anlayamıyorum ya zaten. çok bariz görünüyor sahada bu..

    http://gss.gs/skU.png

    half-space'lere adam girmediği için rakip defanslar kapandığında açamıyorsun. bunun en büyük sebebi de kanat oyuncularının merkeze girme konusunda hünersizliği. feghouli'nin teknik kapasitesi üst düzey olduğu için orada belhanda ile birlikte ikiye birler ile tehlike yaratabiliyorlar. hele birde rakibin bek savunması zayıf ise mariano'da katılınca o ikiliye bambaşka bir şey oluyor ama her rakibe karşı bu hareketler yemiyor.. çünkü, orada bira kaos var. hocanın kaosu kontrol altında tutmak istediği bir gerçek. henry onyekuru half-space alanına girmediği için hücumda şöyle bir sıkışmaya neden oluyor.

    http://gss.gs/BEB.png

    herkes statik olduğu içinde rakip sadece alanı savunması yeterli oluyor... üstüne üstük rakibi enine boyunu uzatamadığınız için sıkışık kalıyor. birde şut tehdidi olmayınca, çevir gazı yanmasın futbolu karşılıyor bizi. kontra atak yemeye çok müsait olduğumuzu da kaos kontrolü sırasında alana tam yerleşemediğimizi de belirtemeden geçmeyeyim.

    http://gss.gs/Ufp.png

    half-space'i kullanırsa kanat oyuncusu, bu sefer bek için alan açılıyor ve arka tarafta defansif orta saha ile birlikte 3 kişi ile savunma yapabildiği gibi rakibini enine boyunu uzatarak gol atmak için yeterli alana sahip olunabiliyor. henry bunu yapmadığı için biz half-space'leri kullanamadığımız gibi bekin bindirmesi sonrası o bölgede yapılacak tek bir hata, tek bir yanlış pas alana yerleşemediğimiz için gol tehlikesi ile karşı karşıya bırakıyor bizi... hem set hücumu, pas istasyonu gibi kavramalara uzak olduğumuz için, hemde pres yapabilecek bir takıma da sahip olmadığımız düşünüldüğünde 2-5-3 hülyası ile kendimizi ne kadar paralarsak paralayalım asla gerçekleştiremeyeceğiz. hele bu takımla mümkün değil.

    http://gss.gs/NHs.png (4-3-3 /4-4-1-1 alan ve adam paylaşımı)

    bu sezon kaybedilen tüm karşılaşmalarda neredeyse 4-4-1-1 ve türevlerine kaybetmiş bir takımın 4-3-3 ısrarı çok mantıklı gelmemekle birlikte iki yeni stoperin varlığı ile 2-5-3 oynamaya çalışan bir takımında, stoperlerin pas yetenekleri göz önüne alındığında merkez orta sahalarından şikayet etmesi çok şaşırtıcı. 2-5-3 oynarken yeterli olan merkez orta sahalar 4-4-2 veya 4-4-1-1 oynarken mi yetersiz kalıyor? böyle bir şey mümkün mü?

    hocamın aklının karışık olduğunu düşünmekle beraber yanlış yönlendirildiğini de düşünüyorum. deplasmandaki porto maçınında bu duruma etkisi olabilir. nihayetinde galatasaray'ın tek kurtuluşu oyunu kanatlardan kurarak half-space'leri etki kullanarak kapanan takımları açmak. zaten futbolu çirkinleştirmeden oynayan takımlara karşı alex ferguson'un kontra atak oyununu oynamak doğru bir bakış açısı olabilir. böyle olduğunda yani kontra atak oyununda (topun rakibe verildiği) onyerkuru'nun mantığını anlayabilirim ama zaten ayağını taç çizgisine basarak tüm alanın verimli kullanılmasına engel olan birinin kapalı savunmalara karşı ne gibi bir fark yaratacağını da merak ediyorum.

    http://gss.gs/0mK.png

    ısrarla dile getiriyorum ama oynanması gereken, gelecek sezonda oynanması gereken oyun grafikteki gibidir.
    4-4-1-1 üzerine emre'nin bir kaka, bir necati adasıyla hareket ettiği (oos değil ikinci forvet gibi yer aldığı), iki kanatta da oyun kurabilen oyuncuların olduğu merkezde iki baskılı (donk yerine iki ndiaye'de olabilir) orta saha oyuncusunun olduğu ve bunların görevinin tamamen ball-winnning olması gerektiği ve oyunun kanatlardan kurulmasının şart olduğu düzene dönmek şart oğlu şart. eğer 2-5-3 oynayacaksak önce uçurtmalardan kurtulmak, sonra sistemi iyice yedirmek, ondan sonrada 4-4-1-1'in üzerine 2-5-3'e evrimleşmek gerekiyor. ama pres yapmakta zorlanan adamlardan kurulu bir takıma, pres yapmadığı takdirde çok pozisyon vereceği bir diziliş ile sahaya sürüp "sayıların bir önemi yok önemli olan felsefe" derseniz olmaz.

