• 1
    çok eski olan sözlük tarihimizde başlığının açılmaması şaşırtıcı. belki silinmiştir, belkide değmeyecek bir kulüp için önemsememiştir sözlük yazarlarımız. ancak bunların yaptığı alçaklıklar, sadece sevdamız galatasaray'a olduğu için, hepimizi yakından ilgilendiriyor.

    öncelikle bize nefretlerinin başladığı 92-93 sezonundan başlayalım. iki takım son haftaya aynı puanda girer ve iş artık averaja bakmaktadır. ankaragücü maçının bir hafta öncesinde malum takım 43 averaj ile ikinci, biz ise 45 averaj ile birinci sıradayız. maçı 8-0 kazandıktan sonra federasyon tarafından soruşturma yiyen iki şahıs var. birisi gençlerbirliği başkanı ilhan cavcav, ikincisi şeref timsali süleyman seba. sebebi ise gençlerbirliğinin son hafta ligde attığı 41 golün 26'sına direk etki etmiş iki oyuncusunu kadro dışı bırakması. ve o sezonu biz şerefiz olarak birinci, beşiktaş ise şerefiyle, hakkıyla, onuruyla ikinci bitirdi. maç öncesi beşiktaş'ın yaptıkları ise yönetimimizin gözünden kaçmamış, ortalığı ayağa kaldırmışlardır.

    https://3.bp.blogspot.com/...bj8/s1600/Adsız.png

    gel gelelim 85-86 sezonuna. gençlerbirliğinin iki oyuncusu halil ibrahim eren ve zlatko bariz şekilde beşiktaş'a maçı sattıklarını itiraf etmekte. bakın teşvik demiyorum. beşiktaş, gençlerbirliği maçında tam 15 milyon lira şike parası ödemiştir diyorum. buyrun halil ibrahim eren'in itiraflarına;

    ''gençlerbirliği’nde oynuyordum. ankara’daki bir beşiktaş maçı öncesi kampa girdik. yanılmıyorsam 1985-86 sezonuydu. beşiktaş’ın teknik direktörü stankoviç idi. oda arkadaşım olan zlatko bana, “maçı satmam için beşiktaş bana 15 milyon lira önerdi. para da fenerbahçe kalecisi olan lukovcan’a verilmiş. maçı sattığım taktirde 15 milyon lirayı lukovcan’dan alacağım söylendi. iş bu şekilde sağlama alınmış. ama ben vatandaşım olan lukovcan’a hiç güvenmiyorum. sağlam biri değildir. maçı satsam bile parayı o bana vermez” dedi.
    zlatko ayrıca “beşiktaş’ın o dönemdeki genel kaptanı z.a., maçı sattığımın anlaşılabilmesi için bariz bir penaltı yapmamı istedi. ama ben orta saha oyuncusuyum. savunmada oynasam, tamam bu olur, ama ben orta saha oynuyorum, bu penaltıyı nasıl yapacağım” dedi. ben de, “yapma zlatko” dedim. vazgeçirdim. zlatko beni dinledi. harbi oynadı. zlatko maçtan sonra, “seni dinledim, parayı almadım. ama bu parayı bizim takımdan başka oyunculara verdiler” dedi. o sezon beşiktaş şampiyon oldu.

    kaynak: https://www.hurriyet.com.tr/...-itiraflari-13060219

    bu bir kitap itirafı değildir. gündemde hiç olmamıştır. pek çok galatasaray'lı bile bilmez. sebebi bizim şeref ve temizlik iddiamızın olmamasından dolayı. bu aktardığım mesut bakkal'ın anlattıklarından daha hafif bir şey çünkü. alt üstü şike, teşvik priminden daha önemli bir şey değil.

    gel gelelim bunların siyasi yüzlerine. stadların ismi yıllarca ''inönü'' stadıydı. onu geçiyorum, diyelim ki ''milli şef'i'' çok seviyorlardı. yine 85-86 sezonu namağlup bitirdiğimiz ligi ikinci bitirdik. nedeni beşiktaş'ın uçup kaçması değildi. başbakanın karısı semra özal'ın liglere direk müdahele etmesiydi. ligdeki her maçı tribünden izleyen ''özal'' beşiktaş'ın mağlup bitirdiği ilk yarılardan sonra hakem odasına girer, ikinci devre penaltı ve kartlar havada uçuşurdu. buda zamanın ünlü kabadayısı, fevzi öz'ün itirafları;

    "turan çevik’le ortaktım. malatyaspor gündeme geldi; turan, ’dayı başkan ol’ dedi. ben de dedim ki, ’sen başkan ol, ben destekleyeyim.’ o zaman malatyalı bir hemşerimiz geldi, ’maçı verelim’ diye, semra özal yollamış. ben de sinirlendim, çocuklara, ’beşer milyon daha prim size, yenin beşiktaş’ı’ dedim. bünyamin’in neredeyse beli kırılıyordu, topu içeriden aldı. yendik o maçı. biz malatyaspor’u böyle yerlere getirdik."

    fevzi öz, dönemin malatyaspor başkanı, turan çevik'in ortağı olması yanında malatyaspor'a abilik yapan bir adam. işin ilginç yanı maçı satmayan adam itiraf ederken, maçı satanların susmasının nedenini siz az çok biliyorsunuz. çünkü mesut bakkal gibi ''arsız'' olmadıkları çok malum. her devrin takımı, siyasetin oyuncağı beşiktaş'ın akp döneminde yaptıklarını ve stadları yapılırken milletin rızkını yedikleri gayet ortadayken, devrimci oluyor. galatasaray siyasetin takımı oluyor. hass ordan.

