• 1
    her anlamda, her branşta 2012-2013 kadar güzel geçmesi dileğimdir.

    1-futbolda yine çeyrek finale çıkmak,
    2-futbolda yine ligi erken domine ederek haftalar öncesinden şampiyon olmak,
    3-futbolda süper kupayı tekrar kazanmak,
    4-erkek basketbolda (bitmemesine rağmen) yine yenilmemezlik serisi yakalamak,
    5-erkek tekerlekli basketbolda yine avrupa şampiyonluğu, lig şampiyonluğu yaşamak,
    6-sutopunda tekrar şampiyon olmak,
    7-bayan voleybolda dörtlü final yaşamak...

    ek olarak;
    1-futbolda ziraat türkiye kupasını almak,
    2-bayan baskette şampiyonluk yaşamak,
    2-erkek baskette euroligde final four görmek olursa tadından yenmez.

    şimdiden hayırlara vesile olsun. allah yardımcınız olsun.
  • 3
    galatasaray taraftarı için başlarında "ulan bi maçı da gol yemeden bitirin!", ortalarında "nedir lan bu deplasmanlardan çektiğimiz?", sonlarına yaklaşırken "bari bundan sonra adam gibi top oynayın da, kendinizden nefret ettirmeyin. bizleri memnun edin.", sonunda ise "canınız sağolsun" vefalılığını göstererek, muhtemel olarak her gün oluk oluk nefret kustuğumuz, türlü türlü küfürler ettiğimiz, şikecilerin, onun bunun çocuklarının şampiyon olacağı sezondur. emeği geçen herkese teşekkürler(!) ama unutmayın ki zaferler bizim ruhumuzda var. ve yine unutmayacağınız bir şey var ki; galatasaray yerde kalmaz.
  • 5
    şu sezonda şampiyon olamadık ya, içimde yıllardır muhtemelen ukde olarak kalacak.

    sezon dört dörtlük başlamıştı, her şeyiyle. bir önceki sezonda şampiyonlar ligi'nde çeyrek finali görmüş, yarı finalin kapısından dönmüş, 2 sezon üst üste şampiyon olan takım, 3. sezonuna da iskelet kadrosunu koruyup, bir önceki sezonun devre arasında sneijder&drogba çilekleri ile adeta yıldızlar topluluğuna çevrilmişti. öyle ki, bu kadroya artık alttan gelecek yeni oyuncuları yavaş yavaş monte etme adına takımı gençleştirme operasyonuna bile başlanmıştı. galatasaray'ın tarihinde daha önce emsali olmayan bir projeye, bruma transferine şahit olmuştuk hepimiz. türkiye'de düzenlenen fifa 20 yaş altı futbol şampiyonasında en çok vitrine çıkan oyunculardan biri olan armindo tué na bangna bruma'yı 10 milyon euro + 3 milyon euro da bonuslarla kulübün en pahalı transferleri listesine sokacak şekilde kadromuza katmıştık. her ne kadar o zamanki takıma nazaran çok acelesi olmaması, ayrıca takımın nispeten daha aciliyeti olan yerlere, mesela sol beke ve yedek kaleci pozisyonuna takviyelerin gerçekleşmemesi dolayısıyla şahsımca pek istekli değildim bu transfer için. ancak yine de bruma'nın bu turnuvadaki performansı, yaşının ve potansiyelinin verdiği ışıktan dolayı heyecanlandırmayı başarmıştı. ki kanat oyuncularımız albert riera, nordin amrabat ve engin baytar'ın performanslarını da dikkate alınca daha da ılımlı yaklaşılıyordu bu transfer için.

    bu sezonun bir diğer güzel yanlarından biri de, benim gibi estetik detaylara çok fazla takılan taraftarların önem verdiği forma konusuydu. evet 2013-14 sezonunun formaları uzun bir süre galatasaray'ın çıkarttığı en iyi formalar listesinde kafaya oynayabilecek tarzda formalar. parçalısı tam parçalı, metin oktay standartlarında ve renk tonunun da uyumuyla adeta eski zamanlara kısa bir nostaljik tura çıkartıyordu bizleri. altına da her ne kadar o sezon pek göremesek de beyaz şort ve kırmızı konçlarla ekipman tamamlanıyordu. füme&siyah karışımı formayı da özellikle genelde deplasmanlarda kullanacak şekilde çıkartmış, ligde sadece iki kere kullandığımız kırmızı çubuklu formayı ise imparator fatih terim'in son maçı olacak 22 eylül 2013 beşiktaş galatasaray maçında giymiştik. parçalıya zaten sözümüz yok, ancak kırmızı çubuklu formaya da benim ayrıca bir hayranlığım vardı. o sezon kupa ve real madrid deplasmanında bir-iki kere daha görmüş, daha da roberto mancini döneminde ne ligde ne de şampiyonlar ligi'nde tercih etmemiştik.