    hocamın kafası bu yüzden karışık ... sevdasına dönmenin yollarını arıyor ancak, günümüz futbolu 2-5-3'ü kaldıracak gibi değil ki bunu 1 milyar euroluk takımlar zor oynuyor... bu gerçeği göz ardı etmeden hareket etmek gerekiyor gibi.. umarım bu hülyadan çabuk uyanır ve 4-4-1-1'e döneriz. emre akbaba'yı kanatlara atıp, ondan yüzde 60 verim alarak mutlu olacaksak o başka. ben ondan yüzde 100 verim almak isterim.. zone 14'de bu yüzden emre akbaba olmalı. her koşulda...
  • çok ama çok büyük spor adamı.

    daha iyisinin gelmeyeceğine yüzde yüz eminim ama kanıtlayamam.
    saha içine odaklandığı zaman neler yapabileceğini, bu ligin nasıl çok basit bir hal aldığını görüyorsunuz. şampiyonlar ligi olmaz ama bir avrupa ligi çok yakışır..

    (bkz: 23 şubat 2020 fenerbahçe galatasaray maçı)

    not : artık heykelinin yapılması şart oğlu şarttır. beton için bir kaç şirket ile anlaşılırsa çok iyi olur malum tek firmanın altından kalkabileceği bir iş değil.
  • siktiğimin tüpçüsü ile aynı masaya oturuyorsa onu sadece kader ortağı kelimesi ile vuruyor (bu ne demekse artık) olmamız kendisinin hayrınadır. yaptığı hamle karşılığında hak ettiğinden çok daha edepli şekilde eleştiriliyorsa, bu kendisinin galatasaray kulübüne yaptığı hizmetlere duyulan vefadan dolayıdır.

    bak birader; ben de bu ülkede bürokraside söz sahibi bir konuma gelmek, gelir dağılımında adaletin sağlanmasını ve insanların daha iyi eğitim-öğretim almasını sağlamak istiyorum. fakat; bu arzu beni bugün hırsız dediklerime yanaşıp makam sahibi olmaya itmiyor. çünkü adam olan, hırsızlığını, arsızlığını, kokuşmuşluğunu bildiği insanlarla çalışmaz. yeterince basit değil mi bu? anlaması çok mu zor? dün yerden yere vurduğun ve ne bok olduğunu bildiğin insanlarla değil milli takım falan gibi içi boş milliyetçi zırvaları için, sevdiklerinin canı pahasına dahi yan yana gelmezsin. bu kadar basit.
  • --- alıntı ---
    fatih terim: "ozan kabak'ı yetiştiren antrenörüm 2.500 ile 4.500 tl arası maaş alıyor. türkiye'nin en büyük spor kulübünde çalışıyor ve ozan'lar yetiştiriyor. bir de anadolu'yu düşünürsek, varın halimizi siz düşünün.

    --- alıntı ---
    ben burada hocama küçük bir eleştiride bulunacağım.
    alt yapıda eksik çok tabii ki ama en önemli sorun yetiştirici hocaların aldıkları maaşlar.
    hoca ve görevli sayısını bilmiyorum ama diyelim ki 100 görevli olsun. bunların hepsinin maaşına 2000 bin tl zam yapılsın mesela. sigorta gideri filan derken rakam 3.000 tl olsun, yani yıllık 3 milyon tl fark çıksın ortaya.
    emre taşdemir yılda 1,4 milyon tl kazanıyor mesela.
    bir eksik futbolcu alsak, bütün alt yapı çalışanlarının giderleri kat kat karşılayabiliyoruz.
    emre mor'un bize geçen yıl maliyeti yaklaşık 8 milyon tl idi, aldığımız katkı ise sıfır. yani emre yerine rotasyona yunus'u koysaydık o para cebimizde kalacaktı.
    veya sırf vefa diye selçuk'a 4 milyon euro vermesek, yine alt yapı giderleri çıkacaktı.
    futbolculara bu kadar yüksek maaş ödediğimiz müddetçe alt yapı için ödenen her rakam göze batacaktır.
    burada hocam finans ekibiyle konuşacak ve alt yapıdaki herkese türkiye şartlarında düzgün maaşlar verilmesini sağlayacak.
    karşılığında da emre taşdemir yerine süleyman luş'u rotasyona koyacak. yani bütçe açmış olacak.
    bu yazdıklarımı başka bir hoca yapamaz ama kendisi yapabileceği için yazdım.
    yine aynı yere bağlıyorum ama yıllık 60 milyon euro maaş bütçesi ile bu gemi yüzmez, bunu değiştirecek olan tek isim de hocamdır.