    gel gelelim fetö olayına. hakan şükür, arif erdem daha bir çok oyuncu galatasaray spor kulübünde futbol oynadı. ancak hiçbir yönetici, galatasaray'a üye olup önemli görevlerde yer a-la-maz. ihsan kalkavan efendinin günaydın gazetesinde merhum naci yalınkılıç'a verdiği röportajda aynen şu ifadeleri kullanmıştır;

    ''şampiyonluk öyle milne ve oyuncular tarafından gelmedi. önce sayın hoca (fethullah gülen) sayesinde olduk.'' bu cümleyi bırakın galatasaray ikinci başkanı, malzemecisi söylese 20 şampiyonluğumuzu alırlardı. tek argümanları ''omo ohson kolkovon'u, soloymon sobo kolopton ozokloştordo'' o zaman sayesinde elde ettiğin 3 şampiyonluğu iade et sığır.

    malum atla yaptıkları şike sezonuna gelecek olursak; şanlı, şerefli beşiktaş'ımız takas karşılığı şike yapmış. bakın parayla demiyorum. eşya, mal, hayvan karşılığı şike yapmış diyorum. fenerbahçe aklanmak içinm bir taraflarını yırtarken bu omurgasızlar şerefleri olan türkiye kupasını kurtulmak için iade etmiş, üstelik bu sayede hak kazandıkları avrupa kupalarına katılmışlardır. ayrıca şike yaptıkları dönemin başkanı, kendilerini yargılayacak kurumların en başına geçip federasyon başkanı olmuş, şanlı şerefli beşiktaş'ını o bile ''ak-la-ya-ma-mış-tır.'' benim için daha ilginci ise; şeref timsali süleyman seba'nın öz yeğeni ''tayfur havutçu'' şike yüzünden 1 yıl hapis yatmasıdır. işte bazıları buna tesadüf der, benim gibiler ise ''ilahi adalet.''

    stad açılışları en komik olay. tam bir yıl boyunca ''toki arena'', ''stadınızı devlet yaptı.'' diye galatasaray'a gönderme yaptılar. erdoğan'ın ''o gerizekalıların cebinden para mı çıktı, stadı biz yaptık.'' tadında telefon konuşmasından sonra utanmadılar bile. ancak sesleri bayağıdır çıkmıyor o konuda.

    gezi parkı olaylarında en önde bunlar vardı. acayip popülist, devrimci, egolu mükemmel bir imaj yaptılar kendilerine. oysa ki çoğunun orada şov için olduğu belliydi. sebebini ise şöyle açıklayayım;

    gezi parkı bir toplum hareketiydi. güç yön değiştirebilirdi. malum takım beşiktaş fırsattan istifade, bu güç yönünde hemen yerini kapmak için harekete geçti. oysa ki bu olaylar durduktan, başkanlık sistemi geldikten sonra hükümete ''çıt'' sesleri çıkmadı bunların. eğitimli bir köpek gibi, iktidarın güçten düştüğü günü bekliyorlar. o zaman biz akp'li, bunlar yine devrimci olacak emin olun. kendi stad açılışına giremedi bu devrimci pezevenkler. düşünsenize galatasaray başkanı, stad açılışımıza bizi almıyor ve iktidarla stadda şov yapıyor. bırakın galatasaray başkanı, o andan itibaren hükümet seçim kaybeder. ancak bu devrimci arkadaşlar stad açılışlarında erdoğan'ın boy boy resmi etrafında tam iki saat yalakalık yaptılar.

    hakemlerden ağlamaya şimdiden başladılar onu geçiyorum. geçen sezonun ilk yarısında cüneyt çakır'ın yönettiği ve bunların kazandığı maçı hatırlarsınız. tam 3 penaltı, yoruma kapalı olarak penaltı olan pozisyon verilmedi. hakem ''var'' olmasına rağmen göremedi, hata yaptı diyelim. maçı kaybettik ona da tamam. ancak ligin ikinci yarısında 1 taç atışı yanlış verildi diye ''bülent yıldırım'' efendinin hakemliği bitirildi beyler. bir hakeme bundan daha net bir mesaj var mıdır siz düşünün.

    gel gelelim işin özetine. her zaman savunduğum''beşiktaş gibi dostun olacağına, fener gibi düşmanın olsun.'' sözü, yine sağlamasını yaptı. bunları böyle gördükçe ırkçılık derecesinde nefret katsayım artıyor. fener, emre belözoğlu v.b şeyler bunların yanında bana pembe dizi gibi geliyor. ancak en çok canımı yakan husus ise benim için; her sezon süleyman seba'nın ölüm yıl dönümünün kulübümüz tarafından hatırlanması. kulübüme ''şerefli ikincilikler'' sözüyle ''şerefsiz'' diyen bir zat-ı muhtereme ben ancak küfür ederim. elbette burada bize küfür yok diyenleriniz olacaktır. ancak insanın ağzından küfür çıkmadan çok ağır cümleler kurabilir karşısındakine. bu söz bile beşiktaş'ın kalleşliğinin kanıtıdır. lafı öyle direk söyleme cesareti hiç bir zaman olmamıştır. hep arka kapılardan dolanır ve yakalandığında ben temizim, ben şerefliyim diye havlamaya başlarlar. size şerefsizsiniz diyen olmadı ki be utanmazlar. her zaman kendi kendinizi böyle ele verin. her zaman her şeyi yapan, en sonunda hiç bir şey yapmamış gibi davranan ve başkasını suçlayan kalleş sürüleri sizi.