    çok güzel başlayan sezonun elbette iç gıcıklayan birkaç tarafı vardı. özellikle bir önceki sezonda teknik direktör fatih terim'e karşı yapılan bariz müdahaleler canımızı sıkmış, ona karşı verilen tribüne gitme cezaları takımı hocasından ayırınca performansına doğrudan etki eden bir sorun teşkil etmişti. ki o sezondan kalan tribün cezası bu sezona da devretmişti. buna mukabil fatih terim'in de 'sezon sonu konuşacağım' demeleriyle de bir nebze kendimizi avutuyorduk. ancak ne olduysa ağustos ayında oldu. o zamanki türkiye milli takım teknik direktörü abdullah avcı ile yollar ayrılmış, türkiye futbol federasyonu başkanı yıldırım demirören'in basın toplantısıyla şaşkına dönmüştük. demişti ki, ilk görüşeceğimiz aday fatih terim. hatta bununla ilgili de o dönemin başbakanı recep tayyip erdoğan ile görüşülüp, fatih terim fikrini ilk onun öne sürdüğü söylentileri de açığa çıkmıştı.

    buna mukabil fatih terim, bir koltukta iki karpuzu sığdırmaya çalışma gayreti içerisine girdi. bunun neticesinde de elbette galatasaray zarar gördü, her zamanki gibi. en başta fatih terim'in doğum gününden iki gün önce, 2 eylül 2013'te sözleşmesini uzatma teklifini, sonrasında ise antalyaspor ile berabere kalınan maçın basın toplantısında bu teklifi reddetmesini konuşmuştuk. ne diyordu imparator; 'bazılarının içi rahat etsin diye sözleşme uzatmam!'

    şimdi bunun üzerine söylenecek bir çok şey var, başta futbol takımı teknik direktörünün bu denli çıkışmasının arkasında ne olduğu, ikincisi ise galatasaray teknik direktörü'nün başkanına karşı bu tarz saldırgan bir eylem içerisinde olmasının takıma vereceği zarardı elbette. malum telefonların cevaplanmaması, kısa mesajlara yanıt gelmemesi ve elbette fatih terim'in milli takım ile o zamanki sözleşmesinin gerçekten mayıs 2014'ün sonuna kadar mı olacağı bunların belki görünürde, belki de gerçekte sebepleriydi. elbette fatih terim sözünü kimseden esirgemeyen, korkusuzca herkese karşı düşündüklerini iletebilen bir adam olduğu için bunu kendi karakterine yorduk, ancak aslında öyle olmadığını da pek de zaman geçmeden kavrayabildik. hem başkanla yaşadığı tartışma, hem de milli takım münasebetiyle esas yerinin olduğu takımı boşlaması nihayetinde, galatasaray ligde art arda puan kayıpları yaşıyor, şampiyonlar ligi'nde grubundaki ilk maçında kendi evinde real madrid karşısında hezimete uğruyordu. bütün bunların üzerine de zannedersem 24 eylül 2013'te galatasaray.org'da geçen haber ile herkes beklenen acı sonla karşı karşıya geliyordu.

    yaşanan teknik direktör ayrılığı sonrası galatasaray, sıkışan maç takviminde hemen yeni teknik direktör arayışlarına başlamalıydı. nitekim 2 ekim 2013 juventus galatasaray maçına iki gün kala da italyan teknik direktör sinyor roberto mancini ile 2 yıllık sözleşme imzalamıştı. ilk maçından oldukça zor bir deplasmandan puanla dönen sinyor, başlangıçta ümit vaadetse de, özellikle ligde deplasman maçlarındaki takımın silik futboluna ve getirdiği kısır sonuçlara çare de olamayınca bu güzelim sezonu harcamıştık. elbette ligde son 6 resmi maçında galibiyet alması, takımın lig sonuna doğru ciddi şekilde ivme kazanması ve gerçekten takımla beraber bir yaz kampını geçirecek olması sebebiyle bir sezon daha kalmasını naçizane düşünceme göre hakettiğini söyleyebilirim. olmadı, transfer görüşmelerinde neticeye varılamaması sebebiyle bir italyan gidip, yerine başka bir italyan cesare prandelli ile anlaşılmıştı.

    bütün bunların üzerine, bu sezonu daha da anlamlı kılan şey, belki de dördüncü yıldızın takılması olacaktı, ki bu sezonda kaptırılan şampiyonluk neticesinde o yıldız bir sezon ertelenmişti.

    her şeye rağmen yine de içinde kalıcı güzelliklerin olduğu bir sezondu bu sezon. en güzeli ise elbette 11 aralık 2013 galatasaray juventus maçıydı.

    http://i.eurosport.com/...7756471-1600-900.jpg
  • 6
    bu sezona başlayan galatasaray kadrosu kağıt üstunde 2000 kadrosundan hemen sonra gelir. orta saha rotasyonu: selçuk, melo, hamit, sneijder, engin, emre çolak, amrabat, bruma, ceyhun.
    forvet rotasyonu: drogba, burak, umut.
    drogba hariç hepsi yaş olarak prime time denilebilecek zamandalardı. şu kadro ünal aysal yüzünden hiç oldu. önce hocanın gitmesine sebep oldu sonra ocakta o saçma transfer dönemi yaşandı. geçmişe dönüp bakınca üzülmemek elde değil. son 2 yıldır şampiyon oluyoruz şunun çeyreği etmeyecek kadrolarla.

    eray
    sabri gökhan z. semih balta
    ceyhun
    amrabat engin emre bruma
    umut

    düşünün ki yedek 11'i buydu takımın. o sezona bu 11i as olarak bir takıma koy ilk 4 yapardı. ah ahh.
  • 7
    o sezon şampiyon olamayacağımız üç aşşağı beş yukarı anlaşılıyordu. takımımızda bir kıvılcım eksikti. 2 yıl üst üste şampiyonluktan sonra mental yorgunluk görülüyordu takımda. bizim ligimizde kalite kadar heyecan da önemlidir ve kabul etmek durumundayız ki o sezon suyun öte yakası kadar heyecanlı değildik. evet en güçlü bizdik ancak ama işte o ruh, heyecan yoktu. gerçi fatih hoca kalsaydı durum ne olurdu bilemeyiz tabi ancak karşı taraf fazla puan kaybetmedi süreç boyunca. ligin son düzlüğünde çok puan kaybettiler o da fark çok olduğu içindi. 2017-2018 sezonunda beşiktaş kadro olarak bizden daha iyiydi, oturmuş bir düzeni vardı ama işte onlarda da mental çöküş başlamıştı. biz ise daha inatçı, daha dinamik ve daha çok isteyendik. mesela bu sezon içinde evet ligin ikinci devresi güzel top oynuyoruz, çok olgun oynuyoruz ancak işin duygu kısmının hala eksik olduğunu ve şampiyonluk kıvamına gelemediğimizi söyleyebilirim. her ne olursa olsun biz galatasarayız bu sezonu da kazanabilir miyiz? pekala kazanabiliriz. o genetik kod bizde mevcut.
  • 8
    ikinci devresinin başındaki haftalarda fenerbahçe'yle puan farkının 4'e kadar düştüğü sezon. üstelik arena'da fenerbahçe'yi yeneceğimiz için puan farkı 1'e düşecekti. eğer fatih terim kalsaydı şampiyon yaparmış. çünkü büyük fark kapatma konusundaki yeteneğini bize 1997-98 ile 2018-19'da gösterdi ve 2019-20'de de göstermek üzere.
  • 9
    sen eğer ligin ikinci yarısına 8 puan geride başlıyorsan ve ikinci yarıda oynadığın 6 deplasman maçını üst üste kazanamıyorsan tabii ki şampiyon olamazsın.
    bu 6 maçlık kazanamama serisinde 2 tane yıkıcı maç var, onları yazmak istiyorum.
    (bkz: 17 şubat 2014 antalyaspor galatasaray maçı)
    (bkz: 2 mart 2014 çaykur rizespor galatasaray maçı)
    ilk golü biz attık her iki maçta da.
    ama bu maçları berabere bitirdik.
    özellikle rize maçı çok kalp kırıcı olmuştu.
    1-0 öndeyken defalarca farkı artırma fırsatını teptik ve sonunda penaltıdan golü yedik.
    rize maçından sonra da içeride kazanan ama deplasmanda kazanmakta güçlük çeken bir takım olarak sezonu bitirdik.
    deplasmanda kazanmaya başladığımızda da iş işten geçmişti.
    fenerbahçe bence bizim onlara yaklaşmamıza neden olacak kadar puan kaybetmişti.
    biz galibiyet serisi yakalayabilseydik, şampiyon olurduk.
    ama futbol böyle bir şey işte. takımlar makine değil.
    lig uzun bir maraton. yaptığınız doğru işler ve hatalar, sezon sonunda puan tablosundaki yerinizi belirliyor.
    şampiyon olmanız için sezonun azımsanmayacak bir bölümüne ağırlığınızı koymanız gerekiyor.
  • 10
    lig açısından kırılma noktası art arda gelen ve yalnızca 2 puan çıkarabildiğimiz şu 3 maçtır.
    (bkz: 14 mart 2014 kardemir karabükspor galatasaray maçı)
    (bkz: 22 mart 2014 galatasaray kayserispor maçı)
    (bkz: 29 mart 2014 konyaspor galatasaray maçı)

    bu süreçte fenerbahçe 3'de 3 yapınca 6 olan puan farkı 13 olmuştu. en azından ikinciliği alıp şampiyonlar ligi bileti adına savaşmıştık.